1 Şubat 2026 Pazar

National Museum of Scotland ve Holyrood Distillery

 

Edinburgh'daki son günümüzü geçen sefer gezmediğimiz İskoçya Ulusal Müzesi'nde geçiriyoruz. Oldukça büyük olan bu müzeyi hakkıyla gezmeye bir gün zor yeter. Müze aslında birbirine bağlı iki farklı binadan oluşuyor. Biz ikincisini fark ettiğimizde zaten ilkinde yeterince yorulmuştuk. Modadan İskoçya tarihine, hayvanlardan interaktif bilim oyuncaklarına kadar geniş bir yelpazeye sahip bu müzede geçirdiğiniz vakitten pişman olmayacaksınız.  Özellikle çocukla giderseniz vakit ayırmanız gereken bir müze. Öğle yemeği imkanları da geniş.

Müze binasının çatısında oldukça hoş bir ortaçağ Edinburgh manzarası sizi bekliyor. 
Müzede yorulduktan sonra soluğu geçen sene gezdiğimiz Holyrood Damıtımevi'nde alıyoruz. Bu sefer tur almak yerine daha önce de oturduğumuz kafesinde hoşça vakit geçirmeyi tercih ediyoruz. Damıtımevine ait farklı viskileri denerken bir yandan da UNO oynamayı ihmal etmiyoruz. Geçtiğimiz bir sene içinde damıtımevinin viski çeşitlerini de genişlettiğini fark ediyoruz.
Akşam yemeği için ise durağımız Johnnie Walker Experience'ın karşısındaki Huxley. Aslına bakarsanız bir önceki akşam da yemeği burada yemiştik. Arda oyuncağını burada unuttuğu, yediğimiz yemekten, içtiğimiz viskilerden ve garsonun canayakınlığından çok memnun kaldığımız için bu akşamki yemeğimizi de burada yemeği tercih ediyoruz :) Bir sonraki durağımız herhalde artık İskoçya dışında bir yer olur :) İyi gezmeler...


25 Ocak 2026 Pazar

Lomond Gölü, Stirling Kalesi ve Kelpiler

 

Timberbush'la bu dördüncü turumuz: "Loch Lomond, Stirling Castle & the Kelpies" Edinburgh'dan kalkan günübirlik bu turun haritası yandaki gibi. Sabah 8.45'te tur otobüsüne bineceğimiz yerdeyiz. Akşam otobüs yine bizi aynı yere saat 6.15'te bırakacak. İlk durağımız yol kenarındaki devasa Kelpi heykelleri. 30 metre yüksekliğindeki bu heykeller, dünyanın en büyük at heykelleri olup İskoç folklorundan mitolojik yaratıkları tasvir ediyor. Kelpiler, genellikle göller ve nehirlerle ilişkilendirilen kötü niyetli su ruhları. İskoçya'daki hemen her su kütlesinin doğaüstü bir su yaratığıyla ilgili bir öyküsü var ve kelpi bunlardan en ünlülerinden biri. 
Bu yaratıklar daha çok çocukları göllere ve tehlikeli nehirlere çok yakın oynamasını engellemek için kullanılmış. Şekil değiştiren bu yaratıklar çoğunlukla at şeklinde görünürlermiş. Yanda heykellerini gördüğünüz Kelpilerden soldakinin adı Duke, sağdakinin adı Baron.
Bir sonraki durağımız, Lomond gölünde güzel manzaralar eşliğinde kısa bir tekne turu. Bu ekstra tur yaklaşık 1 saat sürüyor. Callander kasabasından geçtikten sonra, orta çağdan kalma Doune Kalesi'ni de ziyaret ederek günün son durağı olan Stirling Kalesi'ne gidiyoruz. Bu kalenin girişi de ekstra ücrete tabii ama kesinlikle buraya kadar gelmişken gezilmesi gereken İskoçya'nın tarihinde önemli bir yere sahip olan bir kale. Volkanik bir kayanın üzerinde yüksekte yer alan ve çevredeki manzaranın muhteşem görüntülerini sunan kale, William Wallece, Robert the Bruce ve İskoç kraliçesi Mary gibi önemli şahsiyetlerin hikayelerinde önemli bir yere sahip. Orta Çağ’da “Stirling’i kontrol eden, İskoçya’yı kontrol eder” sözü bu kale için söylenmiş. Ekstra aldığımız turdaki rehberimiz İngiliz'di ve eğlenceli anlatımıyla bize kısa ama oldukça keyifli bir tur sundu. Keşke biraz daha vaktimiz olsaydı da kendimiz de o hızlıca gezdiğimiz yerleri bir kere daha turlasaydık. Stirling Kalesi, İskoç Bağımsızlık Savaşları sırasında defalarca el değiştirmiş. Kale yakınlarında gerçekleşen Stirling Bridge Savaşı, William Wallace’ın İngilizlere karşı kazandığı en önemli zaferlerden biri olarak tarihe geçmiş.
Kraliyet Sarayı cephesinde köşelerde ve cephe boyunca dizilmiş taş heykeller var. Bunlar sıradan süslemeler değil. 16. yüzyılda Kral V. James, Stirling’i bir Rönesans güç gösterisi olarak yeniden tasarlatıyor. Amacı da şu: “Ben sadece bir kral değilim, Tanrı’nın düzeninin ve gücün temsilcisiyim.” V. James, Rönesans Avrupa’sındaki krallar gibi, kendini klasik mitolojideki kahramanlarla özdeşleştiriyor. 
En güçlü aday da: Herkül. Stirling’deki bu heykeller, mitolojik yaratıklar, güç ve erdem sembolü insanüstü figürler…ve bir tanesinin yüz hatlarının krala benzediği söyleniyor. Bu tesadüf değil. 
Dışarıdaki heykellerin haricinde Kraliyet Sarayı'nın tavanını süslemek için her biri yaklaşık 1 metre çapında, yuvarlak ahşap panolar üzerilerine, İskoç kralları ve kraliçeleri, Avrupa saraylarından figürler, mitolojik karakterler ve alegorik yüzler oyulmuş. Bazıları oldukça gerçekçi, bazıları ise neredeyse masalsı ve tuhaf. 18. yüzyılda kale askeri kışla olarak kullanılmaya başlanınca tavandaki ahşap panolar sökülmüş, bir kısmı kaybolmuş ve bir kısmı zarar görmüş. Bugün, gerçekleri, kalenin içindeki müze alanında, kontrollü koşullarda sergileniyor. Kraliyet Sarayı'nın tavanında ise çok başarılı renkli replikaları var. Son olarak, Stirling Castle’da mutfak bölümü, kraliyet yaşamının en gerçekçi şekilde canlandırıldığı alanlardan biri. Gerçek boyutlu et hazırlayan aşçı, ekmek yoğuran yardımcı, ateş başında çalışan hizmetkâr heykelleri ve çeşit çeşit yiyecek replikaları sizi o dönemin mutfağındaki telaşenin içine sokuyor.

Kalenin surlarına çıktığınızda manzara nefes kesici. Forth Vadisi, sisli tepeler ve yeşilin her tonu… Karşıdaki tepenin üzerinde yükselen ve yandaki fotoğrafta görülen ince, gotik kule, National Wallace Monument—yani İskoçya’nın en güçlü direniş figürlerinden biri olan William Wallace’a adanmış anıt. 
Turumuzun son durağını da tamamladıktan sonra Edinburgh'a dönüş yolculuğumuza başlıyoruz.