cote d'azur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cote d'azur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2012 Pazar

Marsilya

Cote D'Azur gezimiz başladığı gibi maceralı bitti. İlk yazılarımda da anlattığım gibi son iki günü Marsilya'ya ayırmıştık. Ama herşey planladığımız gibi gitmedi. Fransa'da emeklilik yaşı artırıldı ve insanlar bunu protesto etmek amacıyla grev yaptılar. Sabah biz otelden ayrılırken resepsiyonda bir adam giriş yapıyordu. Bize grev olduğunu ve hiçbir tren seferinin yapılmadığını söyledi. Biz nedense adama inanamadık. Valizlerimizi aldık ve tren garına gittik. Gerçekten de bütün seferler grev nedeniyle iptal edilmişti. Valizlerimizle birlikte otele geri döndük. Neyse ki boş oda varmış. Uçağımız ertesi gün Marsilya'dan kalkacağından bir gün daha Cannes'da kalmaya karar verdik.
Ertesi gün herşey normale döndü ve biz trenle Marsilya'ya geçtik. Eşyalarımızı tren garındaki dolaplara yerleştirdikten sonra kenti gezmeye başladık. Marsilya göçmenlerin çokça olduğu bir yer. Bu yüzden etrafta gördüğünüz insanlar Avrupa'da görmeye alışık olduğunuz tiplerden olmayabilir.
Marsilya'da dikkatinizi ilk çeken yapı Notre Dame Kilisesi olacaktır. Vaktimiz çok az olduğundan yukarı çıkamadık ve kilisenin içini göremedik. Şans o ki daha bir sene dolmadan kendimizi yine Marsilya'da bulduk ve kilisenin içini görme fırsatını yakaladık. Ama tabi ki bu kısmı daha sonraki yazılarımda anlatacağım.
Marsilya'nın merkezi liman çevresine kurulmuş. Liman aslında daha çok bir gölü andırıyor. Çünkü limanın ağzı çok kapalı. Buranın denizle bağlantısı olup olmadığını anlayabilmek için limanın denizle bağlantısının olduğu yere kadar yürüdük.
Marsilya'da Fransa'nın başka şehirlerinde de olan   çikolata & şekerleme satan bir dükkanlar zinciri var. İçeri girdiğinizde kendinizi Hansel&Gratel masalındaki cadının evinde hissedeceksiniz. O kadar şekerleme ve çikolatanın içinde hangisini alacağınıza karar veremeyeceksiniz.


Cote D'Azur maceramız Marsilya'da sona erdi. Ama bizimkisi gibi bir Cote D'Azur gezisi yapmayı planlıyorsanız ulaşım noktası olarak Marsilya'yı kullanmayın derim. Çünkü Marsilya Cote D'Azur bölgesine görece uzak kalıyor. Marsilya-Cannes yada Marsilya-Nice arasını hızlı trenle gitmek zorundasınız. Bu hem vakit alıyor hem de para. Hızlı tren biletleri çok da ucuz değil. THY ile Nice'e uçmak böyle bir gezi planı için daha avantajlı. Üstelik kampanyaları yakalayabilirseniz çok da ucuz olabilir.

22 Eylül 2012 Cumartesi

Grasse

Grasse, Cannes'dan 20 km uzaklıkta ve birçok Cote D'azur yerleşiminin aksine deniz kenarında değil. Bu yolculuğu otobüsle yapmanızı tavsiye ederim. Trenle gitmek isterseniz Grasse tren istasyonunda indikten sonra tarihi merkeze gitmek için tekrar otobüse binmeniz gerekiyor. Cannes otobüs durağı Cannes tren istasyonunun hemen önünde. "ligne TAM 600" yazan otobüse binmeniz gerekiyor. Grasse'ye geldiğinizde "Gare Routiere Grasse"de ineceksiniz. Burası zaten tarihi yerleşimin hemen dibinde. Otobüsten inince gezmeye başlamadan önce bir "tourist information"a uğramanızı tavsiye ederim. Çok yardımcı oluyorlar ve size çok faydalı bir harita veriyorlar.
Grasse bir parfüm başkenti. Koku filmini izlediyseniz filmin son kısmında ana karakterin parfüm yapımıyla ilgili birşeyler öğrenmeye gittiği kasaba Grasse. Parfüm fabrikaları belirli saat aralıklarıyla fabrika içinde kısa turlar düzenliyorlar. Bunlara katılabilirsiniz. Bu turlar sırasında parfümle ilgili bilmediğiniz birçok şeyi öğreniyorsunuz. Biz Molinard'ın turlarına katılmıştık. Bu kısa tur fabrika satış mağazasında sonlanıyor ve birbirinden güzel kokular içinden hangisini alsam diye etrafta dolaşmaya başlıyorsunuz. Hediyelik birşeyler almak için harika bir yer.
Grasse'nin birbirinden şık sokakları var. İçinize sindire sindire güzel kokular eşliğinde gezmenizi öneririm. Sonuç olarak Grasse kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Yakınlarında iseniz bir gün ayırın derim.

11 Ağustos 2012 Cumartesi

St. Tropez

St. Tropez Cannes arası 84 km. Bu mesafeyi karadan kat etmek istiyorsanız araba kiralamanız gerekiyor. Zira Cannes-St. Tropez arası karadan toplu taşıma aracı yok. Ama bu yolculuğu eğlenceli bir hale getirip deniz yoluyla yapabilirsiniz. Bunun için www.trans-cote-azur.com sitesini ziyaret etmenizi öneririm. Yolculuk yaklaşık 1 buçuk saat sürüyor. Tekne sabah 10 çeyrekte Cannes'dan ayrılıyor, 11 buçukta St. Tropez'e varıyor. Gezmek için akşam 4 buçuğa kadar vaktiniz var çünkü tekne bu saatte Cannes'a doğru yola çıkıyor. Gidiş-dönüş bu yolculuğun maliyeti kişi başı 45 euro. Tekne çok da küçük değil, bu sebeple benim gibi deniz tutan biri için bile konforluydu diyebilirim.
St. Tropez'in simgesi olan saat kulesi görülmeye değer. Tabii ki her eski Avrupa şehrinde olduğu gibi burada da eski şehrin sokaklarında kendimizi kaybediyoruz...















Eski şehir kısmında biraz gezdikten sonra yürüyerek ulaşabileceğimiz sakin bir plaja gittik. Etraftaki turistler kayboldu ve muhtemelen çevredeki evlerde oturduklarını düşündüğümüz insanlarla güneşlenip denize girdik. Küçük bir denizanası vakası dışında St. Tropez gezimiz çok hoştu. Herkese tavsiye ederim :))

5 Ağustos 2012 Pazar

Cannes

3 gece Nice'deki otelde kalarak çevredeki yerleri gezdikten sonra 4.gün Cannes'daki otele geçtik. Cannes ve Nice arası 42 km. Trenle bu yolculuk yaklaşık 45 dakika sürüyor, otobüsle ise 1 buçuk saat. Bu yüzden ben size trenle gitmenizi öneririm. Biz de öyle yaptık zaten :)


Nice gibi Cannes'ın da güzel bir sahil şeridi var ve tabi yine burada da deniz kenarı boyunca pahalı ve lüks oteller var. Carlton ve Martinez bunlardan yalnızca ikisi. Cannes'a geldiğimiz ilk günü Cannes'ı gezerek geçirmeye karar verdik ve otele eşyalarımızı yerleştirdikten sonra Cannes'ın karşısındaki St.Honorat adasına gittik. 
St. Honorat adasında adından da anlaşıldığı gibi bir manastır var ve adada sadece keşişler yaşıyor. Adada manastıra ait zamanında savunma amaçlı kullanılmış küçük bir de kale var. Ayrıca adanın farklı yerlerine yayılmış günümüzde kullanılmayan eski şapeller var. 
Günümüzde adadaki manastırda 30 adet keşişin yaşadığı söyleniyor. Ada oldukça yeşil. Deniz kenarında çam havası olmak istiyorsanız bu adaya uğramalısınız. Tamamen doğayla içiçe olabileceğiniz bir yer. Keşişlerin neden bu adayı seçtiklerine şaşırmamak gerek.







Adanın hemen yanıbaşında St. Marguerita adası var. Bu iki ada arasında demirlemiş bir sürü küçük tekne görebilirsiniz. "Demir Maskeli Adam" filminden hatırlayacağınız karakter 1687-1698 yılları arasında St. Marguerita adasındaki hapishanede kalmış. Aslında "Demir Maskeli Adam"ın hikayesi çok ilginç. Sizin de ilginizi çekerse buradan okuyabilirsiniz: http://en.wikipedia.org/wiki/Man_in_the_Iron_Mask


Dünyaca ünlü Cannes Film Festivali'nin Cannes'da düzenlendiğini söylemeye gerek yok sanırım. Bizim gittiğimiz zaman tabii ki festivale denk gelmiyordu. Festival zamanı gitsek zaten pahalı olan Cannes'ın daha da pahalı olacağına eminim. Zaten otellerde yer bulmak da mümkün olmaz diye düşünüyorum. Biz daha çok kalabalıktan olmayan sakin yerleri gezmeyi sevdiğimiz için Cannes'ın oldukça sakin olduğu bir zamanı seçtik.

Yandaki fotoğrafta ünlülerin el izlerini görüyorsunuz. Cannes Film Festivali'nin yapıldığı Kongre Salonu'nun hemen yanındaki parkta bir sürü ünlünün el izine ve imzasına rastlamak mümkün. Her şehrin olduğu gibi Cannes'ın da bozulmadan korunmuş bir eski şehir kısmı var. Şehrin küçük bir kalesi ve eski evlerin olduğu dar sokakları var. Rue du Suquet özellikle akşam yemekleri için tavsiye edeceğim bir yer. Biz genellikle sabah kahvaltısından sonra ikindiye doğru bir şeyler atıştırdıktan sonra akşam o meşhur Fransız mutfağının tadına bakıyorduk. Çünkü akşam yemekleri Fransız restoranlarında bir ritüel gibi. Menüyü getiren garson size önden ne içmek istediğinizi soruyor. Siz menüye bakarken içkinizi getiriyor. Başlangıçlar, ara sıcaklar, ana yemek, tatlı derken yemek için oldukça fazla vakit harcıyorsunuz. Benim gibi seçim yapmakta zorlanan insanlar için birden fazla bölüm olması insanı zorluyor. Menüler Fransızca geliyor fakat altında İngilizce açıklamaları oluyor. Gene de ne geleceği sürpriz olabiliyor. Mesela  sırf içinde et var diye söylediğim bir yemek çiğ et olarak geldi. Sanki köfte için hazırlanan kıymanın üzerine bir de çiğ yumurta kırmışlar. Et sanırım tütsülenmişti fakat bana hiç de çekici gelmedi. Sanırım pişirmeyi unutmuşlar :)) Çiğ et yemekten hoşlanmıyorsanız bu yemekten uzak durun derim.
Bu kadar zenginin olduğu yerde arabaların birbirinden müthiş olduğunu söylememe gerek yok herhalde :)) İşte size bir sürü Jaguar. Hayatımda bu kadar çok Jaguar'ı bir arada bir kez daha görebileceğimi sanmıyorum.
Cannes'da gezerken tesadüfen çok güzel bir galeriye rastladık. Burada Dali'nin eserlerinin üç boyutlu heykellere çevrilmiş versiyonları vardı. Benim çok ilgimi çekti.
Meraklıları için söyleyeyim galerinin adı "Galeries Bartoux". Bir bakmanızı tavsiye ederim. 

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Eze

Nice'den Eze'e gitmek aslında o kadar da zor değil. Nice otobüs istasyonundan 82 yada 112 numaralı otobüse biniyorsunuz. Her saat başı Eze'e otobüs var. Ama saatlere çok da uyulmuyor. Biz gittiğimizde otobüs geç kaldı ve biraz beklemek zorunda kaldık. Yolculuk yaklaşık 25 dakika sürüyor.
Eze kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Bir tepenin üzerine kurulmuş ve manzaraya hakim. Eze'in dar sokaklarinda kaybolmak isteyeceksiniz. Eze orta çagdan kalmis gibi duruyor. Kendinizi hemen ortamin etkisine kaptırıveriyorsunuz.
Daha önce de "To Catch a Thief" filminden bahsetmiştim. O filmden bir sahne de Eze'in karşısındaki yükseltide yer alan Balsan kalesinde geçiyor.
Eze'in en yüksek yerinde egzotik bahçe var. Bitkiler çok ilginç değil aslında. Bir sürü kaktus var. Ama egzotik bahçenin asıl olayı manzarası. Önünüzde muhteşem bir cote d'azur manzarası yer alıyor. Bahçenin içinde çok güzel heykeller var.
Eze'in içinde süper lüks bir otel var. E haliyle bu otelin önündeki arabalar da süper. O ortaçağ kasabasından kalma evlerin içinden ellerinde şampanya, bornozuyla insanlar çıkabiliyor. Biz karşılaştık mesela :-)









Eze ayrıca nietzsche'nin "zerdüşt böyle buyurdu" eserini yazdığı yer. burda nietzsche yolu bulunuyor. Yeşilliklerin arasından denize doğru inen bir yol. Bir rivayete göre, nietzsche buraya gelip düşünmeyi çok severmiş.

1 Temmuz 2012 Pazar

Antibes

Nice ve Antibes arası yaklaşık 30 km. Bu yolculuğu isterseniz otobüsle yada trenle yapabilirsiniz. Yolculuk, otobüsle yaklaşık 40, trenle 30 dakika sürüyor. Biz otobsle gidip, trenle donmeyi tercih ettik.
Ben size kesinlikle trenle gidip gelmeyi oneririm çunku otobus sehir merkezinde biraksa da çok dolanarak gidiyor. Trenle indiginiz yerden biraz merkeze yuruyorsunuz.
İlk ismi karşıdaki kent anlamına gelen Antipolis olan Antibes, Nice ile karşı karşıya olduğu için bu ismi almış. Kentin tarihi sokaklarında yürümek çok keyifli. Dilerseniz denize de girebileceğiniz bir plaj mevcut. Biz denize girmek yerine Picasso müzesini gezmeyi tercih ettik. Picasso 1946 yılında burayı çalışma atölyesi olarak kullanmış ve burada 145 eser tamamlamış.
Napolyon Bonapart 1974 yılında ailesi ile birlikte yanda fotoğrafı görülen eve taşınmış. Kendisi sahilin korunması ile görevlendirilmiş fakat Robespierre düştüğü zaman Antibes'deki yıldız şeklindeki Fort Carré'de tutsak edilmiş.

27 Haziran 2012 Çarşamba

Monako

Yandaki resimden de görüldüğü üzere Nice - Monako arası 22 km. Monako, Fransa - İtalya sınırına çok yakın bir yerde bulunuyor. Bu mesafeyi isterseniz otobüsle, isterseniz trenle katedebilirsiniz. Ama benim önerim tekne yolculuğu :)) http://www.trans-cote-azur.co.uk/nice-monaco.php internet sitesine bir göz atabilirsiniz. Biz bir gün önceden bu firmanın Nice ofisinden biletlerimizi aldık. Tekneyle bu yolculuk yaklaşık 45 dakika sürüyor.

Bu tur şirketi size iki alternatif sunuyor. İsterseniz tekneyle Monako'ya kadar gidip hemen geri dönebilirsiniz yada akşama kadar Monako'da vakit geçirip sonra dönebilirsiniz. Tabii tur fiyatları da ona göre değişiyor. Akşam dönmek istiyorsanız biraz daha fazla para ödemeniz gerekiyor. Geminin kaptanı yol boyunca size sahil kıyısını anlatıyor. Bütün ünlülerin evlerini (tabi onlara ev denirse) gösteriyor. Dönüşte söyle bir ruh haline bürünüyorsunuz: "Bu
insanlar yaşıyorsa biz ne yapıyoruz?". Ama beterin beteri var. Halimize şükretmeliyiz. En azından adamların yaşadıkları yerleri gezip görebiliyoruz.
Monako yüz ölçümü olarak küçükcük bir yer olmasına rağmen gezip görülecek çok yer var. Akşam teknenin kalkış saatini kaçırmamamız gerekiyor bu sebeple Musée Océanographique de Monaco'yu sadece dışarıdan görüyoruz. Burası yakın zamana kadar su altı kaşifi Kaptan Jacques-Yves Cousteau tarafından yönetilmiş. Yandaki fotoğrafın sol tarafında müzeyi sağ altta ise Monako'nun hapishanesi görüyoruz. Deniz manzaralı ve oldukça lüks bir hapishane olduğu söyleniyor.
Monako katedrali de Monako'da görülmeye değer yerler arasında yer alıyor. Prens Rainier ve Prenses Grace'in mezarları bu katedralin içinde yer alıyor.
 

Monako'da sanki birileri SimCity oynamış hissine kapılıyorsunuz. Alan çok dar olduğundan binalar çok sık ve yüksek. Bu sebeple, insanlar bahçeleri teraslara taşımayı tercih etmiş. Hatta bir terasın bahçesinde kocaman bir ağaç vardı ve o yükseklikte o büyüklükte bir ağacın nasıl yaşadığına pek akıl erdiremedik. Aslında yandaki fotoğrafa çok dikkatlice bakarsanız siz de o ağacı görebilirsiniz. Fotoğrafın sol yarısındaki ufka baktığınızda binanın üzerindeki top gibi görünen yeşillik bir ağaç.
Herşey o kadar mükemmel görünüyor ki. Teknenizi kapınızın önüne park edip evinize giriyorsunuz :))
Monako aslında bir ülke. Kendi uluslararası telefon kodu bile var. Fransa ile sınırlarını kaldırmış fakat hala prenslik tarafından yönetiliyor ve burada yaşayan insanlar gelir vergisi ödemiyor. Bu sebeple, zengin insanlar vergi ödememek için Monako vatandaşı olmak istiyorlar. Bu da dünyanın en zengin insanlarını Monako'ya çekiyor. Burada metrekare başına düşen zengin sayısı dünyanın herhangi bir yerindekinden daha fazla :)) Monako'nun hanedan ailesi yandaki fotoğrafta görülen Palais Princier de Monaco'da yaşıyorlar. Prens sarayında olduğunda yandaki fotoğrafta görülen beyaz bayrak göndere çekiliyor. Her gün saat 11:55'te sarayın önündeki askerlerin nöbet değişimi oluyor. Fakat bence çok da görülmeye değer değil. Bizim Anıtkabir'deki askerlerin nöbet değişim töreni daha gösterişli.
Yandaki fotoğrafta ise Fairmont Monte Carlo otelini görüyorsunuz. Bu otel, dünyada altından Fomula-1 pisti geçen tek otel. Monako'daki Formula-1 pisti zaten şehrin içinden geçiyor. Şehrin ana yolları Formula-1 pistini oluşturuyor.
Ve tabi ki kumarıyla ünlü Monako'nun Monte Carlo kumarhanesi. Monte Carlo aslında Monako'nun semtlerinden biri ama en az Monako kadar ünlü. Kumarhanenin girişinde turistler için ayrılmış kollu makineler var. İsterseniz burada kumar oynayabilirsiniz. Kumarhanenin içinde çeşitli salonlar var. Belirli bir giriş ücreti karşılığında bu salonlara girip oyunlara katılabilirsiniz. Biz şansımızı fazla zorlamayıp biraz dolaşıp kumarhaneden çıktık.
Monako'dan bahsedip de Grace Kelly'den bahsetmemek olmaz. Gerçi mezarının Monako katedralinde olduğunu söylemiştim. Grace Kelly, Oscar'lı bir Hollywood oyuncusu. 26 yaşında Prens Rainer III ile evlenerek Monako prensesi olmuş. Prenses Grace, Monako'da büyük bir coşkuyla karşılanmış. Evlendikten sonra oyunculuktan kendini emekli eden Prenses, üç çocuk sahibi olmuş ve 52 yaşında bir trafik kazası sonucu ölmüş. Prenses Grace'in izlerini Monako'nun her yerinde takip etmek mümkün. Yandaki resimde Prenses Grace Tiyatrosu'nu görüyorsunuz.
Prenses Grace'ten bahsettikten sonra oğlu Prens Albert'ten bahsetmemek de olmaz. Prens geçen sene Temmuz ayında (2011 Temmuz'unda) Prenses Charlene ile yandaki fotoğrafta görülen kilisede evlendi. Prensin 1958 doğumlu olduğunu düşünürsek, evlendiğinde 53 yaşındaydı. Evlenmek için oldukça geç bir yaş. Ama tabi prens o yaşına kadar boş durmamış. Prensin biri kız, diğeri erkek olmak üzere iki tane gayrimeşru çocuğu var. Kızı şuanda 20, oğlu ise 9 yaşında. Nedendir bilinmez Prenses Charlene evlenirken oldukça gözyaşı döktü. Bazılarına göre prenses evlenmekten üç kere kaçmaya çalıştı ama başarılı olamadı.

Monako'dan aktaracaklarım bu kadar, Fransız rivierasının başka bir yerinde buluşmak üzere...

17 Haziran 2012 Pazar

Nice

İlk gece Marsilya havalimanında sabahladıktan sonra Nice'e doğru tren yolculuğumuza başlamıştık. Öğlen 3 gibi Nice'e vardık. Merak edenler için söyleyeyim Marsilya - Nice arası trenle yaklaşık 4 saat sürüyor. Tren saatlerini öğrenmek ve internetten bilet almak için www.raileurope.com sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Aslında otele yerleştikten sonraki planımız bisikletle Nice'i gezmekti. www.nicecycletours.com sayfasında Nice'te bisiklet turu yapmak için değişik alternatifler var. Bazı teknik aksaklıklardan dolayı ne yazıkki bu isteğimizi gerçekleştiremedik.


Rezervasyon yaptırmak için siteye mail attım, geç cevap verdiler, Nice'e vardığımızda da adamların adresini bulamadık. Daha doğrusu söyledikleri adreste öyle biryer yoktu. Neyse uzun lafın kısası ben çok merak ettim. Fırsatınız olursa ve adamlara ulaşabilirseniz siz deneyin derim. Yok ben tura bağımlı kalmak istemiyorum, bisikletle kafama göre gezeceğim derseniz de bisiklet kiralayabiliyorsunuz. Nice'te her tarafta bisiklet durakları var. Bu duraklardan bisiklet alıp, istediğiniz kadar gezip, başka bir durakta bırakabiliyorsunuz, ücreti karşılığı tabi.
Gündüz yapılacak en iyi şey denize girmek :) Nice'in masmavi denizi hemen kendine çekiyor zaten sizi. Nice'e varır varmaz o masmavi denizi gördükten sonra yapmak istediğim ilk şey denize girmekti. Deniz çok güzel, dalgalı ama taşlık olduğu için rahatsız olmuyorsunuz. Şehrin küçük, sevimli bir eski limanı ve liman etrafında güzel restoranları var. Öğlen yemeğimizi burada yedik. Akşam güneş batmak üzereyken "Le Château"ya çıktık. Buradan harika bir Nice manzarası seyredebilirsiniz.
Nice'te vakit geçirmek için yapılacak bir sürü şey var. Bütün bir akşam boyunca sahilde yürüyebilirsiniz. Sahil kenarında bir sürü lüks otel var. Bunlardan en ünlüsü yandaki fotoğrafta görülen Hotel Negresco. Cary Grant ve Grace Kellly'nin oynadığı, bir Alfred Hitchcock filmi olan "To Catch a Thief"i izleyenler varsa bu oteli hatırlayacaklardır.
Nice aslında insanların yaşadığı bir şehir, yani insanlar iş çıkışı barlarda kafelerde takılıyorlar. Sadece elinde fotoğraf makinasıyla etrafa bakan turistler değil, işe giden gelen bir yerlere koşuşturan insanlar da var. Nice'in hem tarihi hem de modern bir yanı var.
Alternatif bir akşam planı eski şehir tarafını gezmek. Nice'in sokaklarında kaybolmak çok eğlenceli. Bir kafede barda otururken sokak çalgıcılarının müzikleriyle keyfinizi bulabilirsiniz. Sokak çalgıcısı deyip geçmeyin, gerçekten kaliteli müzik yapıyorlar. Zaz da o sokak şarkıcıları arasından meşhur olmadı mı?


9 Haziran 2012 Cumartesi

Côte d’Azur

Côte d’Azur'a gitmek aslında eşimin fikriydi. Fransız rivierasını görmek gibi bir arzusu vardı. İyiki sözünü dinlemişiz de gitmişiz diyorum şimdi. Eğer sizin de oralara gitmek gibi bir arzunuz varsa http://www.frenchriviera-tourism.com/ sitesi çok faydalı olacaktır. Bilmeyenler için söyleyeyim, Côte d’Azur Fransa'nın Akdeniz kıyısının bir kısmı. Doğuda İtalya sınırına, batıda St.Tropez'e kadar uzanıyor.
Yine ucuz uçak bileti bulma ile başlayan maceramız, bizi Fransa'nın Akdeniz kıyısındaki bir şehri olan Marsilya'ya götürdü. Bu sefer biletimizi Pegasus'tan almıştık ama "ucuz uçak bileti macerası" yaşamaktan kurtulamadık. 
Uçak gurbetçilerle doluydu, başka bir değişle uçak indiğinde alkışlayan tiplerin olduğu bir uçakla   yolculuk ettik. Sonradan öğrendik ki zaten Marsilya Fransa'da göçten en çok nasibini alan şehirlerden biriymiş. Pasaport kontrolüne geldiğimizde görevliler bizden otel rezervasyonlarımızı ve dönüş uçak biletlerimizi göstermemizi istedi. Ama biz bu evrakları son anda uçağa verdiğimiz valizin içine koymuştuk. Bunu görevlilere anlatmaya çalıştıysak da Fransızlar Fransızca harici bir dil konuşmaktan hoşlanmadıklarından bizimle sürekli Fransızca konuşmaya devam ettiler ve biz derdimizi bir türlü anlatamadık. Bize kenarda beklememizi söylediler ve bütün uçağın boşalmasını bekledik. Biz hariç uçaktaki herkes pasaport kontrolünden geçti. Yanımızdan geçen herkesin tuhaf bakışlarına maruz kalmak zorunda kaldık. 
En sonunda pasaportlarımızda birden fazla schengen vizesi olduğunu gören görevliler bize acıdı ve geçmemize izin verdiler. Adı üzerinde "ucuz uçak bileti" aldığımız için gecenin 2'sinde Marsilya'ya vardık ve geceyi pek de havalimanına benzemeyen Marsilya havalimanında geçirdik. Gündüz olunca otobüsle en yakındaki tren istasyonuna gittik ve oradan Marsilya tren garına vardık. Marsilya'dan Nice'e giden trene binerek Côte d’Azur yolculuğumuza başladık. Côte d’Azur kısmen küçük bir bölge olduğundan fazla otel değiştirmeyelim istedik ve bu bölgedeki iki büyük beldede üçer gün kalmaya karar verdik: Nice ve Cannes. Gitmeden önce kendimce süper bir plan hazırlamıştım. İlk günü Nice'i gezerek geçirecektik. İkinci gün tekneyle Monako'ya, üçüncü gün Nice yakınlarındaki Antibe ve Eze'e gidecektik. 
4.gün ikinci kalış durağımız olan Cannes'a gidip, orayı gezecektik. 5.gün tekneyle St.Tropez'e, 6.gün ise parfümleriyle ünlü Grasse'ye gidecektik. Gezimizin son iki gününü başlangıç durağımız olan Marsilya'ya ayırmıştık. İlerleyen yazılarımda plana ne kadar uyabildiğimizi anlatacağım. 
Not: Fotoğraflarda, bazılarını Marsilya-Nice tren yolculuğu sırasında uzaktan gördüğümüz Côte d’Azur beldelerini görüyorsunuz.