almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
almanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2024 Cumartesi

Hamburg

 

Gemiden indikten sonra, uçağa yetişmeden önce Hamburg'da kısa bir şehir turu yaptık. Hamburg da Amsterdam gibi kanallarla dolu bir şehir. Bir sürü köprünün üstünden geçmeden gitmek istediğiniz yere ulaşmanız mümkün değil. Hamburg'daki ilk durağımız, Hamburg Belediye Sarayı'nın bulunduğu meydan. Rehberimiz burada kısa bir fotoğraf ve ihtiyaç molası verdi. Biz de bu kısa arada, meydandaki hediyelik eşya dükkanından buzdolabının üstüne bir magnet almayı başardık. 

Daha sonra tur otobüsüyle, şehir turuna devam ettik. Hamburg bildiğiniz gibi Beatles'ın ilk çıktığı yerlerden biri. Indra kulübün yakındaki meydana, grubun metalden heykellerini yapmışlar. 
Hamburg'da en çok ilgimi çeken yerlerden biri Elb Tüneli oldu. Hamburg'da bir çok kanal olduğundan bahsetmiştim. Şehirliler bu kanallardan birinin üstünden geçmek yerine altından geçmeyi tercih etmişler. Bunun için arabalar asansörlerle aşağıya indiriliyor, kanalın altındaki yolu kat ettikten sonra yolun diğer ucundaki asansörlerle geri yukarı çıkartılıyorlar. Asansörler hala işler durumda ama araç yerine turistleri aşağıya indiriyorlar. Yürüyerek kanalı geçmeniz mümkün.

Elb Tüneli
Elb Tüneli

Hamburg'da en ilgimi çeken bina ise Filarmoni orkestrasına ev sahipliği yapan Elbphilharmonie. Bu büyük yapının balonuna çıkıp şehri panaromik olarak izlemek ücretsiz. Hamburg konumu itibariyle bir ticaret şehri. Bu sebeple, bugün gördüğümüz bu muhteşem konser salonun yerinde, 1875 yılında, şehrin ilk deposu, Kaiserspeicher bulunmaktaymış ve bu yapı 2007 yılına kadar depo olarak kullanılmış. 2007 yılında yapı tamamen boşaltılarak, konser salonunun yapım çalışmalarına başlanmış. Yapı, Elbe Nehri üzerindeki bir yarımadada yer alıyor ve 108 metre yüksekliği ile Hamburg'un içinde yaşanılan en yüksek binası. Yapının tuğla şeklinde görülen kısmı 1963'te tamamlanan Kaispeicher A adlı depo, cam kısım ise bu deponun üstüne 2007 yılından sonra inşa edilen kısmı. 2017 yılında açılışı yapılan bu koca yapının içinde konser salonunun yanı sıra bir otel, lüks daireler ve kamuya açık alanlar da var. 

Böylece hem kısa Hamburg hem de Norveç Fiyortları turumuzun sonuna geldik. Bir sonraki yazımda Haziran'da gittiğimiz Edinburg gezimizi yazmayı planlıyorum. İyi gezmeler...





19 Mayıs 2024 Pazar

Norveç Fiyortları: Kiel ve Bergen

 

Balayımızı MSC Splendida gemisinde yapmıştık (bkz. Akdeniz Turu). Aradan yıllar geçtikten sonra Splendida'nın kardeş gemisi MSC Fantasia ile Norveç Fyortlarını gezme şansına da sahip olduk. Gidiş ve dönüş biraz yorucu olsa da güzel bir tatil geçirdik. 

Ankara'da yaşamanın negatif yönünü ne yazık ki yurtdışı seyahatlerinde çok hissediyoruz çünkü Türkiye'nin başkentinden çok az yere direk uçuş var. Anadolu jet de özelleştirilip ajet olmuş ve zaten müthiş olmayan hizmet kalitesi iyice düşmüş, bağlantılı uçuşlarınızı bile sistem eski bahanesiyle bağlamıyorlar. Her neyse konuyu uzatmadan, sabah 7'de İstanbul'dan kalkacak uçağa binmek için Ankara'dan gece 3'teki uçağa bindik. Tabii 3'teki uçağa binebilmek için gece 1-2 gibi havalanına olmak gerekiyordu. O havalananına gitmek için evden 12-1 gibi çıkmak. O gece uyuyamadık başka bir deyişle. 
Ama öğlen, gemiyi  hatırladığımızdan da büyük ihtişamıyla Hamburg'un Kiel limanında bizi beklerken bulunca bütün yorgunluğumuz uçtu. Bu gemi kardeş gemisi ile birebir aynı özelliklere sahip. Turumuz yine 7 gece 8 gündü. Gemi limandan akşam 6'da ayrıldı. Balayında balkonlu kabinin tadını aldığımızdan, bu sefer yanımızda çocuk da olduğundan, yine balkonlu kabin tercih ettik. 
Hatta balkonlu kabinin de görüş engelli olmayanını seçtik çünkü diğerlerinde odanın alanı daha dar oluyormuş ve çocuk yatağı kuşetli trenlerdeki gibi yukarıdan açılıyormuş. Bizimkinde odadaki küçük ikili koltuğu çocuk için yatak yapmışlardı. Her gün değişen bir manzaraya sahip bir odada konaklamak çok keyifli (yukarıdaki fotoğraf odanın balkonundan çekilmiştir). Gemi hareket ettikten sonra yavaş yavaş güneş batmaya başladı. Gün batımında, Danimarka'nın doğu ve batı kısmını birbirine bağlayan, demir yolunun da bulunduğu, 18 km uzunluğundaki zarif Belt asma köprüsünü geçtik . Akşam yemeğimizi ilk oturumda Red Velvet Restoran'da yedik. İlk akşamın "dress code"u "casual"dı. Akşam yemeğinden sonra, geminin 1000 kişilik tiyatro salonundaki danslı müzik gösterisini izledik. Her akşam farklı gösterilerin yapıldığı bu salona girdiğimiz anda bir geminin içinde olduğumuzu tamamen unuttuk. Ertesi gün şanslıyız, çünkü bütün günü ilk durağımız olan Bergen'e gitmek için denizde geçireceğiz. 
Böylece uyumadığımız bir önceki gecenin yorgunluğunu atıyoruz. Sabah 9.30'da gemi, Baltık Denizi'ne giriş yapıyor. Geminin içinde yapılacak bir sürü aktivite ve bar mevcut. Sports barda puzzle yaptık, canlı müzik olan başka bir barda kokteyllerimizi yudumladık, geminin mağazalarında alışveriş, odada dinlenip, balkonda kitap okumaca, hatta balkonda yoga. 
Akşam ise, kaptanın gecesi. Yemekten önce bütün barlarda kokteyl ikramı vardı. Kabinimize her gün gelen gemi gazetesinde denizde geçireceğimiz gün ile ilgili bilgiler mevcut. Gün içinde ilkokulda öğrendiğimiz meşhur Golf akıntısından geçtik. Gemi giderek daha kuzeye doğru yol aldığından, gün batımı saati gece 11'i buluyor. Denizde geçirdiğimiz akşam yemeğinin giysi kodu "elegant". Erkekler için takım elbise, kadınlar için kokteyl kıyafeti zorunlu. 
Kardeş geminin Swarovski taşlarla dizili merdivenlerinde 12 yıl önce çektirdiğim fotoğrafın benzerini çektiriyorum. 









Ertesi günkü durağımız Bergen. İstanbul'dan 2692 km uzaklıktayız. Haziran ayı "pride month" olduğundan her yerde gökkuşağı renginde bayraklar var. Türk rehberin düzenlediği tura katılıyoruz. İlk durağımız Steinsdalsfossen şelalesi. Rehberin bizim için ayarladığı tur otobüsüne binip, müthiş manzaralar eşliğinde şelaleye doğru yol çıkıyoruz. 
Gördüğümüz şelale bu kadar yol gelmeye değmese de, yol boyunca gördüğümüz manzaralar değer. Daha sonra Bergen'in merkezine dönüp, teleferikle şehri kuş bakışı izleyebileceğimiz tepeye çıktık. Yandaki fotoğrafta denizin üzerinde şehrin siluetine karışmış gemimizi görebilirsiniz. 
Daha sonra tepeden baktığımız şehre dönüp, kutu kutu eski Bergen evlerinin olduğu bölgeyi gezdik ve tabii ki son olarak bütün Bergen ziyaretimizin en öne çıkan yeri: Balık Pazarı. Görece küçük bir yer fakat çok şirin. İçeride envai çeşit deniz ürünü görmeniz ve tatmanız mümkün. Rehber, balina ya da geyik etinden yapılan sucuklardan almamızı tavsiye etti. Biz de aldık, eşim çok sevmese de ben bayıla bayıla yedim. 
Geç bir öğle yemeği olarak balık çorbası içtik. Ama çok acıktığımızdan bununla da yetinmeyip koca porsiyon Norveç somonunu da mideye indirdik. Somonun yanında pazarın kendi ürünü olarak şişelediği birayı da tatmayı unutmadık. Norveç'in çok pahalı bir ülke olduğuna değinmeden geçemeyeceğim. Gemide şişelenmiş su paralı, restoran kısmındaki makinalardaki su ise ücretsiz fakat tadı biraz değişik, sanırım deniz suyundan arıtıyorlar. Karaya inmişken su depolayalım dedik ama marketteki suyun gemidekinden daha pahalı olduğunu görünce vazgeçtik. Rehberimiz geminin bütün erzağını, ucuz olduğu için Almanya'da doldurduğunu anlattı. 
Gemiye son dönüş saati 17:30, fakat bizim rehber işini şansa bırakmadığından 4 gibi gemideyiz. Zaten şehri yeterince gezdik, artık bir sonraki günkü durağımız Nordfjordeid'e hazırlanmak için dinlenme vakti.



9 Şubat 2020 Pazar

Englischer Garten

Englischer garten ile ilgili daha önce linkteki yazımda yazmıştım. Burası da yıllar sonra Münih'te tekrar uğradığım yerlerden biri oldu. Parka girdiğimizde bizi bir süpriz bekliyordu. Park içinden akan nehirde sörf yapan insanlar vardı. Onları daha önceki ziyaretimde görmemiştim.
Bu soğukta o nehre girmek istemezdim ama onlar çok eğleniyor gibi görünüyorlardı. Ankara'dan Münih'e direk uçuş olmasının en büyük avantajlarından biri zaman kazancı. Uçuşumuz akşama doğru olduğundan Münih'teki son günümüzü sakin sakin gezinerek bu parkta geçirdik.
5 km boyunca uzanan parkta Arda'yla tahmin ettiğimden daha uzun bir yol yürüdük.
Sonbaharın güzel manzaraları eşliğinde parkın ortasındaki göle kadar ulaştık. Ördeklere ekmek attık ve ögle yemeğinde göl kenarındaki self servis restoranda Almanların meşhur sosisinden yedik. Otelden valizlerimizi aldıktan sonra havalimanına doğru yola koyulduk ve bir tatilin daha sonuna geldik.

2 Şubat 2020 Pazar

BMW Müzesi ve Olimpiapark

BMW müzesini 14 sene önce görmüstüm ve Olimpiapark'taki olimpiyat köyünde 1 ay kalmıştım. Eşim ve çocuğumuzla yıllar sonra bir kez daha görme fırsatını yakalamış oldum. BMW müzesini Münih: Müzeler yazımda yazmıştım. Bu sefer gittiğimizde müze kısmına girmedik ve giriş kısmıyla hediyelik eşya bölümünü gezdik. Bu gezimiz içinde Stuttgart'taki Porsche müzesini gezmiştik zaten. Ama giriş kısmını gezmek bile keyifliydi.
Bir sonraki durağımız Olimpiapark'tı ve güneş batmak üzereydi. Olimpiapark yazımda bu olimpiyat parkını uzun uzun anlatmıştım. Akşam olduğundan park sessiz ve sakindi. Güzel manzaralar eşliğinde hava kararana kadar gezdik. Ne yazık ki daha önce kaldığım barakaları ziyaret etmeye zamanımız kalmadı.

11 Ocak 2020 Cumartesi

Stuttgart 2.gün

Stuttgart çok da turistik bir şehir olmadığından burada sadece 1 gece geçirecek şekilde planımızı yapmıştık. Doğru bir karar verdiğimizi Stuttgart'a gelince de anladık zaten. Sabah erkenden elimizde valizlerle tren garına doğru yola çıktık.
Valizleri tren garındaki emanete bıraktıktan sonra yürüyerek küçük bir şehir turu yaptık. Şehir tiyatrosu, yeni kale, eski kale ve Stifts kalesini dışardan gördükten sonra tekrar ana cadde olan Königstraße'ye çıktık. Zaten tren garına yürüyerek gelirken de bu yolu kullanmıştık.
Etrafında dükkanların olduğu güzel bir cadde. Stuttgart turumuzu sonlandırıp Münih'e giden trenimizi yakaladık diyeceğim ama ne yazık ki bizim şansımıza tren neredeyse 3 saat rötar yaptı.
Ama iyi tarafı treni kullandığımız halde rötar fazla olduğundan tren paramızı sonrada bize iade ettiler. Trende biletimizi kontrol eden görevli bize bir form verdi. Onu doldurup istasyonda teslim ettik. Parayı hemen elden verdiler.

22 Aralık 2019 Pazar

Stuttgart: Porche Müzesi

Stuttgart'a adımımızı atar atmaz ilk durağımız Porsche Müzesi. Yandaki fotoğraftaki Volkswagen Beetle'ı görünce yanlış fotoğraf koydum sanmayın. Porsche deyince akla ilk pahalı spor arabaları gelse de aslında "halkın arabası" Beetle'ın yaratıcısı Ferdinand Porsche.
Musluk tamircisi bir babanın oğlu olan Porsche, küçüklükten beri elektriğe ilgi duymuş. İlk hibrit arabayı tasarlamış ve 1900 yılında Paris fuarında sergilemiş. Dönemin önemli firmalarından Daimler'de calışan Ferdinand, birinci ve ikinci dünya savaşları sırasında askeri araçlar da tasarlamış.
Savaştan sonra kısa bir süre tutuklanmış. Hayatının son zamanlarını kendi adını verdiği şirketinde Porsche spor arabalar üreterek geçirmiş. Müzede 1948'den günümüze kadar Porsche'nin gelişimini görebilirsiniz.
Bir de arabalar filmindeki Porsche "Sally"nin orjinal boyutunda bir örneğini de görebilirsiniz.  Sonuç olarak Stuttgart'ta hoş vakit geçirmek için gezilebilecek güzel bir müze.
Sabah Strazburg'da, öğleden sonra Stuttgart'ta gezdikten sonra yorulduk ve soluğu akşam yemeği için Stuttgart merkezinde aldık. Stuttgart'a yolunuz düşerse ABACCO'S STEAKHOUSE'a mutlaka uğrayın derim. Hayatımda yediğim en güzel etlerden birini yedim. Eti mühürleyip yanında da sıcak taş getiriyorlar. Eti dilediğiniz kalınlıkta kesip önünüzdeki taşta istediğiniz miktarda pişiriyorsunuz. Taşınız soğursa sıcağını getiriyorlar. Harika bir yer kesinlikle tavsiye ederim.

21 Haziran 2019 Cuma

Neue Pinakothek

Münih'teki 3.günümüz aslında yarım bir gündü. Öğleden sonra Strazburg'a doğru yola çıkacaktık. Münih'te yapılacak çok şey var. Bu kısa zamanı hangi biri için ayıracağımızı bilemedim. Otelden çıkıp tren istasyonuna gittik. Valizleri oradaki emanet kasalarına kitledikten sonra görece tren istasyonuna yakın olan Neue Pinakothek'e gitmeye karar verdik. Metroyla gidip müzeye biraz yürüdük. Arda'yla ilk defa bir resim müzesine girdik. Neyse ki sıkılmadı ve bize pek sıkıntı çıkarmadı. Ona tek tek resimleri ve hikayelerini anlattım. Ondan sıkılınca birlikte selfie çektik. En son bölümde de zaten bildiği ve çocuk kitaplarını okuduğu ressamlar vardı (bkz. 1001 çiçek yayınları). Bu müzeyi aslında 13 sene önce gezmiştim ama yılların getirdiği olgunluk ve bilgi birikimiyle birlikte ve tabii ki eşim ve çocuğumla gezmek bana ayrı bir keyif verdi.
Özellikle bir Klimt hayranı olarak son bölümde onun da bir eserini görmekten çok mutlu oldum (bkz.yukarıdaki foto). Belki de pazartesi sabah olduğundan müze çok boştu. Rahatça dolaşıp tren saatimiz el verdiği müddetçe resimlerin önünde oyalanarak gezdik.
Londra'da vaktimiz yetmediğinden National Gallery'deki Sunflowers'ı görememiştik. Neyse ki bu müzede görme şansına eriştik.

19 Nisan 2019 Cuma

Deutsches Museum


Daha önceki Münih seyahatimde gördüğüm ve gerçekten görülmesi gerek dediğim müzelerden biri Deutsches Museum (bkz. https://two-turtles-ontheway.blogspot.com/2010/11/munih-muzeler.html). Wikipedia'ya göre dünyadaki en büyük bilim ve teknoloji müzesiymiş. 


Elimize haritayı aldık ve başladık gezmeye. Biz biletleri online almıştık ama girişte sıra da yoktu. Kapıdan da sıra beklemeden rahatça alınabilir. Belki de bizim gittiğimiz sakin bir dönemdi bilmiyorum. Bu 6 katlı binayı gezmek için bütün günümüzü ayırmıştık zaten. Ben daha önce gördüğüm için buraya kesin bir gün ayırmamız gerektiğini biliyordum. Tabii ki benim ziyaretin üstünden 14 sene geçtiğinden bazı şeyleri hatırlamakta güçlük çektim. Üstelik müzede büyük değişiklikler de vardı. Mesela, müze bölünmüş ve bazı bölümleri şehrin başka bölgelerine taşınarak yeni müzeler oluşturulmuş: Verkehrszentrum (kara araçları ile ilgili) ve Flugwerft Schleissheim (uçaklarla ilgili). Münih'e çok fazla vakit ayırmadığımızdan bu iki müzeyi gezemedik. Bu üç müzeyi de gezmek istiyorsanız bu üçüne toplu bilet alabilirsiniz. Daha uygun oluyor.


14 sene önce Deutsches Museum'u gezdiğimde kocaman bir uçak kesiti gördüğümü hatırlıyorum. Şimdi uçaklarla ilgili küçük bir bölüm kalmış ve bu kısım eskisi kadar etkileyici değil. Deniz araçları ile ilgili bölüm yine de güzeldi. Müzede "hands on" denilen küçük deneylere katılım sağlayabiliyorsunuz. Bir tuşa basıyorsunuz ve kendinizi küçük bir fizik deneyinin içinde buluyorsunuz. Müzenin küçük bir köşesinde cam atölyesi var. Belirli saatlerde canlı olarak camdan değişik şeyler yapıyorlar. Bu süs eşyalarını bu stanttan satın alabilirsiniz.

Daha önce geldiğimde bu müzede internetin nasıl çalıştığıyla ilgili çok güzel ve açıklayıcı bir demostrasyon görmüştüm. O andan sonra taşlar kafamda oturmuştu. Bu sefer bilgisayarlarla ilgili bölümde Enigma dikkatimi çekti. Müzenin küçük bir bölümü de matematik ve geometri ile ilgili basit oyunlara ayrılmış. Bu oyunları çözmek bana çok eğlenceli geldi. Arda da bu bölümden oldukça keyif aldı. 4 yaşındaki oğlumuz ilk gün için beklediğimizin oldukça üstünde bir performans sergiledi. Biz yorulduk ama o yorulmadı ve sıkılmadı. Müze çok ilgisini çekti. Herşeyi dikkatle inceledi. Hangi bölümleri gezdiğimizi elindeki haritadan takip etmeye çalıştı. Dediğim gibi bu müzeyi gezmek çok vakit aldığından öğle yemeğimizi de müzenin restoran kısmında yedik. Arda için çok fazla alternatif yoktu. Sorun çıkma olasılığı en düşük şeyi seçerek ona makarna yedirdim. Menüdeki birçok şeyin içinde domuz vardı. Bu konuda çok tutucu olmasam da tadını ve kokusunu sevmediğimden ben de yemiyorum. Onun da sevip sevmeyeceğini yada midesinin nasıl tepki vereceğini bilemediğimden yedirmedim. Planetarium'a ve observatory kısımlarına giremedik çünkü Arda yaşında küçük çocukları almıyorlardı. En sona bodrum kattaki maden kısmını bıraktık. Daha önce geldiğimde bu bölümü gezmemiştim. Sonradan mı eklendi yoksa biz mi atlamıştık bilemedim. Ama tek kelimeyle mükemmeldi. Bu güzel müze için harika bir son oldu. Kendinizi gerçekten bir madenin içinde hissediyorsunuz. Bir an için bir binanın içinde olduğumu unutup duvarlara dokunmaya başladım. O kadar inandırıcı geldi ki acaba binanın altında madenimsi bir yer mi vardı böyle bir şey yapmışlar diye düşündüm. Bu bölüm aynı zamanda o kadar büyük ki ne zaman sonu gelecek anlayamadık. Uzun uzun yürüdük, bir tünel bir diğerine çıktı. Tam sonu yok herhalde diye düşünmeye başlarken çıktık. Klostrofobik biriyseniz tavsiye etmiyorum ama. Çünkü tüneller gerçekçi yapılmaya çalışıldığından dar, karanlık ve rutubetli. Müzeden çıkmadan "Kid's Kingdom"a girdik. Çocuklar için çok güzel düşünülmüş bir alan. Kocaman legolar, aynalar ve içine girebileceğiniz dev bir gitar var. Arda bu bölümde de çok güzel vakit geçirdi. Sonuç olarak ilk gün planını başarıyla tamamladık. Kalan vaktimizde Marienplatz'a doğru yürüdük. Oradan da Karlsplatz'a yürüdük. Akşamı Münih'teki arkadaşlarımızın götürdüğü güzel bir İtalyan restoranında pizza, şarap ve güzel sohbet eşliğinde bitirdik.

7 Nisan 2019 Pazar

Münih: 1.gün

Çocuk olmadan önce gezmeyi çok seven bir çifttik ve çocuğumuz olduktan sonra da onunla yapacağımız ilk yurt dışı seyahati için çok heyecanlıydık. Bunun için 4 yaşına kadar bekledik. Çünkü daha öncesinde yanımıza puseti de almamız gerekiyordu, her an her şeyi yiyemezdi, uyku saatleri vardı. Uyumadığı zaman çok aksi oluyordu. Çoğu gece zaten uykusuz geçiyordu ve bizim gün içinde bir şeyler yapmaya halimiz kalmıyordu. 4 yaşında geldiğinde artık büyümüştü, tuvalet alışkanlığını kazanmıştı. Yemek problemi yoktu, bizim yediğimiz her şeyi yiyebilirdi. Gece bizimle yatıp sabah bizimle kalkıyordu. Artık eskisi gibi sabah 6'da başımıza dikilmiyordu. Öğlen uykusu olsa iyiydi ama uyumadığı zamanlar da çok sorun çıkartmıyordu. Bir yere gittiğimizde eline yeni bir oyuncak tutuşturursak onunla uzun süre oyalanabiliyordu (not: eşimle asla çocuğun eline telefon tutuşturarak oyalayan insanlardan olmama kararı aldığımızdan bizim onu oyalama yöntemimiz genelde yeni oyuncaklar oldu).
Aslında ilk plan hiç otel değiştirmeyeceğimiz gemi turuydu. Fakat istediğimiz tarihteki turlar doluydu. Hiçbir gemi turu tatilini planımıza uyduramadık. En sonunda Ankara'dan direk uçuşun olduğu Münih'i seçtik. Ben daha önce Münih'te uzunca bir zaman geçirdiğimden benim için asıl destinasyon Instagram resimlerinden görüp buraya mutlaka gitmeliyim dediğim Colmar ve Alsace bölgesiydi.
Tabii ki daha önce Arda'yla yurt içinde birçok seyahat yaptık. Uçağa ilk bindiğinde yaklaşık 9 aylıktı. Fakat bu uçuşlar yurt içi olduğundan uçakta en fazla bir saat vakit geçirmişti. Ya 3 saatlik uçuşta sıkılırsa? Uçağın içinde onu nasıl oyalayabilirdik? Neyse ki Luftansa çocukları düşünmüştü ve uçağa girişte boya kalemi ve boyama kitabı verdiler. Aslında uçuş saati Arda'nın uyku saatiydi. Ama eşek sıpası uyumadı.
Eşim de ben de uyukladık ama o uyumadı ve her boyama sayfasını bitirdiğinde 'bak anne bitirdim' diyerek beni uyuklamamdan uyandırdı. Zaten uçuşun bir kısmı da yeme içmeyle geçti. Özetle, uyumamasına rağmen sorunsuz bir uçuş geçirdik. Münih'te Bold Hotel'de kaldık ve memnun kaldık. Hava alanından tadilat nedeniyle kapalı olan tren durakları sebebiyle biraz dolanarak otelimize ulaştık. Akşam yemeği için Hofbrauhaus'a gideriz diye düşünmüştüm ama çok kalabalıktı ve oturacak bir yer bulamadık. Biraz dolandıktan sonra o meydandaki başka bir restorana oturduk ama bizimle ilgilenen hiç bir garson bulamayınca Marienplatz'a doğru yürüdük ve hoş bir restorana oturduk. Neyse ki Arda'nın kolayca yiyebileceği bir Schnitzel geldi ve ilk günümüz böylece noktalandı.

23 Mart 2019 Cumartesi

Almanya Vizesi

Daha önce bir sürü Schengen vizesi, İngiltere ve Amerika vizeleri aldığımız halde beni en çok strese sokan vize buydu. Aslında evrakları toplamak o kadar zor değil. Çocuk için ekstra muvaffakatname ve kaymakamlıktan alınan onaylı aile nüfus örneği isteniyor. Çocuğun başvuruda yanınızda bulunmasına gerek yok. Peki madem herşey güzel strese girecek ne var dediğinizi duyar gibiyim. Sorun işlem süresi. Daha önce aldığımız vizelerin hepsi en fazla bir hafta içinde elimizde oldu. Dediğim gibi evraklar tam ve doğru olduktan sonra sorun yok.  Ama Almanya konsolosluğunun çalıştığı idata firmasına gittiğimizde başımızdan aşağı kaynar sular döküldü çünkü islem süresi 15 "iş günü" diyordu. Sakın iki hafta gibi algılamayın çünkü ikisi çok farklı şeyler. Biz iki hafta gibi anladığınızdan bir hafta da garanti koyup 3 hafta önceden başvurduk. Fakat hata yapmışız. Ayrıca 15 iş günü sizin evrakları teslim ettiğiniz günden başlamıyor. Idata'nın evrakları konsolosluğa teslim ettiği günden başlıyor. Bu da bir iki gün gecikmeli oluyor. Hatta haftaiçi bir güne bizde olduğu gibi Almanların resmi bir tatil günü denk gelirse sizin üç hafta diye hesapladığınız şey, bizdeki gibi 12-13 iş gününe düşebilir. Idata süre konusunda kesinlikle yardımcı olmuyor. Konsolosluktan kimseye ulaşmanız da mümkün değil. İşiniz tamamen şansa kalmış demektir. Biz üç hafta ciddi stres yaşadıktan sonra, ki bir hafta tatil için 3 hafta stres çekmeye değmez bence, vizemizi uçuşumuzun bir gün öncesi alabildik. Son güne kadar gidip gidemeyeceğimiz belli değildi.

Sonuç olarak size tavsiyem 3 ay öncesinden başvurmanız. Zira en erken seyahatten 3 ay önce başvurabiliyorsunuz. Şimdi yeni düzenlemeyle bu süreyi 6 aya çıkartıp, vize ücretini artıracaklarmış. Bir de uzunca bir sürelik vize verseler de her seferinde bi ton para verip, uğraşıp, strese girmesek. Yada vizesiz gidilecek yerler tercih edilebilir. Örneğin, balkanlar, rusya (biz gittiğimizde vizesizdi) yada yunan adalari (günlük vize almak kapıda kolay). İngiltere de ödediğiniz vize ücretine göre 6 ay yada 2 yıl vize veriyor. Amerikaya da bir kere başvurduğunuzda 10 yıllık vize alıyorsunuz. Üstelik evrak da istemiyor. Adamların nasıl bir istihbaratı varsa bence siz zaten başvurduğunuz an ciğerinize kadar öğreniyorlar.

Biz Almanya'yı Ankara'dan direk uçuş olduğu için tercih etmiştik. Ki çocukla kolay oldu. Her neyse, vize konusunda herkese iyi şanslar. Umarım bizim kadar şanslı olursunuz da uçuşunuzu kaçırmadan vizeniz elinizde olur.

6 Şubat 2011 Pazar

abschluss

Kurs bitmesine yakın bütün kursiyerlerle birlikte Münih'teki gece klüplerinden birine gittik. Çok eğlenceli bir gece geçirdik. Kalabalık olduğumuz için başımıza pek bişey gelmedi. Sarkan falan olmadı yani. Mekan oldukça büyüktü farklı bölümlerden oluşuyordu. Her bölümde farklı konseptte birşeyler vardı. Elimdeki broşürde yazan internet adresine girmeye çalıştığımda karşıma başka bir klüp çıktı. Sanırım klübün adı değişmiş. E tabi aradan neredeyse 5 buçuk sene geçti. Mekanın yeni ismi Klangwelt sanırım.

Münih ve çevresiyle ilgili anlatacaklarım bu kadar. Bir sonraki macerada görüşmek üzere :))






22 Ocak 2011 Cumartesi

Herrenchiemsee

Dil okulu için Münih'te bulunduğumuz haftasonlarından birinde bir kaç arkadaş etrafı gezmeye karar verdik. Toplu halde gezmemizin sebebi tren biletinin 5 kişilik alındığı taktirde oldukça ucuza gelmesi. Bizim gibi dil kursuna gelen farklı ülkelerden insanlarla sayımızı 10'a tamamladık ve yolculuğa çıktık.
Amacımız trenle Münih'ten Salzburg'a gitmekti. Yol üzerinde bulunan Prien'e uğrayarak Ludwig'in yaptırdığı saraylardan son olarak anlatacağım olan Herrenchiemsee'i gördük. Schloss Herrenchiemsee, ismini aldığı Chimsee gölünün ortasındaki bir adaya yapılmış. Prien'deki tren istasyonunda indikten sonra bizi göl kenarına götürecek Chimsee-Bahn'a bindik. Daha sonra vapurla Herren adasına gittik. Adada saraydan başka birşey yok.
Saray Fransa'daki Versay sarayına benzetilmeye çalışılarak yapılmış. Vapurdan indikten sonra saraya ulaşmak için biraz yürüdük ama ağaçların içinde bi yanımızda deniz gerçekten zevkli bir yürüyüştü. Saray'ın içi hakkında çok fazla detay hatırlamıyorum. Saray'ın bulunduğu ortam beni daha çok etkilemiş sanıırm.









13 Aralık 2010 Pazartesi

Linderhof Palace

Linderhof Palace Ludwig'in yaptırdığı şatolardan bir diğeri. Üç şato arasında en küçüğü ve tamamlandığını görebildiği tek şato. Bu şato da Neuschwanstein gibi Alplerde yer alıyor. Ludwig bu şatoya da bir mağara yaptırmış. Venüs Mağarası'nın içinde altın işlemeli teknesiyle gezmekten çok hoşlanıyormuş anlaşılan (http://en.wikipedia.org/wiki/File:Linderhof-14.jpg). Mağarasının İtalya Capri adasındaki Mavi Mağara'ya (http://en.wikipedia.org/wiki/Blue_Grotto_(Capri)) benzemesini istemiş. Bu sebeple Venüs Mağarası'na 24 adet dinamo yerleştirilmiş.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Königsschloss Neuschwanstein

II. Ludwig'in doğduğu Nymphenburg Palace'ı daha önce anlatmıştım (http://two-turtles-ontheway.blogspot.com/2010/11/nymphenburg-palace.html). Neuschwanstein II. Ludwig'in Alpler'de yaptırdığı bir şato. Şatonun ismi Türkçe'ye "Yeni Kuğu Taşı Şatosu" olarak çevrilebilir. Bir şato için oldukça ilginç bir isim. II. Ludwig'in kuğulara karşı bir ilgisi varmış. Bu sebeple şatosuna böyle bir isim vermiş olabilir.

Saray, Uyuyan Güzel masalı için ilham kaynağı olmuş. II. Ludwig üç büyük şato yaptırmış. Ne mutlu bize ki bu üç şatoyu da görme fırsatı bulduk. Daha sonra anlatacağım iki şato: Linderhof Palace ve Herrenchiemsee. Ludwig bu şatoları yaptırmak için hem kendi servetini hem de devletin milletin servetini harcamış :))



Zaten en sonunda iflasın eşiğine gelmiş, deli raporu verilerek tahttan indirilmiş ve esrarengiz bir şekilde ölmüş. Köprünün fotoğrafını şatodan çektim. Şatonun fotoğrafını ise köprüden :)) Gerçekten görülmesi gereken masallardaki gibi bir şato. Aşağıdaki fotoğraflarda şatonun kartpostallardaki fotoğraflarını da görebilirsiniz. Yandaki fotoğrafta görülen yer "Thronsaal", yani Taht Odası.
 
Neuschwanstein Şatosu 1869-1886 yılları arasında inşa edilmiştir.




Yandaki fotoğrafta "Saengersaal", yani Şarkıcılar Salonu görülmekte. Bu salondaki ilk performans 1933 yılında Richard Wagner'in 50.ölüm yıldönümü anısına gerçekleştirilmiş.



 
 Bu fotoğraf Çalışma Odası'na ait.






Bu fotoğraf ise Giyinme Odası'na ait.







Alpler ve Neuschwanstein kalesi...






Burası da Oturma Odası...







Yatak Odası...







Antre (giriş).







İşte meşhur Ludwig II. Orjinalinde şato 200 odalı tasarlanmış fakat bütçe sıkıntıları nedeniyle ancak 15 odası tamamlanabilmiş. Dışarıdan fantastik görünen bu şatonun içini o kadar da beğenmedim açıkçası. Biraz fazla abartılı geldi herşey. Bilmiyorum siz ne düşünürsünüz...
Ludwig II 1845-1886 yılları arasında yaşamış...







Burası da şatonun mağarası :))

Görüşmek üzere...