viski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
viski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2024 Pazar

Rosslyn Chapel, Scottish Borders & Glenkinchie Distillery

 

Timberbush'tan ikinci katıldığımız tur ise Rosslyn Chapel, Scottish Borders & Glenkinchie Distillery. Edinburgh'dan kalkan bu günübirlik tur için sabah yine sekiz buçukta aynı yerde otobüsümüzü beklemeye koyulduk. Bu tur da diğeri gibi haftanın sadece belirli günleri düzenleniyor. Gitmeden önce internetten turu satın almanızı tavsiye ederim. Bu tur, Da Vinci'nin Şifresi filminin sonunda yer alan Rosslyn Şapeli'ni, büyüleyici Melrose kasabasını ve Johnnie Walker'ın Lowlands'deki evi olan tarihi Glenkinchie İçki Fabrikası'nı içeriyor. Ama bu durakların yanı sıra yol boyunca İskoçya sınırı boyunca harika manzaralar size eşlik ediyor. 

"Taş Kütüphane" olarak bilinen Rosslyn Şapeli, her biri kendi hikayesini anlatan binlerce karmaşık oymayla süslenmiş. "Da Vinci Şifresi" ile ünlü olan şapeli gezerken rehber uyarıyor: "Filmdeki gizli bölmeyi aramayın çünkü yok. Filmin o kısmını başka bir yerde çektiler." Kilisenin tarihini anlatan yerel rehberin giriş cümlesi çok anlamlı: "Buraya ister filmde gördüğünüz için, ister dini sebeplerle, isterseniz de tarihi bir yapıyı görmek isteyen bir turist olarak gelin. Her ne sebeple geldiyseniz ne iyi ettiniz de geldiniz, hoş geldiniz." Yokluklarla dolu bir hikayesi olan şapel, küçük ama etkileyici. 
Rosslyn kasabasından sonra inişli çıkışlı tepeleri, yemyeşil vadileri ve zengin mirasıyla ünlü bir bölge olan pitoresk İskoç Sınırına doğru yola çıkıyoruz. Varış noktamız Rugby'nin doğduğu yer olan ve antik Melrose Manastırı'na ev sahipliği yapan Melrose kasabası. MS 660 yılında kurulan bu tarihi alanın içinde, İskoçya'nın ünlü kralı Robert the Bruce'un kalbi yer alıyor. Manastırı keşfetmek ve bu şirin kasabada yerel kültür ve tarihin tadını çıkararak öğle yemeğinin yemek için zamanımız olacak.
Eildon Tepeleri'nin ve çevredeki nefes kesen manzaralar eşliğinde yolculuğumuza devam ettik. Aynı zamanda şoförümüz olan rehberimiz, Sezen Cumhur Önal gibi önce gördüğümüz manzara, İskoç tarihi, kültürü ve tüm bunlarla alakalı olarak dinleyeceğimiz şarkı hakkında bilgi verip sonra şarkıyı dinletiyordu. Şarkı bitince aynı sunumla sonraki şarkıya geçiyordu. İskoç sınırı yumuşak iniş çıkışlı tepeleri ile ünlüymüş. Rehberimiz bu tepelerle ilgili bir şarkı çalmadan da edemedi tabii ki. Eildon Tepeleri adını ilham almak için burayı sık sık ziyaret ettiği söylenen ünlü İskoç romancı ve şair Sir Walter Scott'tan alıyormuş. Dolambaçlı Tweed Nehri'ni takip ederek Edinburgh'a dönmeden önceki, son durağımız olan Glenkinchie Distillery'e varıyoruz.

Lowlands'de kalan son içki fabrikalarından biri olan Glenkinchie Distillery, Johnnie Walker'ın Lowland'deki evi. Burada, geleneksel viski yapımı sanatı hakkında bilgi edinmek ve Glenkinchie'nin en iyi maltlarından bazılarının tadımı için yine ekstra olan tura katılmalısınız.  
Viski yapımı daha önceki yazımda da söylediğim gibi aslında çok basit. Sadece 3 bileşene ihtiyacınız var: arpa, su ve maya. Proses ilk malzeme olan arpa ile başlıyor. Fakat arpayı maltlamanız gerekiyor. Maltlama prosesi de kendi içinde üçe ayrılıyor: ıslatmak (steeping), çimlendirme (germination) ve fırınlamak (kilning). Arpalar ıslatılarak filizlendiriliyor ki sert kabuğun içindeki kompleks karbonhidrat ortaya çıksın. Daha sonra belirli periyotlarla tahta küreklerle karıştırılarak çimlendiriliyor. Son olarak, fırınlanıyor. Bu prosesten çıkan arpalara maltlanmış arpa (malted barley) deniyor. Maltlanmış arpa öğütülüyor. 
Bu kısımda komik bir hikaye var. Yandaki fotoğrafta gördüğünüz ve Glenkinchie damıtımevinde de olan değirmen Porteus marka. Bu marka çok sağlam olması ile ünlü. Firmanın yaptığı değirmenler o kadar sağlammış ki bozulmadan 100-150 yıl çalışabilmiş. İhtiyaç azalınca firma da tabii ki bir süre sonra batmış. 
Bir sonraki aşamada ikinci bileşen de devreye giriyor: Su. Meyşeleme (mashing) aşamasında amaç şekerli bir sıvı elde etmek. Bu aşamada arpanın içindeki nişasta şekere dönüşüyor. Bu proses sonunda elde edilen sıvının adı: wort. 
Bir sonraki aşama fermentasyon. Üçüncü bileşenimiz olan maya da işte burada işin içine giriyor. Wort, washbacklere alınarak maya ile buluşturuluyor. Maya şekerli sıvının içindeki bütün şekeri bitirip alkole dönüştürene kadar fermantasyon işlemi devam ediyor. Bu proses sonunda elde edilen sıvının adı: wash.
Bir sonraki aşama distilasyon. Burada bakır imbikler ve onların her damıtınevine göre değişen şekilleri devreye giriyor. Aslında bu aşamaya kadar yapım süreci birayla neredeyse aynı. Hatta wash, kötü ve alkolü fazla bira olarak adlandırılıyor. Bu aşamada wash, önce wash still, daha sonra spirit still'de damıtılır. Bu damıtımdan üç bölüm çıkar: baş, göbek ve kuyruk. İşte göbek rakısı benzer damıtma süreçlerinde göbek kısmından yapılan rakıya deniyor. Daha önce Hollyrood Distillery'de aldığımız New Make de bu kısımdan yapılıyor. 
Ve son aşama, olgunlaştırma. İşte ne oluyorsa bu aşamada oluyor. Bir önceki aşamadan damıtılarak gelen sıvı, alkol oranı yüksek olduğundan tekrar su ile seyreltiliyor. Sonra da fıçılara dolduruluyor. Bourbon viskiler yasalara göre sadece bir fıçıyı bir kez kullanılarak üretiliyormuş. E nolsun bir kez kullanılan fıçılar? Tabii ki geri dönüşüm. Fıçılar sökülerek gemilerle Avrupa'ya getirilip burada yeniden fıçı haline getiriliyor ve içine olgunlaşmak üzere İskoç viskisi konuluyor. Yada daha önce Jerez'de gördüğümüz Şeri fıçıları da bu iş için kullanılabiliyormuş. Şeri fıçılarında olgunlaştırılan viskiler daha meyvemsi tatlara sahip oluyorlarmış. Fıçılardan çıkan şeye viski denmesi için fıçıda 3 yıl 1 gün beklemiş olması gerekiyormuş. Ama daha uzun da bekleyebilir tabii ki. Peki daha uzun beklerse ne olur? Meleklerin Payı. Fıçının içindeki sıvı her sene biraz daha buharlaşarak fıçının içindeki hacmin azalmasına sebep olur, yani fıçıdan çıkan viski miktarı siz bekledikçe azalır. Bu da maliyet artışı olduğundan, daha fazla olgunlaşmış viskiler daha pahalı oluyor. Single malt viski isterseniz işiniz tamam ama blended viski peşindeyseniz, farklı maltlardan elde edilen viskileri "belirli" oranlarda karıştırarak blended viski elde edebilirsiniz. 
Turumuz bizi akşam beş buçuk gibi aldığı yere geri bırakıyor. Viskiye meraklıysanız ve İskoç sınırlarında bir gezinti ilginizi çekiyorsa, bu turu tavsiye ederim...


26 Ekim 2024 Cumartesi

The Ultimate Whiskey Experience

 

İskoçya'ya gitmeden önce The Ultimate Whiskey Experience turunu Timberbush turun internet sayfasından satın alabilirsiniz. Bu, Edinburgh'dan kalkan günübirlikte bir tur. Sabaha 8:45'te başlayan tur, aynı yerde 18:30'da bitiyor. Kişi başı £58, çocuklar için daha düşük bir ücret alıyorlar. Eğer çocukla seyahat ediyorsanız turların çocuk kabul edip etmediğine dikkat etmeniz gerekiyor. Viski tadımlı turların bazıları çocuk turist kabul etmiyor. Bu tur her gün yok, bizim gittiğimiz dönemde haftada iki kere yapılıyordu. Bu sebeple, gitmeden önce turların günlerini ve diğer ziyaret etmek istediğiniz yerleri düzgün bir şekilde planlamalısınız. 

2 damıtımevi ziyaretini içeren bu gezi, öğle molasını Aberfeldy yakınlarında bir kasabada veriyor. İlk durağımız Dewar's Aberfeldy Distillery. Dewar'ın dünyaca ünlü Highland Single Malt Aberfeldy viskisi, 1898'den beri Aberfeldy Distillery'de üretiliyor. 
Burada kişi başı 22,95 £ karşılığında Viski ve Çikolata tadım turu için 2 saat harcıyoruz. Bu tur isteğe bağlı ve ilk başta ödediğimiz ücrete dahil değil. Dewar's Aberfeldy Distillery turu sonrası yemek için Aberfeldy kasabasına geçiyoruz. Turumuz Glenturret Distillery'e doğru devam ediyor.
Viski yapımında kullanılan en değerli şey su. Bu sebeple, bütün damıtımevleri temiz bir su kaynağı yakınına kurulmuş. Zaten adı da İskoçya lehçelerinde "yaşam suyu" anlamına gelen "uisge beatha"dan geliyor. Glenturret da Turret nehri kenarında kurulmuş ve İskoçya'nın en eski damıtımevlerinden biri. İskoçya'da kalan tek elle çalışan mash tun burada. Mash tun, bira ve viski üretiminin mashing aşamasında kullanılan büyük bir tekne aslında. Temel olarak maltlı arpayı haşlamak için tasarlanmış büyük bir tencere görevi görür ve 'şıra' olarak bilinen tatlı bir sıvı oluşturur. Tahıllar sıcak suya batırılır ve enzimlerin tahıldaki nişastayı daha basit şekerlere parçaladığı bir süreç başlatılır. 
Bu şekerler, fermantasyon aşamasında maya için hayati enerji kaynağı haline gelir ve sonuçta alkol içeriği sağlanır. Glenturret damıtımevindeki tur da yine ekstra ve kişi başı 15 pound. Forth Bridge'den geçerek ve geçerken fotoğraf molası vererek Edinburgh'a dönüyoruz. Tur toplam 9 saat 45 dakika sürüyor ve 270 km'lik bir mesafe içeriyor. 16-19 kişilik küçük bir grupla yapılıyor. Tur şoförü aynı zamanda ekstra turlar haricindeki rehberliği de yapıyor. Yol boyunca konuşup, eğlenceli bir şekilde geçtiğiniz bölgelerin tarihinden bahsediyor. Bu tura 4 yaşından büyük çocukları kabul ediyorlar. İyi gezmeler...




13 Ekim 2024 Pazar

Edinburgh 2.gün

 

Edinburgh görece küçük bir şehir. İkinci günkü planımız otelimizin de üzerinde bulunduğu Royal Mile'da (Kraliyet Yolu). Bu yol, Holyrood sarayından başlayıp Edinburgh kalesine kadar uzanıyor. 1.5 km uzunluğundaki, yanda da fotoğrafı görünen Royal Mile, dört bölüme ayrılıyor: Castlehill, Lawnmarket, High Street ve Canongate. Bu cadde üzerinde, 16.yy'dan 18.yy'a kadar uzanan farklı dönemlerde yapılmış binalar sıralanıyor. 

İlk durağımız Edinburgh Kalesi. Bu kalenin içini görmek istiyorsanız, mutlaka bir süre önceden internetten biletinizi almalısınız. Kaleye girişler saatli, bu sebeple, bileti alırken giriş saati de seçiyorsunuz. Biz sabah 10.00 girişli bilet aldık mesela. Kapıya gittiğimizde "sold out" yazıyordu. Biz biletlerimizi gösterip geçerken, yanımızda bileti olmayan bir adam Kanada'dan geldiğini, bir daha ne zaman Edinburgh'e geleceğini bilmediğini, kaleyi gezmesinin bir yolu olup olmadığını soruyordu. Biz içeri doğru yol alırken, bilet görevlileri adama yardımcı olmak için yetkili kişiyi arıyordu. Bu arada hayatımda İskoçlar kadar güler yüzlü ve yardımsever insanlar görmediğimi söylemeliyim. Sokakta alakasız bir kişi bile size gülümseyip, ona yol verdiğiniz için teşekkür ediyor. Biz gelmeden bir hafta önce Taylor Swift konseri varmış. Neyse ki bizim gittiğimiz haftaya denk gelmedi çünkü otel fiyatları astronomik fiyatlara ulaşmış. Konser alanı direk kalenin girişinde. Daha önce askeri törenlerin yapıldığı alan, seyirciler için oturaklar yerleştirilerek konser alanına çevrilmiş. Kalenin surlarının içinde girip biraz yürüdükten sonra One O'Clock Gun'un bulunduğu meydana ulaşıyorsunuz. Bu topun bulunduğu alana saat bir civarında gelirseniz ateşlendiğini görebilirsiniz. Kaleyi gezmeyi yaklaşık bir buçuk saatte  bitirdiğimizden topun ateşlenme saatini beklemeyip, otele gidip dinlenmeyi tercih ettik. Artık çocuklu bir aile olduğumuzdan ve yıllar geçtikçe yaş aldığımızdan eskisi kadar enerjimiz olmuyor ne yazık ki. Kalenin içinde birbirinden ayrı ve farklı zamanlarda yapılmış birçok bina mevcut. İlk olarak gezdiğimiz yapı Scottish National War Memorial. Bina, kışla olarak inşa edilmiş, ancak 1923 yılında I. Dünya Savaşı'nda ölenleri anmak amacıyla yeniden düzenlenmiş, daha sonra II. Dünya Savaşı ile ilgili bölüm de eklenmiş. Kalenin içindeki sonraki durağımız Prisons of War. Crown Square'in altındaki bu kısımda, 1700'lü ve 1800'lü yıllarda, yüzlerce savaş esiri bir arada, sıkışık bir şekilde tutuluyormuş. 1800 civarındaki halleriyle yeniden canlandırılmanın yapıldığı bu kısma girdiğinizde kendinizi birden geçmiş çağlarda buluyorsunuz. 

Kaledeki üçüncü durağımız Great Hall, 1503 yılında Margaret Tudor ve IV.James'in evlilik töreni için inşa edilmiş. İngiliz general Oliver Cromwell 1650 yılında kaleyi ele geçirince, bu büyük salonu kışla olarak kullanmış. Toplum baskısı sonucu 1887 yılında salon eski haline döndürülmüş. Crown Square'in (Taç Giyme Meydanı) doğu kanadında İskoçya kraliyet mücevherlerine ev sahipliği yapan Royal Palace var. Mary Stuart'ın, geleceğin kralı oğlu James'i doğurduğu küçük oda Queen Mary's Room da burada. Kale'deki son durağımız St Margaret's Chapel, oldukça küçük bir şapel. Kalabalık bir zamanda denk gelirseniz bu küçük şapele dışardan bakmanız yeterli bence, çünkü içerisi çok küçük ve dar. 1093 yılında ölen Kraliçe Margaret için yaptırılan bu şapelin Edinburgh'un en eski yapısı olduğu söyleniyor. Burada hala evlilik ve vaftiz törenleri yapılıyormuş. Komik bilgi: adınız Margaret ise, sizden ücret de talep edilmiyormuş. 
Otelde dinlenme sonrası ikinci durağımız Scotch Whiskey Experience. Burası da Edinburgh'e gittiğinizde mutlaka uğramanız gereken yerler listesinde bence. Saatli turları yine internetten satın alabilirsiniz zira bu turistik şehirde işinizi şansa bırakmanızı tavsiye etmem. İçinde binlerce viskinin olduğu bu müzede farklı çeşitlerde turlara katılmanız mümkün, fakat çocukları kabul ettikleri sadece bir tane tur var. 
Bu tur 50 dakika sürüyor ve seçtiğiniz bir bardak single malt ya da blended viskinin tadımı yapıyorsunuz. İşin güzel yanı, viskiyi tattığınız bardağı günün sonunda size hediye ediyorlar. Scotch Whiskey Experience'ın binası aslında Castle Hill School olarak yapılmış. Binanın üstünde kocaman ismi yazıyor. Fakat şuanda burası oldukça turistik bir bölge olduğundan bina farklı bir şekilde değerlendirilmiş.
Üçüncü durağımız Scotch Whiskey Experience'ın hemen karşısında yer alan Camera Obscura. Burası da Edinburgh'de mutlaka gitmeniz yerler arasında yer alıyor. Bu mekan, karanlık odaların moda olduğu 1850'lerde inşa edilmiş. 6 katlı binanın her katında ayrı bir optik illüzyon sizi bekliyor. En üst katında ise şehrin manzarasını izleyebileceğiniz teras ve buranın kurulma nedeni Camera Obscura yer alıyor. Bu kamera, bizim bildiğimiz anlamda kameralar yokken aynalarla oluşturulmuş. Şehrin canlı görüntüsü aynalarla bir panele yansıtılıyor. Bu düzenek ilk kez kurulduğunda görenler şaşkınlıktan çığlıklar atarak bayılmış. Bu karanlık odada bize Camera Obscura'yı anlatan rehber çok eğlendiriciydi. Kağıttan köprülerle arabaları karşıya geçirdi, sokakta yürüyen insanları sinek gibi avladı ve etraftaki binalarla ilgili tarihsel ve eğlenceli bilgiler paylaştı.  
Camera Obscura'daki illüzyonlardan bir örnek :)
Ve son durağımız yine Scotch Whiskey Experience. Akşam yemeği için müzenin içindeki Amber restoranda yer ayırdık ve Taste of Scothland menüsünü denedik. Biraz pahalıydı ama bence değerdi. Ayrıca, evlilik yıldönümümüzü de bu güzel restoranda kutlamış olduk. Adından da anlaşıldığı gibi İskoçya'nın farklı lezzetlerinden tattık. Menüye bir bardak viski dahil, fakat fiks menü haricinde yer alan viski menüsündeki viskileri de denemenizi tavsiye ederim. Benim gibi viski düşkünü olmayan birine bile hitap edecek çok çeşit viski var. Katıldığımız turlardan birinde söylemişlerdi sanırım, viskiyi sevmiyorsanız, sizin için doğru viskiyi bulamamışsınız demektir...