gemi turu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gemi turu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2026 Pazar

Ege Denizi'de 2.Gün

 

Gemideki 2.günümüzde kamaradakiler henüz uyurken ben erkenden kalktım. Gemi, Çanakkale Boğazı'nda yol alıyordu. Ufukta pembeliklerin içinde belli belirsiz yeni yapılan köprüyü gördüm. Güneş usul usul doğarken, Çanakkale'nin merkezi göründü (bkz. yandaki fotoğraf). Şehitlik ise geminin diğer tarafında kaldığından onun fotoğrafını çekmek için kamaradan güverteye çıktım.

Sabahın ilk ışıklarında güzel bir kare yakalamayı başardım. Odaya döndüğümde bizimkiler hala uyuyordu, perdeyi açınca çıkardığım seslerle onlar da uyandılar. 2.gün tamamen denizde geçti. 4000 kişilik gemide gün boyunca sıkılmak mümkün değil. Burası 5 yıldızlı bir otel gibi tasarlanmış, gün boyu geminin farklı yerlerinde bin bir çeşit herkese hitap eden etkinlikler mevcut. 
Açık büfe olan sabah kahvaltısını denizde bizimle yan yana seyir eden kargo gemileri eşliğinde yaptık. Gemi İtalyan olduğundan yemekler konusunda hiç sorun yaşamadık. Her şey damak tadımıza uygundu. Sonra tembellik yapmak üzere odamıza çekildik, kitap okuyup sakin başlayan tatilin tadını çıkardık. Derken kapımız çalındı ve hoş geldin notu eşliğinde küçük kuru pastalar geldi. İlk günkü gibi havuza girmeye heveslendik ama ne mümkün, boş şezlong bulamadık. Gemideki 3 büyük havuzun hepsi de kafalarla doluydu. Arda bir ıslandı biz de bulabildiğimiz iki sandalyeye tüneyip onun eğlencesinin bitmesini bekledik. Neyse ki ilk gün geminin dolambaçlı kaydırağından hevesimizi almıştık. Kaydırak diğer otellerdeki gibi havuzda sonlanmıyor, komik ama küçük bir küvette bitiyor. Kaydırağın sonu sizi yavaşlattığından bu çok sorun olmuyor. Ama yine de klasik otel kaydırakları kadar keyifli. Norveç Fiyortlarında aynı gemiyle seyahat etmemize rağmen hava soğuk olduğu için bu kaydırağı deneme şansını bulamamıştık. En azından yapmadığımız bir şeyi de listede işaretledik. Gemi o kadar büyük ki çoğu zaman yüzen bir taşıt içinde olduğunuzu unutuyorsunuz. Büyükler kadar çocuklar da düşünülmüş tabii ki. Büyüklere casino, küçüklere jetonlu oyuncaklar. Bu arada casino da epey değişmiş. Her şey büyük ekranlardan ibaretti, kollu makineler bile dijital hale gelmiş, bana çok saçma geldi. Evde bilgisayarla oynamaktan bir farkı yok. 
Gün boyu geminin farklı bölgelerinde canlı müzik vardı. Gemide içecekler hariç her şey dahil konsepti var. Sadece sabah kahvaltıdaki içecekler dahil. Arıtılmış su içmek istemiyorsanız suya da para vermelisiniz. Kahve, çay ve arıtılmış suyu 24 saat restoranlardan alabilirsiniz. Dilerseniz sabah, öğle ve akşam alakart restoranı da kullanabilirsiniz. 
Biz akşamları hep alakartta yedik. Burada menü sadece birkaç seçenekten oluşuyor ve her gün değişiyor. Açık büfeden farkı size garsonlar hizmet ediyor. Geminin tiyatrosunu da anlatmadan geçmeyeyim, her akşam iki oturumda farklı gösterilerin olduğu bu tiyatro 2 bin kişiyi ağırlayabiliyor.  Gemide bir de kıyafet kodu var. Eskiden her akşam odaya bırakılan gazetelerde bir sonraki günün programı, hava durumu, gün doğumu ve batımı ve duyurular olurdu. 
Artık kağıt tasarrufu dolayısıyla bu programlar çok az basılıyor ve resepsiyondan bir önceki gece kendiniz gidip almak zorundasınız. Tabii ki her şey dijitalleştiği için geminin uygulamasını indirip günün programına oradan da ulaşabilirsiniz. Data hattınız açık değilse, gemideki wi-fi kullanımı ücretli. Ama sadece uygulamayı kullanmak için ücretsiz bağlanabiliyorsunuz. Uzun lafın kısası o gün akşam kıyafet kodunun ne olduğunu da ya uygulamadan yada gazeteden öğrenebilirsiniz. 2. akşamın kıyafet kodu "tropical" mesela. Son dakika Arda'nın kıyafeti yok akşam giyecek diyerek valiz hazırlarken gidip alışveriş merkezinden aldığım tropik desenli uçuk mavi gömleği ve kot şortuyla oğlum da ortama uyum sağlıyor. 
3. gün durağımız Korfu...







7 Eylül 2024 Cumartesi

Hamburg

 

Gemiden indikten sonra, uçağa yetişmeden önce Hamburg'da kısa bir şehir turu yaptık. Hamburg da Amsterdam gibi kanallarla dolu bir şehir. Bir sürü köprünün üstünden geçmeden gitmek istediğiniz yere ulaşmanız mümkün değil. Hamburg'daki ilk durağımız, Hamburg Belediye Sarayı'nın bulunduğu meydan. Rehberimiz burada kısa bir fotoğraf ve ihtiyaç molası verdi. Biz de bu kısa arada, meydandaki hediyelik eşya dükkanından buzdolabının üstüne bir magnet almayı başardık. 

Daha sonra tur otobüsüyle, şehir turuna devam ettik. Hamburg bildiğiniz gibi Beatles'ın ilk çıktığı yerlerden biri. Indra kulübün yakındaki meydana, grubun metalden heykellerini yapmışlar. 
Hamburg'da en çok ilgimi çeken yerlerden biri Elb Tüneli oldu. Hamburg'da bir çok kanal olduğundan bahsetmiştim. Şehirliler bu kanallardan birinin üstünden geçmek yerine altından geçmeyi tercih etmişler. Bunun için arabalar asansörlerle aşağıya indiriliyor, kanalın altındaki yolu kat ettikten sonra yolun diğer ucundaki asansörlerle geri yukarı çıkartılıyorlar. Asansörler hala işler durumda ama araç yerine turistleri aşağıya indiriyorlar. Yürüyerek kanalı geçmeniz mümkün.

Elb Tüneli
Elb Tüneli

Hamburg'da en ilgimi çeken bina ise Filarmoni orkestrasına ev sahipliği yapan Elbphilharmonie. Bu büyük yapının balonuna çıkıp şehri panaromik olarak izlemek ücretsiz. Hamburg konumu itibariyle bir ticaret şehri. Bu sebeple, bugün gördüğümüz bu muhteşem konser salonun yerinde, 1875 yılında, şehrin ilk deposu, Kaiserspeicher bulunmaktaymış ve bu yapı 2007 yılına kadar depo olarak kullanılmış. 2007 yılında yapı tamamen boşaltılarak, konser salonunun yapım çalışmalarına başlanmış. Yapı, Elbe Nehri üzerindeki bir yarımadada yer alıyor ve 108 metre yüksekliği ile Hamburg'un içinde yaşanılan en yüksek binası. Yapının tuğla şeklinde görülen kısmı 1963'te tamamlanan Kaispeicher A adlı depo, cam kısım ise bu deponun üstüne 2007 yılından sonra inşa edilen kısmı. 2017 yılında açılışı yapılan bu koca yapının içinde konser salonunun yanı sıra bir otel, lüks daireler ve kamuya açık alanlar da var. 

Böylece hem kısa Hamburg hem de Norveç Fiyortları turumuzun sonuna geldik. Bir sonraki yazımda Haziran'da gittiğimiz Edinburg gezimizi yazmayı planlıyorum. İyi gezmeler...





14 Temmuz 2024 Pazar

Stavanger

 

Stavanger, gemideki son durağımız diyebiliriz. Çünkü bir sonraki bütün gün denizde geçtikten sonra bindiğimiz liman Kiel'de ineceğiz. Hava sıcaklığı maksimum 18, minimum 13 santigrat derece. Öğlen 12'de gemi küçük adalarında arasından Stavanger limanına yanaşmaya çalışıyor. İki kara parçası arası o kadar dar ki gemi manevra yaptığında, önü ve arkası, karalar arasındaki mesafeyi kapatıyor. Bu sefer bu büyük gemiden inip küçük bir tekneye binerek Lysefjord'a gideceğiz. 


Bu bölgedeki fiyortlar, buz devri sırasında oluşmuş. Türk rehberimizin bizim için ayarladığı küçük teknenin de bir kalkış saati var. O yüzden öğle yemeğimizi gemide yeyip, kamaranın balkonundan martıları besliyoruz. 

Daha sonra gemiden inip rehberle birlikte, Stavanger'in küçük beyaz evleri arasında geziniyoruz. 
Teknenin saati gelince binip harika manzaralar eşliğinde Lysefyord'a doğru yola çıktık. Bu fiyortun zirve noktası Preikestolen. Biz bu kayaya aşağıdan bakmakla yetiniyoruz. Gerçi, daha sonra bu bölgeyi turistik olarak ziyaret edip, 8 km tırmanarak kayanın üzerine çıkan arkadaşım, beni bu kayayı görmüş saymıyor. İnternetten aratıp Preikestolen'ın fotoğraflarına bakarsanız gerçekten de yukarıdan büyüleyici bir manzarası olduğunu görürsünüz. Kayanın Türkçe'deki anlamı "Minber Kayası". Uçurumun tepesindeki, yaklaşık 25 x 25 metrelik  neredeyse düz olan tepe, tek parça granit bir kayadan oluşmakta. Eğer yukarıdan görmek istiyorsanız, arabanızı park ettikten sonra git-gel 3-4 saatlik bir yürüyüşü göze almalısınız.
Gemi akşam 9'da limandan kalkıyor. Limanın hemen yakınında bir vergi iade masası vardı. Biz de aldığımız montların vergi iadesini almak için gerekli formları doldurduk ama döndüğümüzde kredi kartımıza herhangi bir iade olmadı ne yazık ki. Belki de biz doğru yapamadık. 

Bir sonraki günün tamamı daha önce söylediğim gibi denizde geçti. Gemide yapılacak o kadar çok aktivite var ki insanın canı hiç sıkılmıyor. Örneğin gemide langırt oynadık, jakuzinin keyfini çıkardık, akşam üzeri barda canlı müzik eşliğinde içkilerimizi yudumladık. Gün boyu kamaranın balkonunda ve geminin manzaralı  değişik yerlerinde kitap okuduk. Akşam yemekten sonra tiyatrodaki gösteriyi izledik. 

Bir sonraki yazı ve son durak Kiel/Hamburg.
 


29 Haziran 2024 Cumartesi

Olden

 

Bugünkü durağımız Olden. Gemi sabah 8'de limana yanaşıyor. Hava sıcaklığı minimum 10, maksimum 14 santigrat derece. Akşam yemeği kıyafet kodu: Beyaz. Neyse ki beyaz olmasa da krem rengi bir elbisem var. Akşam 5 buçukta herkes gemide olmalı, zira saat 6'da gemi kalkıyor. Gece 23.28'de güneş batıyor, yazımın ilerleyen saatlerinde bir gün batımı fotoğrafı paylaşacağım. 



Bugün buzulların eridiğini kendi gözümüzle görüyoruz çünkü gemiden indikten sonra Briksdalsbreen buzuluna doğru yola çıkıyoruz. Yandaki fotoğrafı Wikipedia'dan aldım. Briksdalsbreen buzulunun 2003 ve 2008 yıllarındaki görünümünü gösteriyor. Şimdi alttaki fotoğrafa bakın.
Hava biraz sisli olsa da işte buzulun son hali bu. 2003'teki fotoğraftaki yere giden insan, evet, bir buzul gördüm diyebilir. Ama bizim için aynı şeyin söz konusu olduğunu söyleyemeyeceğim.
Norveç'te her kenardan bir şelale akıyor. Bir süre sonra siz de bu görüntüye alışıyorsunuz.
Bu buzulun aktığı gölün adı Oldevatnet. Neyseki dönüş yolunda sis biraz dağılıyor da bu muhteşem göl bize manzarasını gösteriyor.
Norveç'te fazla söze gerek yok, fotoğraflar zaten her şeyi anlatıyor.
Buzulu gördükten sonra, gemimiz limanda bizi bekliyor. Bu küçük kasabaya yanaşan bu kocaman geminin nüfusu belki de Olden'ın nüfusundan daha fazla ama kasaba sakinleri cruise gemilerine alışkın, hayat olağan bir şekilde akmaya devam ediyor bu kasabada. 
Geminin 2 bin kişilik tiyatrosundaki akşam eğlencesi de beyaz geceler temasına uygun.
Gemide bir casino olduğundan bahsetmiş miydim? Biz yanımızda çocuk olduğundan oynayamadık. Ama gemi limanda değil, denizde seyrederken açık olan bu casino'da vakit geçiren birçok misafir vardı.
Ve işte gün batıyor, saat 23:02 :))
Bir sonraki durağımız Stavanger, Olden ve Stavanger arası mesafe; 219 deniz mili.












23 Mayıs 2024 Perşembe

Nordfjordeid

 

Sabah uyandığımızda karşılaştığımız manzara yandaki gibi. Hava sıcaklığı 15-22 derece. Güneş sabaha karşı 4'te doğmuş, gece 23.35'te batacak. Gemi, 8'de Nordfjordeid limanına vardı, fakat bu seferki liman bizim geminin yanaşabileceği kadar büyük değil. O sebeple karaya tender botlarla çıkmamız gerekiyor. İlk tender bot sabah 8.30'da hareket ediyor, sonuncusu ise akşam 5'te. Karadan gemiye son bot akşam 6'da, kaçırmamamız gerek. Bugünkü program çok yoğun, programdaki her yeri yetiştirip gemiye yetişme gerginliği şimdiden rehberimizin yüzünden okunuyor. 

Tender botların sayısı sınırlı olduğundan herkesin gemiden farklı bir ayrılma saati var. Rehber telaşlı olduğundan erken saatlerden birine rezervasyon yaptırmış bizim için. Yine de gemiden ayrılma saatimiz gelene kadar balkonda manzaranın keyfini çıkarmaya devam ediyoruz. Kara ve deniz birbirine karışmış, kara nerede bitiyor, deniz nerede başlıyor belli değil.


Bayram tatili olduğundan instagram'da herkes Ege yada Akdeniz kıyılarındaki plajlardan yaz temalı fotoğraflar paylaşıyor. Biz ise buz tutmuş bir gölün üstündeyiz. 

İşte bütün Norveç Fiyortları turunun en dikkat çekici noktalarından birindeyiz. Geiranger limanını kuşbakışı gören seyir terasındayız. Buraya kartal gözü de deniyormuş. Aşağıda mininacık görünen gemiye dikkat edin (bizim gemi değil, bizim gemi çok uzakta kaldı, buraya otobüsle dağları tepeleri aşarak geldik), biraz sonra aynı geminin farklı noktalarda çekilmiş başka fotoğraflarını da göreceksiniz. Bir sonraki durağımıza gitmek için aşağıda küçücük görünen, yılan gibi kıvrılan yoldan aşağıya ineceğiz ama bu da bize yeterli gelmeyecek ve karşıda gördüğümüz tepenin hepsini olmasa da bir kısmını yine otobüsümüzle tırmanacağız.
İşte söz verdiğim gibi aynı gemi, farklı bir açı ve farklı bir uzaklık. İnsanoğlu kuş misali, biraz önce karşıki dağın tepesindeydik. Şimdiyse eşek yoluna benzeyen bu zikzaklı yolu tırmandık. Bu sol tarafın manzarası, sağ tarafın manzarası ise ayrı güzel.
İşte bu da sağ tarafın manzarası. Rehberimizin söylediğine göre Norveç Fiyortları turlarının reklamlarında hep bu bölgeden çekilen fotoğrafları kullanıyorlarmış. Kullanmaları çok normal çünkü manzaralar harika. 
Eee gemiyi yukarıdan ve farklı açılardan gördükten sonra yanına inip bir fotoğraf da buradan çekmesek olmazdı. Biraz önce tırmandığımız zikzaklı yol tam karşıda. Bu limanın adı daha önce de bahsettiğim gibi Geiranger. Alışveriş için rehberimiz buradaki mağazaları önerdi. Biz de kendimize baharlık birer mont aldık. Norveç soğuk olduğundan burada alınacak en mantıklı şey mont. Hem fiyatlar uygun hem de ürünler kaliteli. Rehberimiz artık rahatladı çünkü turun doruk noktası arkamızda kaldı. 
Bugün o kadar yoğundu ki yemek yiyecek vaktimiz olmadı. Rehber bizi önceden uyardığından gemideki açık büfe kahvaltıdan kendimize sandviç yapmıştık. Ama tur içinde bu durumdan şikayet eden bir kaç kişi oldu. Rehber güya onlara alışveriş için yeterince vakit tanımamış. İnsanları hiç anlamıyorum, buraya alışveriş yapmaya mı geldik yoksa bu muhteşem doğayı görmeye mi? Dönüş yolumuz yine muhteşem manzaralar eşliğinde. 
Hatta rehber bile bu güzel manzaralara dayanamadı ve rastgele bir yerde durup fotoğraf molası verdik ve manzarayı içimize çektik (bakınız yukarıdaki fotoğraf). Son tender bot olmasa da sondan bir kaç önceki botla gemiye döndük ve gemi hareket etti. Ertesi günkü durağımız Olden. Bu iki liman arasındaki mesafe sadece 60 km ve geminin bu mesafeyi kat etmesi için bütün bir gecesi var. 
O yüzden kaptan sanki vitesi boşa almış gibi, yürüme hızında balkondan müthiş manzaraları izleyerek gidiyoruz. Yemekten sonra canlı müzik eşliğinde geminin barlarından birinde kokteyllerimizi yudumluyoruz. Gemide bütün içecekler için restoran mantığında ek ücret ödemeniz gerekiyor. İsterseniz alkollü içki paketi alabilirsiniz ama o kadar pahalı ki verdiği paranın ederini ancak bir alkolik çıkarabilir. Fakat 5 yıldızlı otel gibi günün her saati yemek bulmanız mümkün ve bu yemekler turu satın alırken verdiğiniz ücrete dahil. Rehberin karada düzenlediği turlar da ekstra ücrete tabii. Her limanda ayrı bir tur programı oluyor. Dilerseniz bir limandakine katılıp diğerine katılmayabilirsiniz. Bütün limanlardaki turlar ayrı ayrı satılıyor. Gemiden de tur alabilirsiniz, fakat tur şirketinin ayarladığı Türk rehberin turları daha uygun oluyor. Eğer bütün limanlardaki turları alırsanız da indirim yapıyor. İndirim olunca, limanlardaki turlardan biri bedavaya gelmiş gibi oluyor. 




19 Mayıs 2024 Pazar

Norveç Fiyortları: Kiel ve Bergen

 

Balayımızı MSC Splendida gemisinde yapmıştık (bkz. Akdeniz Turu). Aradan yıllar geçtikten sonra Splendida'nın kardeş gemisi MSC Fantasia ile Norveç Fyortlarını gezme şansına da sahip olduk. Gidiş ve dönüş biraz yorucu olsa da güzel bir tatil geçirdik. 

Ankara'da yaşamanın negatif yönünü ne yazık ki yurtdışı seyahatlerinde çok hissediyoruz çünkü Türkiye'nin başkentinden çok az yere direk uçuş var. Anadolu jet de özelleştirilip ajet olmuş ve zaten müthiş olmayan hizmet kalitesi iyice düşmüş, bağlantılı uçuşlarınızı bile sistem eski bahanesiyle bağlamıyorlar. Her neyse konuyu uzatmadan, sabah 7'de İstanbul'dan kalkacak uçağa binmek için Ankara'dan gece 3'teki uçağa bindik. Tabii 3'teki uçağa binebilmek için gece 1-2 gibi havalanına olmak gerekiyordu. O havalananına gitmek için evden 12-1 gibi çıkmak. O gece uyuyamadık başka bir deyişle. 
Ama öğlen, gemiyi  hatırladığımızdan da büyük ihtişamıyla Hamburg'un Kiel limanında bizi beklerken bulunca bütün yorgunluğumuz uçtu. Bu gemi kardeş gemisi ile birebir aynı özelliklere sahip. Turumuz yine 7 gece 8 gündü. Gemi limandan akşam 6'da ayrıldı. Balayında balkonlu kabinin tadını aldığımızdan, bu sefer yanımızda çocuk da olduğundan, yine balkonlu kabin tercih ettik. 
Hatta balkonlu kabinin de görüş engelli olmayanını seçtik çünkü diğerlerinde odanın alanı daha dar oluyormuş ve çocuk yatağı kuşetli trenlerdeki gibi yukarıdan açılıyormuş. Bizimkinde odadaki küçük ikili koltuğu çocuk için yatak yapmışlardı. Her gün değişen bir manzaraya sahip bir odada konaklamak çok keyifli (yukarıdaki fotoğraf odanın balkonundan çekilmiştir). Gemi hareket ettikten sonra yavaş yavaş güneş batmaya başladı. Gün batımında, Danimarka'nın doğu ve batı kısmını birbirine bağlayan, demir yolunun da bulunduğu, 18 km uzunluğundaki zarif Belt asma köprüsünü geçtik . Akşam yemeğimizi ilk oturumda Red Velvet Restoran'da yedik. İlk akşamın "dress code"u "casual"dı. Akşam yemeğinden sonra, geminin 1000 kişilik tiyatro salonundaki danslı müzik gösterisini izledik. Her akşam farklı gösterilerin yapıldığı bu salona girdiğimiz anda bir geminin içinde olduğumuzu tamamen unuttuk. Ertesi gün şanslıyız, çünkü bütün günü ilk durağımız olan Bergen'e gitmek için denizde geçireceğiz. 
Böylece uyumadığımız bir önceki gecenin yorgunluğunu atıyoruz. Sabah 9.30'da gemi, Baltık Denizi'ne giriş yapıyor. Geminin içinde yapılacak bir sürü aktivite ve bar mevcut. Sports barda puzzle yaptık, canlı müzik olan başka bir barda kokteyllerimizi yudumladık, geminin mağazalarında alışveriş, odada dinlenip, balkonda kitap okumaca, hatta balkonda yoga. 
Akşam ise, kaptanın gecesi. Yemekten önce bütün barlarda kokteyl ikramı vardı. Kabinimize her gün gelen gemi gazetesinde denizde geçireceğimiz gün ile ilgili bilgiler mevcut. Gün içinde ilkokulda öğrendiğimiz meşhur Golf akıntısından geçtik. Gemi giderek daha kuzeye doğru yol aldığından, gün batımı saati gece 11'i buluyor. Denizde geçirdiğimiz akşam yemeğinin giysi kodu "elegant". Erkekler için takım elbise, kadınlar için kokteyl kıyafeti zorunlu. 
Kardeş geminin Swarovski taşlarla dizili merdivenlerinde 12 yıl önce çektirdiğim fotoğrafın benzerini çektiriyorum. 









Ertesi günkü durağımız Bergen. İstanbul'dan 2692 km uzaklıktayız. Haziran ayı "pride month" olduğundan her yerde gökkuşağı renginde bayraklar var. Türk rehberin düzenlediği tura katılıyoruz. İlk durağımız Steinsdalsfossen şelalesi. Rehberin bizim için ayarladığı tur otobüsüne binip, müthiş manzaralar eşliğinde şelaleye doğru yol çıkıyoruz. 
Gördüğümüz şelale bu kadar yol gelmeye değmese de, yol boyunca gördüğümüz manzaralar değer. Daha sonra Bergen'in merkezine dönüp, teleferikle şehri kuş bakışı izleyebileceğimiz tepeye çıktık. Yandaki fotoğrafta denizin üzerinde şehrin siluetine karışmış gemimizi görebilirsiniz. 
Daha sonra tepeden baktığımız şehre dönüp, kutu kutu eski Bergen evlerinin olduğu bölgeyi gezdik ve tabii ki son olarak bütün Bergen ziyaretimizin en öne çıkan yeri: Balık Pazarı. Görece küçük bir yer fakat çok şirin. İçeride envai çeşit deniz ürünü görmeniz ve tatmanız mümkün. Rehber, balina ya da geyik etinden yapılan sucuklardan almamızı tavsiye etti. Biz de aldık, eşim çok sevmese de ben bayıla bayıla yedim. 
Geç bir öğle yemeği olarak balık çorbası içtik. Ama çok acıktığımızdan bununla da yetinmeyip koca porsiyon Norveç somonunu da mideye indirdik. Somonun yanında pazarın kendi ürünü olarak şişelediği birayı da tatmayı unutmadık. Norveç'in çok pahalı bir ülke olduğuna değinmeden geçemeyeceğim. Gemide şişelenmiş su paralı, restoran kısmındaki makinalardaki su ise ücretsiz fakat tadı biraz değişik, sanırım deniz suyundan arıtıyorlar. Karaya inmişken su depolayalım dedik ama marketteki suyun gemidekinden daha pahalı olduğunu görünce vazgeçtik. Rehberimiz geminin bütün erzağını, ucuz olduğu için Almanya'da doldurduğunu anlattı. 
Gemiye son dönüş saati 17:30, fakat bizim rehber işini şansa bırakmadığından 4 gibi gemideyiz. Zaten şehri yeterince gezdik, artık bir sonraki günkü durağımız Nordfjordeid'e hazırlanmak için dinlenme vakti.



20 Ocak 2013 Pazar

Marsilya: yine yeni yeniden

Gemi sabah 8'de Marsilya limanına yanaştığında her zamanki gibi kahvaltımızı yapmış, kapıların açılmasını bekliyorduk. Kuş misali geziyorduk. Dün İspanya, bugün Fransa, yarın İtalya... Biz gece kamaramızda mışıl mışıl uyurken hiç farketmeden başka bir ülkede buluyorduk kendimizi. Gemiyle seyahat etmenin en güzel tarafı bu: oteliniz de sizinle birlikte geliyor ve bir yerden diğerine giderken hiç yol yorgunluğu hissetmiyorsunuz... Biz uyandığımızda güneş çoktan doğmuştu (gün doğumu: 6:04 am). Gemi akşam 7'de başlangıç noktamız olan Cenova limanına hareket edecekti. Bu yüzden en geç akşam 6 buçukta gemide olmamız gerekiyordu. Güneş akşam 21:27'de batacaktı. Yani gemimiz Cenova'ya doğru yol alırken güverteden güneşin batışını izleyecektik. Gün içinde havanın 18-28 derece arasında olması bekleniyordu. Daha önceki yazılardan hatırlayacağınız gibi Marsilya'ya bir önceki sene yaptığımız Cote d'Azur gezimiz sırasında gelmiştik. Ama yine de ETS turun düzenlediği tura katılmaya karar verdik. Çünkü bu ekstra tur içerisinde yakınlardaki bir yerleşim olan Aix-en-Provence gezisi de vardı. Bir önceki gelişimizde grev sebebiyle Marsilya'yı gezmeye çok vakit ayıramamıştık. Gezmeye başlamadan önce her zamanki gibi gemi gazetesindeki bilgileri okuduk: "Marsilya, Fransa'nın ikinci büyük şehri ve Provence Costa Azzurra bölgesinin merkezi. Fransa'nın güneydoğu sahilinde yer alıyor. Şehir, Akdeniz kıyısında 37 km boyunca uzanıyor ve yılın 300 günü güneş alıyor. Kışlar neredeyse yok denecek kadar hafif ve yazlar az yağışlı geçiyor. Birçok ressam bu şehirden etkilenmiş: Cezanne, Braque, Derain, Dufy ve Marquet."
Marsilya'da ilk durağımız yandaki fotoğrafta görülen "Palais Longchamp". Burayı sadece dışarıdan görebildik. Burası, güzel sanatlar ve doğal tarih müzesine ev sahipliği yapıyormuş. Müzenin içinde bulunduğu "Parc Longchamp", Fransa Kültür Bakanlığı tarafından görülmesi gereken parklar listesinde yer alıyormuş (http://en.m.wikipedia.org/wiki/Palais_Longchamp).
İkinci durağımız Notre Dame klisesi. Bir sene önceki Marsilya ziyaretinde bu kiliseyi uzaktan görmüş, fakat yukarı çıkıp içini gezmeye vakit bulamamıştık. Bu sefer bu şansa sahiptik :) Kilise yüksek bir tepenin üzerine kurulu olduğu için heryerden görülüyordu. Yukarı çıkınca da haliyle geniş bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Yandaki resimde Marsilya kıyısındaki adalar görülüyor.
Yukarıda ayrıca güzel bir liman manzarasıyla karşılaşıyorsunuz.
Kilisenin içi gerçekten çok güzel. Bu kilise, Neo-Bizans stilinde inşa edilmiş ve gemicilere adanmış. Tavandan aşağıya doğru asılmış bir sürü gemi maketi var. Gemiciler denize açılmadan önce bu kiliseye gelip sağsağlim dönebilmek için adak adarlarmış ve sembolik olarak bir gemi maketi asarlarmış. Kilisenin duvarları gemi resimleriyle ve denizde hayatını kaybetmiş denizcilerin isimleriyle dolu.
Marsilya'ya gelmişken geçen sene şekerleme aldığımız dükkana uğramadan edemiyoruz ve Aix-en-Provence'a doğru yola çıkıyoruz.