Böylece üçüncü günün sonuna geldik. Edinburgh'daki dördüncü günümüzü şehrin biraz daha dışındaki yerlerde geçireceğiz...
19 Ekim 2024 Cumartesi
Edinburgh 3.Gün
13 Ekim 2024 Pazar
Edinburgh 2.gün
Edinburgh görece küçük bir şehir. İkinci günkü planımız otelimizin de üzerinde bulunduğu Royal Mile'da (Kraliyet Yolu). Bu yol, Holyrood sarayından başlayıp Edinburgh kalesine kadar uzanıyor. 1.5 km uzunluğundaki, yanda da fotoğrafı görünen Royal Mile, dört bölüme ayrılıyor: Castlehill, Lawnmarket, High Street ve Canongate. Bu cadde üzerinde, 16.yy'dan 18.yy'a kadar uzanan farklı dönemlerde yapılmış binalar sıralanıyor. İlk durağımız Edinburgh Kalesi. Bu kalenin içini görmek istiyorsanız, mutlaka bir süre önceden internetten biletinizi almalısınız. Kaleye girişler saatli, bu sebeple, bileti alırken giriş saati de seçiyorsunuz. Biz sabah 10.00 girişli bilet aldık mesela. Kapıya gittiğimizde "sold out" yazıyordu. Biz biletlerimizi gösterip geçerken, yanımızda bileti olmayan bir adam Kanada'dan geldiğini, bir daha ne zaman Edinburgh'e geleceğini bilmediğini, kaleyi gezmesinin bir yolu olup olmadığını soruyordu. Biz içeri doğru yol alırken, bilet görevlileri adama yardımcı olmak için yetkili kişiyi arıyordu. Bu arada hayatımda İskoçlar kadar güler yüzlü ve yardımsever insanlar görmediğimi söylemeliyim. Sokakta alakasız bir kişi bile size gülümseyip, ona yol verdiğiniz için teşekkür ediyor. Biz gelmeden bir hafta önce Taylor Swift konseri varmış. Neyse ki bizim gittiğimiz haftaya denk gelmedi çünkü otel fiyatları astronomik fiyatlara ulaşmış. Konser alanı direk kalenin girişinde. Daha önce askeri törenlerin yapıldığı alan, seyirciler için oturaklar yerleştirilerek konser alanına çevrilmiş. Kalenin surlarının içinde girip biraz yürüdükten sonra One O'Clock Gun'un bulunduğu meydana ulaşıyorsunuz. Bu topun bulunduğu alana saat bir civarında gelirseniz ateşlendiğini görebilirsiniz. Kaleyi gezmeyi yaklaşık bir buçuk saatte bitirdiğimizden topun ateşlenme saatini beklemeyip, otele gidip dinlenmeyi tercih ettik. Artık çocuklu bir aile olduğumuzdan ve yıllar geçtikçe yaş aldığımızdan eskisi kadar enerjimiz olmuyor ne yazık ki. Kalenin içinde birbirinden ayrı ve farklı zamanlarda yapılmış birçok bina mevcut. İlk olarak gezdiğimiz yapı Scottish National War Memorial. Bina, kışla olarak inşa edilmiş, ancak 1923 yılında I. Dünya Savaşı'nda ölenleri anmak amacıyla yeniden düzenlenmiş, daha sonra II. Dünya Savaşı ile ilgili bölüm de eklenmiş. Kalenin içindeki sonraki durağımız Prisons of War. Crown Square'in altındaki bu kısımda, 1700'lü ve 1800'lü yıllarda, yüzlerce savaş esiri bir arada, sıkışık bir şekilde tutuluyormuş. 1800 civarındaki halleriyle yeniden canlandırılmanın yapıldığı bu kısma girdiğinizde kendinizi birden geçmiş çağlarda buluyorsunuz. Kaledeki üçüncü durağımız Great Hall, 1503 yılında Margaret Tudor ve IV.James'in evlilik töreni için inşa edilmiş. İngiliz general Oliver Cromwell 1650 yılında kaleyi ele geçirince, bu büyük salonu kışla olarak kullanmış. Toplum baskısı sonucu 1887 yılında salon eski haline döndürülmüş. Crown Square'in (Taç Giyme Meydanı) doğu kanadında İskoçya kraliyet mücevherlerine ev sahipliği yapan Royal Palace var. Mary Stuart'ın, geleceğin kralı oğlu James'i doğurduğu küçük oda Queen Mary's Room da burada. Kale'deki son durağımız St Margaret's Chapel, oldukça küçük bir şapel. Kalabalık bir zamanda denk gelirseniz bu küçük şapele dışardan bakmanız yeterli bence, çünkü içerisi çok küçük ve dar. 1093 yılında ölen Kraliçe Margaret için yaptırılan bu şapelin Edinburgh'un en eski yapısı olduğu söyleniyor. Burada hala evlilik ve vaftiz törenleri yapılıyormuş. Komik bilgi: adınız Margaret ise, sizden ücret de talep edilmiyormuş. Otelde dinlenme sonrası ikinci durağımız Scotch Whiskey Experience. Burası da Edinburgh'e gittiğinizde mutlaka uğramanız gereken yerler listesinde bence. Saatli turları yine internetten satın alabilirsiniz zira bu turistik şehirde işinizi şansa bırakmanızı tavsiye etmem. İçinde binlerce viskinin olduğu bu müzede farklı çeşitlerde turlara katılmanız mümkün, fakat çocukları kabul ettikleri sadece bir tane tur var.
Bu tur 50 dakika sürüyor ve seçtiğiniz bir bardak single malt ya da blended viskinin tadımı yapıyorsunuz. İşin güzel yanı, viskiyi tattığınız bardağı günün sonunda size hediye ediyorlar. Scotch Whiskey Experience'ın binası aslında Castle Hill School olarak yapılmış. Binanın üstünde kocaman ismi yazıyor. Fakat şuanda burası oldukça turistik bir bölge olduğundan bina farklı bir şekilde değerlendirilmiş.
Üçüncü durağımız Scotch Whiskey Experience'ın hemen karşısında yer alan Camera Obscura. Burası da Edinburgh'de mutlaka gitmeniz yerler arasında yer alıyor. Bu mekan, karanlık odaların moda olduğu 1850'lerde inşa edilmiş. 6 katlı binanın her katında ayrı bir optik illüzyon sizi bekliyor. En üst katında ise şehrin manzarasını izleyebileceğiniz teras ve buranın kurulma nedeni Camera Obscura yer alıyor. Bu kamera, bizim bildiğimiz anlamda kameralar yokken aynalarla oluşturulmuş. Şehrin canlı görüntüsü aynalarla bir panele yansıtılıyor. Bu düzenek ilk kez kurulduğunda görenler şaşkınlıktan çığlıklar atarak bayılmış. Bu karanlık odada bize Camera Obscura'yı anlatan rehber çok eğlendiriciydi. Kağıttan köprülerle arabaları karşıya geçirdi, sokakta yürüyen insanları sinek gibi avladı ve etraftaki binalarla ilgili tarihsel ve eğlenceli bilgiler paylaştı.
Camera Obscura'daki illüzyonlardan bir örnek :)Ve son durağımız yine Scotch Whiskey Experience. Akşam yemeği için müzenin içindeki Amber restoranda yer ayırdık ve Taste of Scothland menüsünü denedik. Biraz pahalıydı ama bence değerdi. Ayrıca, evlilik yıldönümümüzü de bu güzel restoranda kutlamış olduk. Adından da anlaşıldığı gibi İskoçya'nın farklı lezzetlerinden tattık. Menüye bir bardak viski dahil, fakat fiks menü haricinde yer alan viski menüsündeki viskileri de denemenizi tavsiye ederim. Benim gibi viski düşkünü olmayan birine bile hitap edecek çok çeşit viski var. Katıldığımız turlardan birinde söylemişlerdi sanırım, viskiyi sevmiyorsanız, sizin için doğru viskiyi bulamamışsınız demektir...
5 Ekim 2024 Cumartesi
Edinburgh 1. Gün
Yaz bittiğine göre yazın yaptığımız seyahatleri yazmaya başlayabilirim. Ramazan bayramında ilk durağımız Edinburgh idi. Aparthotel Adagio Edinburgh Royal Mile otelinde kaldık ama hiç tavsiye etmem. Edinburgh genel olarak pahalı bir şehir, doğal olarak oteller de pahalı. Otelin yeri çok güzeldi, kahvaltı iyiydi ama personel kötüydü ve odada pis bir koku vardı. İlk gün 3 saat odaya almak için bekletip yine de almadılar. Akşama doğru ancak giriş yapabildik.
Otele girememek için beklerken otelin hemen arkasındaki Loudons New Waverley isimli restoranda yemek yedik. Öğle saati olduğu için biraz kalabalıktı ama yemekler harikaydı.
Beklemekten vazgeçince ilk günkü rotamıza başladık. Haritada 8 ile gösterilen otelin olduğu yer (aynı zamanda 1 numara). 2 numaralı yer ise Potterrow caddesi.Bu caddenin ünlü olmasının sebebi Harry Potter'a soyadını vermiş olması. Başka da bir numarası yok. Edinburgh'da birçok Harry Potter yürüme rotası mevcut, bu cadde de onların duraklarından biri. Bir diğer durakları ise, Greyfriars Kirkyard mezarlığı. Buranın Harry Potter fanları için önemi ise Tom Riddle'ın ismini bu mezarlıktaki bir mezar taşından alması. Çok aradık taradık ama mezar taşını bir türlü bulamadık. Bu mezarlığın ünlü sakinlerinden biri ise Greyfriars Bobby. Bu köpek, ölen ve mezarlığa gömülen sahibi John Gray'i, 2 yaşından 16 yaşında ölene kadar, mezarı başında beklemesiyle ünlenmiş ve sahibine olan sadakati sebebiyle bu mezarlığın girişine defnedilmiş. Bir sonraki durağımız yine Harry Potter fanlarının ilgisini çeken bir yer: Victoria Street. Bu caddenin J.K. Rowling'e Diagon Alley için ilham kaynağı olduğu söyleniyor. Bu sebeple, caddede Harry Potter fanlarının ilgisini çekecek şeyler satan birçok dükkan bulunuyor. J.K. Rowling, Harry Potter'ın bir kısmını Elephant House kafede yazmış. Ama ne yazık ki kafe birkaç sene önce yanmış. Bu nedenle, Victoria Street'te bir dükkana taşınmışlar. Orijinal yerindeki restorasyon da biz gittiğimizde hala devam ediyordu.Vee gelelim Johnnie Walker Experience'a. Bence tek kelimeyle müthişti. Viskiyle yapılabilecek harika kokteyller öğrendim. Johnnie Walker ticari hayatına bir bakkal gibi viskileri blend ettiği dükkanında başlamış sonra da nesiller boyu yürümüş gitmiş. Bu deneyimde marka, aklımızdaki bir elinde viski bir elinde puro röpteşambırını giymiş adamların bu içkiyi tükettiği algısını kırmaya çalışıyor. Yerine, viski her yerde her zaman her şekilde içilebilir algısını koymaya çalışıyorlar. Edinburgh'e yolunuz düşerse, Johnnie Walker Experience'a gitmenizi mutlaka öneririm.Son durağımız Princes Street. Bu cadde üzerinde alışveriş yapabileceğiniz dükkanlar mevcut. Burası şehrin görece yeni tarafı ve içinden tramvay geçen cadde size çok güzel (ertesi günkü durağımız olan) Edinburgh Kalesi manzarası sunuyor. İkinci günde buluşmak üzere...
7 Eylül 2024 Cumartesi
Hamburg
Gemiden indikten sonra, uçağa yetişmeden önce Hamburg'da kısa bir şehir turu yaptık. Hamburg da Amsterdam gibi kanallarla dolu bir şehir. Bir sürü köprünün üstünden geçmeden gitmek istediğiniz yere ulaşmanız mümkün değil. Hamburg'daki ilk durağımız, Hamburg Belediye Sarayı'nın bulunduğu meydan. Rehberimiz burada kısa bir fotoğraf ve ihtiyaç molası verdi. Biz de bu kısa arada, meydandaki hediyelik eşya dükkanından buzdolabının üstüne bir magnet almayı başardık. Daha sonra tur otobüsüyle, şehir turuna devam ettik. Hamburg bildiğiniz gibi Beatles'ın ilk çıktığı yerlerden biri. Indra kulübün yakındaki meydana, grubun metalden heykellerini yapmışlar. Hamburg'da en çok ilgimi çeken yerlerden biri Elb Tüneli oldu. Hamburg'da bir çok kanal olduğundan bahsetmiştim. Şehirliler bu kanallardan birinin üstünden geçmek yerine altından geçmeyi tercih etmişler. Bunun için arabalar asansörlerle aşağıya indiriliyor, kanalın altındaki yolu kat ettikten sonra yolun diğer ucundaki asansörlerle geri yukarı çıkartılıyorlar. Asansörler hala işler durumda ama araç yerine turistleri aşağıya indiriyorlar. Yürüyerek kanalı geçmeniz mümkün.
![]() |
| Elb Tüneli |
Böylece hem kısa Hamburg hem de Norveç Fiyortları turumuzun sonuna geldik. Bir sonraki yazımda Haziran'da gittiğimiz Edinburg gezimizi yazmayı planlıyorum. İyi gezmeler...
14 Temmuz 2024 Pazar
Stavanger
Stavanger, gemideki son durağımız diyebiliriz. Çünkü bir sonraki bütün gün denizde geçtikten sonra bindiğimiz liman Kiel'de ineceğiz. Hava sıcaklığı maksimum 18, minimum 13 santigrat derece. Öğlen 12'de gemi küçük adalarında arasından Stavanger limanına yanaşmaya çalışıyor. İki kara parçası arası o kadar dar ki gemi manevra yaptığında, önü ve arkası, karalar arasındaki mesafeyi kapatıyor. Bu sefer bu büyük gemiden inip küçük bir tekneye binerek Lysefjord'a gideceğiz.
Bu bölgedeki fiyortlar, buz devri sırasında oluşmuş. Türk rehberimizin bizim için ayarladığı küçük teknenin de bir kalkış saati var. O yüzden öğle yemeğimizi gemide yeyip, kamaranın balkonundan martıları besliyoruz. Daha sonra gemiden inip rehberle birlikte, Stavanger'in küçük beyaz evleri arasında geziniyoruz. Teknenin saati gelince binip harika manzaralar eşliğinde Lysefyord'a doğru yola çıktık. Bu fiyortun zirve noktası Preikestolen. Biz bu kayaya aşağıdan bakmakla yetiniyoruz. Gerçi, daha sonra bu bölgeyi turistik olarak ziyaret edip, 8 km tırmanarak kayanın üzerine çıkan arkadaşım, beni bu kayayı görmüş saymıyor. İnternetten aratıp Preikestolen'ın fotoğraflarına bakarsanız gerçekten de yukarıdan büyüleyici bir manzarası olduğunu görürsünüz. Kayanın Türkçe'deki anlamı "Minber Kayası". Uçurumun tepesindeki, yaklaşık 25 x 25 metrelik neredeyse düz olan tepe, tek parça granit bir kayadan oluşmakta. Eğer yukarıdan görmek istiyorsanız, arabanızı park ettikten sonra git-gel 3-4 saatlik bir yürüyüşü göze almalısınız.
Gemi akşam 9'da limandan kalkıyor. Limanın hemen yakınında bir vergi iade masası vardı. Biz de aldığımız montların vergi iadesini almak için gerekli formları doldurduk ama döndüğümüzde kredi kartımıza herhangi bir iade olmadı ne yazık ki. Belki de biz doğru yapamadık.
Bir sonraki günün tamamı daha önce söylediğim gibi denizde geçti. Gemide yapılacak o kadar çok aktivite var ki insanın canı hiç sıkılmıyor. Örneğin gemide langırt oynadık, jakuzinin keyfini çıkardık, akşam üzeri barda canlı müzik eşliğinde içkilerimizi yudumladık. Gün boyu kamaranın balkonunda ve geminin manzaralı değişik yerlerinde kitap okuduk. Akşam yemekten sonra tiyatrodaki gösteriyi izledik.
Bir sonraki yazı ve son durak Kiel/Hamburg.
29 Haziran 2024 Cumartesi
Olden
Bugünkü durağımız Olden. Gemi sabah 8'de limana yanaşıyor. Hava sıcaklığı minimum 10, maksimum 14 santigrat derece. Akşam yemeği kıyafet kodu: Beyaz. Neyse ki beyaz olmasa da krem rengi bir elbisem var. Akşam 5 buçukta herkes gemide olmalı, zira saat 6'da gemi kalkıyor. Gece 23.28'de güneş batıyor, yazımın ilerleyen saatlerinde bir gün batımı fotoğrafı paylaşacağım.
Bugün buzulların eridiğini kendi gözümüzle görüyoruz çünkü gemiden indikten sonra Briksdalsbreen buzuluna doğru yola çıkıyoruz. Yandaki fotoğrafı Wikipedia'dan aldım. Briksdalsbreen buzulunun 2003 ve 2008 yıllarındaki görünümünü gösteriyor. Şimdi alttaki fotoğrafa bakın.Hava biraz sisli olsa da işte buzulun son hali bu. 2003'teki fotoğraftaki yere giden insan, evet, bir buzul gördüm diyebilir. Ama bizim için aynı şeyin söz konusu olduğunu söyleyemeyeceğim.Norveç'te her kenardan bir şelale akıyor. Bir süre sonra siz de bu görüntüye alışıyorsunuz.Bu buzulun aktığı gölün adı Oldevatnet. Neyseki dönüş yolunda sis biraz dağılıyor da bu muhteşem göl bize manzarasını gösteriyor.Norveç'te fazla söze gerek yok, fotoğraflar zaten her şeyi anlatıyor.Buzulu gördükten sonra, gemimiz limanda bizi bekliyor. Bu küçük kasabaya yanaşan bu kocaman geminin nüfusu belki de Olden'ın nüfusundan daha fazla ama kasaba sakinleri cruise gemilerine alışkın, hayat olağan bir şekilde akmaya devam ediyor bu kasabada. Geminin 2 bin kişilik tiyatrosundaki akşam eğlencesi de beyaz geceler temasına uygun.Gemide bir casino olduğundan bahsetmiş miydim? Biz yanımızda çocuk olduğundan oynayamadık. Ama gemi limanda değil, denizde seyrederken açık olan bu casino'da vakit geçiren birçok misafir vardı.Ve işte gün batıyor, saat 23:02 :))
Bir sonraki durağımız Stavanger, Olden ve Stavanger arası mesafe; 219 deniz mili.
23 Mayıs 2024 Perşembe
Nordfjordeid
Sabah uyandığımızda karşılaştığımız manzara yandaki gibi. Hava sıcaklığı 15-22 derece. Güneş sabaha karşı 4'te doğmuş, gece 23.35'te batacak. Gemi, 8'de Nordfjordeid limanına vardı, fakat bu seferki liman bizim geminin yanaşabileceği kadar büyük değil. O sebeple karaya tender botlarla çıkmamız gerekiyor. İlk tender bot sabah 8.30'da hareket ediyor, sonuncusu ise akşam 5'te. Karadan gemiye son bot akşam 6'da, kaçırmamamız gerek. Bugünkü program çok yoğun, programdaki her yeri yetiştirip gemiye yetişme gerginliği şimdiden rehberimizin yüzünden okunuyor. Tender botların sayısı sınırlı olduğundan herkesin gemiden farklı bir ayrılma saati var. Rehber telaşlı olduğundan erken saatlerden birine rezervasyon yaptırmış bizim için. Yine de gemiden ayrılma saatimiz gelene kadar balkonda manzaranın keyfini çıkarmaya devam ediyoruz. Kara ve deniz birbirine karışmış, kara nerede bitiyor, deniz nerede başlıyor belli değil.
Bayram tatili olduğundan instagram'da herkes Ege yada Akdeniz kıyılarındaki plajlardan yaz temalı fotoğraflar paylaşıyor. Biz ise buz tutmuş bir gölün üstündeyiz. İşte bütün Norveç Fiyortları turunun en dikkat çekici noktalarından birindeyiz. Geiranger limanını kuşbakışı gören seyir terasındayız. Buraya kartal gözü de deniyormuş. Aşağıda mininacık görünen gemiye dikkat edin (bizim gemi değil, bizim gemi çok uzakta kaldı, buraya otobüsle dağları tepeleri aşarak geldik), biraz sonra aynı geminin farklı noktalarda çekilmiş başka fotoğraflarını da göreceksiniz. Bir sonraki durağımıza gitmek için aşağıda küçücük görünen, yılan gibi kıvrılan yoldan aşağıya ineceğiz ama bu da bize yeterli gelmeyecek ve karşıda gördüğümüz tepenin hepsini olmasa da bir kısmını yine otobüsümüzle tırmanacağız.İşte söz verdiğim gibi aynı gemi, farklı bir açı ve farklı bir uzaklık. İnsanoğlu kuş misali, biraz önce karşıki dağın tepesindeydik. Şimdiyse eşek yoluna benzeyen bu zikzaklı yolu tırmandık. Bu sol tarafın manzarası, sağ tarafın manzarası ise ayrı güzel.İşte bu da sağ tarafın manzarası. Rehberimizin söylediğine göre Norveç Fiyortları turlarının reklamlarında hep bu bölgeden çekilen fotoğrafları kullanıyorlarmış. Kullanmaları çok normal çünkü manzaralar harika. Eee gemiyi yukarıdan ve farklı açılardan gördükten sonra yanına inip bir fotoğraf da buradan çekmesek olmazdı. Biraz önce tırmandığımız zikzaklı yol tam karşıda. Bu limanın adı daha önce de bahsettiğim gibi Geiranger. Alışveriş için rehberimiz buradaki mağazaları önerdi. Biz de kendimize baharlık birer mont aldık. Norveç soğuk olduğundan burada alınacak en mantıklı şey mont. Hem fiyatlar uygun hem de ürünler kaliteli. Rehberimiz artık rahatladı çünkü turun doruk noktası arkamızda kaldı.
Bugün o kadar yoğundu ki yemek yiyecek vaktimiz olmadı. Rehber bizi önceden uyardığından gemideki açık büfe kahvaltıdan kendimize sandviç yapmıştık. Ama tur içinde bu durumdan şikayet eden bir kaç kişi oldu. Rehber güya onlara alışveriş için yeterince vakit tanımamış. İnsanları hiç anlamıyorum, buraya alışveriş yapmaya mı geldik yoksa bu muhteşem doğayı görmeye mi? Dönüş yolumuz yine muhteşem manzaralar eşliğinde.
Hatta rehber bile bu güzel manzaralara dayanamadı ve rastgele bir yerde durup fotoğraf molası verdik ve manzarayı içimize çektik (bakınız yukarıdaki fotoğraf). Son tender bot olmasa da sondan bir kaç önceki botla gemiye döndük ve gemi hareket etti. Ertesi günkü durağımız Olden. Bu iki liman arasındaki mesafe sadece 60 km ve geminin bu mesafeyi kat etmesi için bütün bir gecesi var.
O yüzden kaptan sanki vitesi boşa almış gibi, yürüme hızında balkondan müthiş manzaraları izleyerek gidiyoruz. Yemekten sonra canlı müzik eşliğinde geminin barlarından birinde kokteyllerimizi yudumluyoruz. Gemide bütün içecekler için restoran mantığında ek ücret ödemeniz gerekiyor. İsterseniz alkollü içki paketi alabilirsiniz ama o kadar pahalı ki verdiği paranın ederini ancak bir alkolik çıkarabilir. Fakat 5 yıldızlı otel gibi günün her saati yemek bulmanız mümkün ve bu yemekler turu satın alırken verdiğiniz ücrete dahil. Rehberin karada düzenlediği turlar da ekstra ücrete tabii. Her limanda ayrı bir tur programı oluyor. Dilerseniz bir limandakine katılıp diğerine katılmayabilirsiniz. Bütün limanlardaki turlar ayrı ayrı satılıyor. Gemiden de tur alabilirsiniz, fakat tur şirketinin ayarladığı Türk rehberin turları daha uygun oluyor. Eğer bütün limanlardaki turları alırsanız da indirim yapıyor. İndirim olunca, limanlardaki turlardan biri bedavaya gelmiş gibi oluyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






















































