Nehir turumuzun 6. gününde durağımız Kiji adası. Kahvaltı sonrası Kiji adasına doğru gemiyle ilerlerken kaptanın köprüsünü gezme fırsatımız oldu.
Kiji adası, Onega gölünün kuzeyinde yer alıyor. Yönetim olarak Rusya Federasyonu Karelya Özerk Cumhuriyeti'ne bağlı. Karelya Cumhuriyeti'nin başkenti, Kiji adasına 68 km mesafede bulunan 300 bin nüfuslu Petrozavodsk. Ada ile başkent arasındaki ulaşım deniz otobüsleri ile sağlanıyormuş. Rehberimizin anlattığına göre kışın göl buz tutuyormuş ve ulaşım imkansız hale geliyormuş.
Kiji adasındaki yaşlı nüfus, kışın adayı terk etmek istemediğinden, zor geçen kışlarda, adaya yiyecekler helikopterle yukarıdan atılarak ulaştırılıyormuş. Kiji adasında bulunan Açık Hava Müzesi Unesco'nun dünya kültür mirası listesinde. Bu müzede Rus ahşap mimarisinden önemli örnekler var. Bunların arasında, 22 Kubbeli Ahşap Tecelli Kilisesi ve ahşap Rus köy evleri bulunuyor.
Tecelli Kilisesi, 1714 yılında yapılmış ve hiçbir çivi kullanılmadan sadece balta ve çam ağaçları kullanılarak inşa edilmiş. Balkanlarda olduğu gibi burada da yerel rehber almak zorunlu. Açık hava müzesine girince rehberimiz bizi biraraya topladı ve yerel rehberle tanıştırdı. Şakayla karışık bundan sonrasını size yerel rehberiniz anlatacak ben aradan çekiliyorum dedi. Yerel rehber bozuk bir Türkçe'yle "Merhaba" dedi ve durdu. O an herkes güldü.
Çünkü yerel rehberin Türkçe bilmediğini, sadece "Merhaba" diyebildiğini ve rehberimizin bize şaka yaptığını düşünmüştük. Bunun ardından yerel rehber akıcı bir Türkçe'yle konuşmaya başlayınca ağzımız açık kaldı. Meğer yerel rehber gerçekten Türkçe biliyormuş. Turist mevsiminde adada çalışıp kışın Türkiye'nin güney bölgelerine tatil yapmaya geliyormuş. Kiji'deki kiliselerin içi çok küçük. Bunun sebebi soğukmuş.
Kiliselerin içi küçük olduğunda daha çabuk ve kolay ısıtılabiliyormuş. Kiji adası, dünyada bulunduğum en kuzey nokta. Kuzey kutup dairesine oldukça yakın. Buna rağmen orada bulunduğumuz mayıs ayında olağanüstü bir sıcaklık vardı. Kuzey kutup dairesine bu kadar yakın bir yerde mayıs ayında t-shirtle gezdik. Hatta kafamızda şapka olmadan dışarı çıkamadık.
Açık müzede bulunan köy evlerinin içlerini de gezme fırsatımız oldu. Daha önce de söylediğim gibi kışın bu bölge çok soğuk olduğundan yataklarını, hem ısınmak hem de yemek pişirmek için kullandıkları ocağın hemen üstüne sererlermiş ve burada yatarlarmış.
Yandaki fotoğrafta görülen yel değirmenin altına yerleştirilen bir aparat sayesinde değirmen 360 derece döndürülebiliyor. Böylece rüzgar hangi yönden eserse essin, değirmen kullanılabiliyor. Akşam 7'de gemimiz Kiji'den ayrıldı. Yemekten sonra müzisyenlerin veda konseri vardı ve gemimiz nehir üzerindeki son durağı olan Mandrogi'ye doğru yol aldı.
27 Mart 2016 Pazar
12 Mart 2016 Cumartesi
Volga Volga Beyaz Geceler: Goritsi - Krillov
Şimdiye kadar geçtiğimiz bütün su havuzlarında biz havuza girdikten sonra su boşalıyor ve önümüzdeki nehirle aynı seviyeye geldikten sonra havuzun kapısı açılıyordu. Fakat Yaroslavl'dan Goritsi'ye giderken girdiğimiz bir havuz, diğerlerinin tersine, önümüzdeki nehirden daha aşağıdaki bir seviyedeydi. Yandaki fotoğrafta görüldüğü gibi geçit, bizden oldukça yukarıda duruyordu. Havuzun arka kapısı kapandı ve sular yükselmeye başladı.
Havuzdaki sular önümüzdeki nehirle aynı seviyeye çıktığında dönerek açıldı ve Goritsi'ye doğru ilerlemeye başladık.
Şeksna Nehri kıyısında yer alan Goritsi Köyü onaltıncı yüzyılda Korkunç Ivan'ın yengesinin burada kurduğu kadınlar manastırıyla ortaya çıkmış. 700 nüfuslu Goritsi'de ahali, güzel ahşap köy evlerinde yaşıyor.
Goritsi'ye 8 kilometre mesafede bulunan Kirilov, "Beyazgöl Kiril Manastırı" ile ünlü. Goritsi'ye vardıktan sonra kasabayı gezmeyi sonraya bırakarak biz de otobüsle manastıra hareket ettik. Dokuz bin nüfüslu Kirilov, adını bu manastırdan, dolayısıyla manastırın kurucusundan almış. 14. yy'ın sonunda kurulan Manastır, zamanla Rusya'nın en büyük ve en zengin manastırı haline gelmiş. Yüksek ve kalın surları ile bir kale görünümünde olana manastır, askeri amaçla da kullanılmış.
Polonya ve İsveç saldırılarına karşı koymuş. Sovyetler Birliği döneminde kapatılan manastır, daha sonra müze haline getirilerek ziyaretçilere açılmış. Yandaki fotoğrafta manastır bahçesine inşa edilen, manastırın yapıldığı döneme ait örnek bir ahşap Rus köy evi görülüyor.
Manastırı gezdikten sonra otobüsle Goritsi'ye geri döndük. Bu küçük kasabaki evler gerçekten birbirinden güzel. Hepsi birbiriyle uyum içerisinde süslenmiş ve rengarenk boyanmış. Mesela yandaki fotoğrafta görülen yer bir evin hemen bahçesinde yer alan garaj. Kasabada gezmek insanın içini açıyor. Tabi bize ayrılan süre kısıtlı. Gemimiz öğlen 2'de hareket etti. Yemeğimizi yedikten sonra Rus Tarih dersimizin ikinci bölümüne katıldık.
En son Rurik hanedanlığının sona ermesiyle başlayan karışıklık döneminde kalmıştık. Karışıklık döneminden sonra tahta geçen Mihail Romanov'un dedesi, Rurik hanedanından gelen son çar olan I.Fyodor'un dayısıymış. Rurik hanedanının çöküşünü izleyen karışıklık döneminin ardından toplanan ülke meclisi tarafından 1613'te çar seçilmiş. Böylece Romanov hanedanının kurucusu durumuna gelmiş. Taç giydiğinde henüz 16 yaşındaymış.
1645 yılına kadar hükümdarlık süren Mihail'in ardından yerine oğlu Aleksey geçmiş. Babası gibi 16 yaşında tahta geçmiş. 1976'da ölen Aleksey'in yerine 15 yaşındaki oğlu III.Fyodor geçmiş. Çocuğu olmayan Fyodor'un ölümünden sonra, kimin çar olacağı konusunda anlaşmazlık doğmuş. Sonunda kardeşi V.Ivan ve üvey kardeşi I.Petro birlikte tahta çıkmış. 1696'da Ivan ölene kadar birlite çarlık yapmışlar fakat Ivan devlet işlerine hiç karışmamış.
Petro, Rusya'yı 1682'den öldüğü 1725 tarihine kadar yönetmiş. Kimi tarihçiler tarafından Rusya'yı, Avrupa'nın ve dünyanın kaderinde söz sahibi devletlerin arasına soktuğu düşünüldüğünden, "Büyük" sıfatıyla anılırken, kimi tarihçiler tarafından davranışları sebebiyle Deli Petro olarak anılmakta. Çar Deli Petro, Avrupa şehirlerine benzeyen yeni bir şehri sıfırdan başlayarak inşa etme çabasına 1703'te başlamış.
Buraya (yandaki fotoğraf değil ha, fotoğraflar Goritsi'deki köy evlerine ait), Fransa'daki Versilles Sarayı ile boy ölçüşecek derecede ihtişamlı bir kışlık saray (bugünkü Hermitage Müzesi) ile çizimlerini bizzat kendisinin yaptığı bir yazlık saray inşa ettirmiş. Biz bu iki sarayı da St.Petersburg durağımızda ziyaret ettik, ileriki yazılarımda anlatacağım. Petersburg, 1712'de başkent ilan edilmiş. Burada I.Katerina'nın hikayesine geçmek istiyorum. I.Katerina, Letonyalı bir köylü ailesinin kızı olarak dünyaya gelmiş, üç yaşında öksüz kalmış ve bir papaz tarafından büyütülmüş.
Ruslar, İsveç ile yaptıkları savaşlar sırasında Katerina'yı esir almışlar ve bu kimsesiz köylü kızı, Çar Petro'nun danışmanlarından birinin hizmetçiliğini yapmaya başlamış. Görevi, danışmanın konağında çamaşırcılıkmış. Katerina, bu arada efendisinin konağına sık sık gelen Çar'ın gönlünü çelmeyi başarmış, 1703'te Çar'dan bir çocuk dünyaya getirmiş ve 1705'de Ortodoks dinine geçmiş. Ekaterina Aleksiyevna adını almış. Katerina'nın Prut Savaşı sırasında barışı sağlamak bizzat Osmanlı sadrazamı Baltacı Mehmet Paşa'yla müzakerelere katıldığı ileri sürülüyor. Prut savaşından sonra 1712 Şubat'ında Çar ile resmen evlenmiş. 1724'te taç giymiş, Petro'nun bir yıl sonra vâris bırakmadan ölmesi üzerine de asillerin muhalefetine rağmen saray muhafızlarının ve bazı askerlerin desteğiyle "Çariçe" ilân edilmiş. Yalnızca iki yıl hüküm sürdükten sonra tüberkülozdan ölmüş. 1727 - 1730 yılları arasında hüküm süren II.Petro, Çar Büyük Petro'nun torunu. Babası Büyük Petro'nun oğlu olan Çareviç (Veliaht) Aleksey Petroviç imiş. Ancak babası dedesinden önce ölmüş. I. Katerina da 1727 tarihinde ölünce henüz 11 yaşında olmasına rağmen tahta geçmiş. Tahta geçmesinden 2,5 yıl sonra Çiçek hastalığından ölmüş. 1730 - 1740 yılları arasında V.Ivan'ı kızı Anna hüküm sürmüş. Ölünce yerine henüz iki aylık bir bebek olan yeğeni IV.Ivan geçmiş (en genç çar olma ünvanını elinde tutuyor). Henüz tahtta bir yılını doldurmadan yerine I.Peter'in kızı Elizabet geçmiş. Ivan ne yazıkki hayatının geri kalanını hapiste geçirmiş ve bir kaçma girişimi sırasında gardiyanlar tarafından öldürülmüş. Burada II.Katerina'nın hikayesi başlıyor. II.Katerina şimdiki Polonya'da doğmuş. Soylu bir ailenin üyesi olan II.Katerina, o zamanlar dük olan Rus tahtının veliahtı III.Peter ile evlenmiş. I.Elizabet'in zorlamasıyla gerçekleşen bu evlilik hiçbir zaman mutlu olmamış. Katerina ve kocası başkalarıyla çok sayıda aşk ilişkileri yaşamışlar. I.Elizabet'in ölümü üzerine 1761 yılında III.Peter Rus tahtına çıkmış. Ancak çarlığı fazla uzun sürmemiş. Çarın kendisinden boşanacağından şüphelenen II.Katerina, sevgilisi Grigori Grigoryeviç Orlov ve öteki bazı imparatorluk muhafızlarıyla işbirliği yaparak III.Peter'i tahttan indirtmiş ve 1762 yılında tahta çıkmış. 1796 yılında annesinin ölümü üzerine tahta çıkan Pavel, ilk iş olarak tahtın belli düzen içinde Romanov ailesinin erkeklerine geçmesini öngören yeni bir sistem getirmiş. 1801 yılında oğlu I.Aleksander tarafından öldürtülmüş. I.Nikolay, II.Aleksander ve III.Aleksander'ın ardından son çar II.Nikolay'a gelelim. II.Nikolay'ın saltanatı sırasında Rusya İmparatorluğu, Dünya'nın büyük güçlerinden biriyken ekonomik ve askeri çöküşe sürüklenmiş. 1894 yılında tahta çıkan II.Nikolay, 1917'deki Şubat devriminden sonra tahttan indirilmiş. Ekim devriminden sonra eşi, çocukları, aile hekimi, uşakları ve aşçısıyla birlikte Bolşevikler tarafından tutuldukları evin bodrum katında öldürülmüş (Bolşevik çoğunluk, menşevik ise azınlık demekmiş). Ancak evde bulunan cesetler arasında kayıp iki kişi varmış. Bunlardan biri çarın oğlu Alexei, ikincisi de bir türlü teşhis edilemeyen iki kız kardeşten birine; Maria veya Anastasia’ya aitmiş.O yıllarda çarın en küçük kızı Anastasia’nın kayıp olduğuna duyulan inanç, gizemli bir hikâyenin hayal mahsullerini de beraberinde getirmiş. Rivayetlere göre Romanovları öldürmekle görevli infazcılardan biri küçük prensese acımış ve onu yurt dışına kaçırmış. 300 yıl hüküm süren büyük hanedanlığın destansı hikâyesi son üyelerinin de katledilmesiyle nihayet bulsa da yankılarını hep sürdürmüş. Ailenin katledildiği ev yıllarca ziyaretçi akınına uğramış. Sovyet hükümeti Romanovlarla ilgili her türlü bilginin araştırılması ve konuşulmasını yasaklamış, hanedanlığın ihtişamlı servetine el koymuş. Ama fısıltı gazetesine engel olamamış. En sonunda 1977 yılında Yekterinburg’daki evin yıkılmasına karar vermiş. Bu hikayenin masalsı gizemi sayısız edebiyat eserine ve filme konu olmuş. Daha detaylı bilgi için: http://bendenbenkim.blogspot.com.tr/2009/02/romanov-hanedann-gizemli-guzeli.html adresine girmenizi tavsiye ederim. 2000 yılında Rus Ortodoks kilisesi II.Nikolay'ı aziz ilan etmiş. Ekim devrimiyle birlikte Petrograd'daki (St.Petersburg) geçici hükümet devrilmiş ve iktidar, Lenin önderliğindeki Bolşeviklere geçmiş. Böylece Sovyetler Birliği kurulmuş. Lenin, hakkında en çok eser yazılan 3.kişiymiş. Lenin'in öldüğü 1924 ve Sovyetler Birliği'nin dağıldığı 1991 yılları arasında St.Petersburg şehrinin adı Leningrad olarak değiştirilmiş. Lenin'in ölümünden sonra Komünist Parti genel sekreteri olan Stalin, Sovyetler Biriliği'nin lideri konumuna gelmiş. Stalin ise hakkında en fazla eser yazılan 17.kişiymiş. Stalin'in ölümünden sonra Stalin'e ait görevler üç kişi arasında dağılmış. Bu yüzden 1953 - 1957 arasındaki dönem üçlü yönetim olarak anılıyor. Komünist Partisi genel sekreteri Kruşçev, SSCB Bakanlar kurulu başkanı Malenkov ve SSCB Savunma bakanı Bulganin olmuş. 1957'de Kruşçev, bakanlar kurulu başkanlığını Malenkov'dan almış. Kruşçev, 1964'te bozulan sağlığı sebebiyle Komünist Parti genel sekreterliğinden istifa etmiş ve yerine Brejnev gelmiş. 1964-82 yılları arasında görev yapan Brejnev'i Andropov takip etmiş. Andropov'un görevini ise iki sene sonra Çernenko almış. O da bir sene bu görevi sürdürebilmiş. Ve artık benim de hatırladığım yakın tarihe geliyoruz. Kafasındaki kocaman lekeden hatırladığımız Gorbaçov, 1985 - 1991 yılları arasında görev yapmış. Sovyetler Birliği Cumhurbaşkanlığı ve Yüksek Sovyet Meclisi gibi makamları oluşturmuş. 1991 yılında, SSCB Devlet Başkanı Gorbaçov'un istifa etmesinin ardından Sovyetler Birliği'ni teşkil eden cumhuriyetler bağımsızlığını ilan etmiş ve SSCB dağılmış. Benim SSCB ile ilgili hatırladığım ilk şey, ilkokul birinci sınıftayken sınıfımızda asılı duran harita. Bu haritada şimdiki Gürcistan'ın olduğu yerde SSCB yazıyordu. Öğretmenimiz, SSCB dağıldı, bu haritayı yenisiyle değiştirecekler demişti. SSCB'nin dağılmasıyla komşu olduğumuz ülke de değişti haliyle. Ek bilgi olarak, Gorbaçov hala yaşıyormuş ve 85 yaşındaymış. Gelelim Yeltsin'e. Gorbaçov istifa ettikten sonra çabuk davranan Yeltsin, Gorbaçov'un Kremlin'deki ofisine taşınmış. Ordunun komutasını eline almış ve Birleşmiş Milletlere Sovyetler Birliği'nin Güvenlik Konseyindeki yerini Rusya Federasyonunun alacağını bildirmiş. 1999 yılında bir yolsuzluk skandalı sebebiyle görevinden istifa etmiş ve yerine Putin geçmiş. Yeltsin, 2007'de ölmüş. Cenazesine sadece 3 bin kişi katılmış. Pek çok ankette halkın en çok nefret ettiği lider seçilmiş. Gelelim Putin'e :) Yeltsin'in istifasının ardından, Anayasa gereği, üç ay içerisinde devlet başkanlığı seçimi yapılıncaya kadar bu görevi vekaleten üstlenmiş. Putin, Rusya'da yapılan başkanlık seçimlerinde %50'nin üzerinde oy toplayarak, birinci turda devlet başkanı seçilmiş. 7 Mayıs 2008'de görev süresi dolarak yerini yeni devlet başkanı Dmitri Medvedev'e bırakmış ve Rusya'nın başbakanı olmuş. 4 Mart 2012'de 3. kez % 63.6 oyla Rusya Federasyonu devlet başkanı seçilmiş. İşte günümüze kadar geldik. Rehberimizin bize anlattığı bir fıkrayı da burada sizinle paylaşmak istiyorum. Sovyetler Birliği'nin bir tren olarak betimlendiği fıkrada trenin başındaki ilk makinist Lenin'dir. Raylar biter ve tren durur. Lenin işçileri gaza getirir ve gönüllü bir çalışma gurubu oluşturur. İşçiler hemen ray üretilip döşerler ve sorun çözülür, tren hareket eder. Bu sefer trenin başına Stalin makinist olarak geçer. Raylar yine biter. Stalin işçileri çağırır ve treni hareket ettirmezlerse hepsini öldüreceğini söyler. Sorun yine çözülür ve tren hareket eder. Sonra trenin başına Kruşçev geçer. Raylar yine bitmiştir. Kruşçev, arkadaki rayların sökülüp, ön tarafa takılmasını emreder. Tren bir kez daha hareket eder. Bu kez trenin başına Brezjnev geçer. Raylar yine biter. Brezjnev, perdeleri kapattırır ve işçilere treni dışarıdan sallatır. Böylece tren gidiyormuş gibi davranır. Trenin başına Gorbaçov geçtiğinde ise, treni aksi istikamete çevirir ve tren yine yola koyulur. Gorbaçov'dan sonra trenini başına geçen Yeltsin, raylar bittiğinde treni tarlaya doğru sürer.
Rus tarihi dersimiz bittiğinde geleneksel Rus kıyafetleri giymiş garsonlarımız bizi akşam yemeği için bekliyorlardı. Bize müzikli danslı küçük bir eğlence hazırlamışlardı. Garsonlar artık benim hamile olduğumu öğrendiğinden, herkesin tabağının yanında şampanya dolu bir bardak varken benimkinde meyve suyu dolu bir bardak vardı :) Gemideki bir gün daha böylece bitti.
14 Şubat 2016 Pazar
Volga Volga Beyaz Geceler: Yaroslavl
Rusya'nın en eski şehirlerinden Yaroslavl, 1010 yılında Prens Bilge Yaroslavl tarafından kurulmuş. Kısa zamanda büyüyüp zenginleşen şehir, Moskova Polonya işgali altındayken Rusya'ya başkentlik yapmış. Volga kıyısında yer alan şehir SSCB döneminde burada yapılan fabrikalarla önemli sanayi kenti haline gelmiş. Eski caddeleri, katedralleri ve manastırları ile önemli bir turizm merkezi olan Yaroslavl, Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde. 600 bin nüfuslu şehir 2010 yılında kuruluşunun 1000. yıldönünümü kutlamış.
Gün içerisindeki programımız yandaki gibi. Sabah kahvatısından sonra gemimiz erkenden Yaroslavl'a yanaştı. Buradan otobüslere binerek şehir turumuza başladık.
İlk durağımız Spassky Manastırı. Manastırın bahçesinde kuşlar için yapılmış çok şirin küçük evler var :)
1680 yılında geleneksel Rus mimarisinde inşa edilen St. John Baptist Kilisesi'nin resmi 1000 rublenin bir yüzünde yer alıyor.
1000 rublenin diğer yüzünde ise kentin kurucusu Yaroslavl anısına dikilmiş yandaki anıt yer alıyor.
Bir sonraki durağımız Assumption Katedrali. Bu katedralin önündeki parkta sürekli yanan bir ateşin bir yanında işçi kadınların diğer yanında asker erkeklerin rölyefleri var. Bu anıt, 2. Dünya Savaşında Almanlar tarafından yapılan bombardıman sonrasında fabrikada çalışırken ölen işçi kadınları ve şehri savunurken ölen asker erkekleri sembolize ediyormuş.
Assumption Katedrali orjinal olarak 1215'te inşa edilmiş. Fakat katedral defalarca yıkılıp tekrar yapılmış. Son olarak şehrin kuruluşunun 1000.yılı anısına tekrar inşa edilmiş. Katedralin öteki tarafında da güzel bir park ve Volga nehri manzarası var. Şehrin amblemi, Prens bilge Yaroslavl’ın burada karaya çıktığı noktada korsanların üzerine saldığı bir ayıyla boğuşması hatırasına omzunda balta olan bir ayı. Şehirdeki parklarda ve çeşitli binalarda bu simgeyi görmek mümkün.
Bu kısa Yaroslavl gezisinin ardından rehber bizi serbest bıraktı. Biz de kendimizi yanda fotoğrafı görülen Yaroslavl'ın pazarında bulduk. Sonra da Starbucks'a gittik. Eheheehe :) Bunu beklemiyordunuz dimi. Güzel bir kahve içip internete girdik ve biraz dinlendik :P Malum hamile olunca insan kısa zamanda yoruluyor.
Rehberle buluşma noktamız zümrüt kubbeli İlyas Peygamber Kilisesi. Bu kilisenin içine girmedik ama sonradan fotoğraflara bakınca içi gerçekten çok güzelmiş keşke girseydik dedim. İçeride çok güzel ve eski Rus freskoları ve resimleri varmış. Gemimiz öğlen 12:00'de hareket etti. Öğle yemeğini gemide yedik. Güzel manzaralar eşliğinde biraz güvertede kitap okuduktan sonra Rus Tarihi dersimiz için rehberimizle buluştuk.
Rusların kökeni Vareglere dayanıyor. Peki kimdir bu Varegler? Varegler ortaçağda Doğu Avrupa'da yaşamış bir halk ve Vikinglerin bir türevi. Baltık Denizi'nin doğu kıyısına yerleşen Varegler, deniz ve ırmak boylarında koloniler kurmuşlar ve burada yaşayan ilkel Slavlarla ticarete başlamışlar. Bölgeye yerleşen Vareglere verilen "Rus" ismi, zamanla Slavlarla özdeşleşmiş. Slavların iki büyük şehrinden biri olan Novgorod, Vareg lordlarından Rurik'i kendine lider seçmiş. Böylece erken Rus tarihinin ilk hanedanı kurulmuş. Novgorod prensi Rurik aynı zamanda Rurik hanedanının da kurucusu. 862 ve 879 yılları arasında hükümdarlık yapmış. Rurik'in yerine akrabası Oleg geçmiş. Prens Oleg, Kiev'i ele geçirerek başkenti buraya taşımış, Kiev Kinezliğini kurmuş ve Kiev'i "Rus Şehirlerinin Anası" ilan etmiş. Oleg, 879 - 912 yıları arasında hükümdarlık yapmış. Ölünce yerine oğlu I.Igor geçmiş. I.Igor, Kiev Büyük Knezi olarak anılıyor. 912 - 946 yılları arasında hükümdarlık yapmış. I.Igor öldürülünce oğlu Svyatoslav rüştüne erinceye kadar yerine karısı Olga geçmiş. Olga, 946 - 969 yılları arasında Kiev Prensesi olarak görev yapmış. Rusya'nın bilinen ilk kadın hükümdarı ve Kiev hükümdar ailesinin Hristiyanlığı benimseyen ilk üyesi. 969 yılında tahta geçen Svyatoslav 3 sene gibi kısa bir süre sonra ölmüş. Yerine oğlu Yaropolk geçmiş. O da 972 - 980 yılları arasında babası gibi kısa bir süre hüküm sürdükten sonra 30lu yaşlarında kardeşi tarafından öldürülmüş. Tahta geçen kardeşi Kiev Büyük Kinezi I.Vladimir, 980 - 1015 yılları arasında uzun süre hükümdarlık yapmış. Hristiyanlığı benimseyen ilk Kiev büyük prensi olarak biliniyor. Kiev ve Novgorod topraklarını tek bir devlet altında birleştirmiş. I.Vladimir'in yerine gayri meşru oğlu (Yarolpolk'un karısından olan) Lanetli Sviatopolk geçmiş. İsminin başındaki "lanetli" sıfatını kardeşlerini öldürttüğü için kazandığı söyleniyor. Novgrodluların ve Vikinglerin desteğiyle ağabeyi Sviatopolk'u yenilgiye uğratan I.Yaroslavl, 1015 - 1054 yılları arasında hükümdarlık yapmış. İşte Yaroslavl'a adını veren hükümdar bu Bilge Yaroslavl. Avrupa hanedanlarıyla yakın ilişkiler kuran Yaroslavl, kız kardeşini Polonya kralıyla, kızlarını da Norveç, Macaristan ve Fransa kralıyla evlendirmiş. Ölümünden sonra Kiev Kinezliği oğullar arasında bölünmüş ve bir süre iç savaş çıkmış. Aradaki hükümdarları atlayarak 1533 - 1584 yılları arasında hükümdarlık yapan IV.Ivan'a geçelim. IV.Ivan, "Korkunç Ivan" olarak da anılıyor. Henüz 3 yaşındayken Moskova Knezliği'nin başına geçmiş. Düşmanları arasında korku salan, gözü kara, dengesiz kişiliğe sahip olan IV. Ivan, kendine ihanet ettiği gerekçesiyle 1582 yılında oğlunu öldürmüş. Yaptığı çeşitli seferlerle Moskova Knezliği'ni genişletmiş. Bu durumdan faydalanarak kendini "Tüm Rusya'nın Çarı" ilan etmiş. Böylece devlet, Çarlık yönetim sistemine geçmiş. Çar Ivan, 1584'te Bogdan Belsky ile satranç oynarken ölmüş. 1960'lı yıllarda mezarını açan arkeologlar, zehirlendiğine dair kant oluşturabilecek cıva kanıtlarına ulaşmışlar. Bogdan Belski ve daha sonra çar olan Boris Godunov tarafından zehirlendiği sanılıyor. Korkunç Ivan'ın ölümünden sonra yerine oğlu I.Fyodor geçmiş. 1584 - 1598 yılları arasında hüküm süren Fyodor, aşırı sofu ve zihinsel bakımdan zayıf olduğundan yerine karısının kardeşi Boris Godunov hükümeti yönetmiş. Çocuğu olmayan Fyodor'un 1598 yılında ölmesiyle Rurik Hanedanı son bulmuş. Yerine ülke meclisi tarafından çar seçilen Godunov geçmiş. Boris Godunov, I.Fyodor'un kardeşi ve Korkunç Ivan'ın oğlu Dimitri'nin ileride tahtta hak iddia etmesini önlemek için, Dimitri henüz 8 yaşındayken, bir önceki durağımız Ugliç'te, Dmitri'yi öldürtmüş. Mezarı daha sonra Kremlin sarayında gezdiğimiz Archengel Katedrali'ne taşınmış. Dimitri'nin ölümünden sonra, münzevi bir keşiş, Rus Çarlığı tahtında hak talep etmiş ve kendini Çar Korkunç İvan'ın öldürülmüş sanılan oğlu olduğunu iddia etmiştir. Bu keşiş Düzmece Dimitri'dir. Bu haberler üzerine Çar Boris Godunov, Dimitri İvanoviç'i öldüren boyar Vasili Şuyski'yi çağırtarak cesedi görüp görmediğini sormuş. Vasili gördüğünü ancak cesedin gülümsediğini ve yüzünün tertemiz olduğunu söylemiş. Bunun üzerine Boris Godunov'un halktaki itibari sarsılmış ve halk Rurik Hanedanı'ndan gelen Düzmece Dimitri'yi desteklemiş. Ansızın ölen Godunov'un ardından Rus Çarlığı tahtına tek oğlu II. Fyodor çıkmış. Bunu fırsat bilen Düzmece Dimitri boyarları toplayarak II. Fyodor'u öldürtmüş ve 1605'te I. Dimitri adıyla Rus Çarlığı tahtına çıkmış. 1606'ya kadar süren saltanatında Korkunç İvan'ın oğlunu öldüren boyar Vasili Şuyski, Düzmece Dimitri'ye darbe yaparak öldürtmüş ve Rus Çarlığı tahtına çıkmış. Böylece Rusya'da Karışıklık Dönemi başlamış.
Rus Tarih dersimizin ilk bölümü buraya kadar. Daha sonraki günlerde bu derse devam ettik. Tarih dersinden sonra sıra kukla yapımı dersine geldi. Küçük bir gemide bu gibi eğlenceler gerçekten güzel oluyor. Hem de Rusya ile ilgili değişik bilgiler de edinmiş oluyorsunuz. Kukla yapımı dersinde, rehberimizin bize dağıttığı bezlerden bez bebek yaptık :) Sonraki dersimiz Rus Çay seremonyası dersi. Bu derste Rusların çay içme şeklinin bizimkine çok benzediğini öğrendik. Hatta semaver kelimesinin Rusça'dan Türkçe'ye geldiğini de öğrenmiş olduk. Ve bugünkü son dersimiz Rus Hediyelik Eşya tanıtımı dersi. Rusya'ya geldiğinizde alınabilecek eşyaların başında tabii ki matruşkalar geliyor. Bir başka hediyelik eşya ise Faberje yumurtaları. Bunun hikayesini de kısaca anlatayım. Faberge yumurtaları, Peter Carl Faberge ve firması tarafından 1885 - 1917 yılları arasında yapılan mücevherli yumurtalarmış. En ünlü olanları Rus çarı Alexander III ve Nicholas II içinn yapılan "İmparatorluk Faberge Yumurtaları". Çarlar bu yumurtaları Paskalya hediyesi olarak eşlerine ve annelerine vermişler. Faberge firması 50 adet yumurta üretmiş. Bunların 43 tanesi biliniyor. 1918 paskalyası için iki adet daha teslim edilmesi planlanmış fakat Rus Devrimi gerçekleşmiş. Faberge yumurtlarının çoğunluğu Amerika koleksiyonlarında, çok küçük bir kısmı ise Kremlin Sarayı'ndaymış. Genellikler kaz yumurtası büyüklüğündeki yumurtalar, mine işlemeli ve mücevher süslemeli. Her yumurtanın içinden bir süpriz çıkıyormuş. Faberge yumurtaları popüler kültürde birçok filme konu olmuş. Bunlardan bazıları Octopussy (James Bond serisi filmlerinden), Ocean's Twelve, The Intouchables vs. Alınabilecek bir diğer hediyelik eşya ise kehribar. Kehribar, süs eşyası yapımında kullanılan açık sarıdan kızıla kadar çeşitli renklerde, yarı saydam ağaç reçinesi fosilidir. Kehribara yapışan fosilleşmiş böcek, yaprak ve çiçek kalıntıları, diğer taşlarda görülmeyen önemli özelliklerden. Baltık Denizi'nden çıkartılan kehribarın yataklarının %90'ı Rusya'daymış. Ben de gemide satılan hediyelik eşya dükkanından bir kehribar kolye ve ucunda küçük bir Faberge yumurtası olan bir kolye daha aldım.
Günümüzü yukarıdaki fotoğrafta görülen Volga Ana Heykeli ile bitiriyoruz. Akşam yemeği, klasik müzik konseri, müzik ve dans. İnsan bir tatilden başka daha ne isteyebilir ki :)
Gün içerisindeki programımız yandaki gibi. Sabah kahvatısından sonra gemimiz erkenden Yaroslavl'a yanaştı. Buradan otobüslere binerek şehir turumuza başladık.
İlk durağımız Spassky Manastırı. Manastırın bahçesinde kuşlar için yapılmış çok şirin küçük evler var :)
1680 yılında geleneksel Rus mimarisinde inşa edilen St. John Baptist Kilisesi'nin resmi 1000 rublenin bir yüzünde yer alıyor.
1000 rublenin diğer yüzünde ise kentin kurucusu Yaroslavl anısına dikilmiş yandaki anıt yer alıyor.
Bir sonraki durağımız Assumption Katedrali. Bu katedralin önündeki parkta sürekli yanan bir ateşin bir yanında işçi kadınların diğer yanında asker erkeklerin rölyefleri var. Bu anıt, 2. Dünya Savaşında Almanlar tarafından yapılan bombardıman sonrasında fabrikada çalışırken ölen işçi kadınları ve şehri savunurken ölen asker erkekleri sembolize ediyormuş.
Assumption Katedrali orjinal olarak 1215'te inşa edilmiş. Fakat katedral defalarca yıkılıp tekrar yapılmış. Son olarak şehrin kuruluşunun 1000.yılı anısına tekrar inşa edilmiş. Katedralin öteki tarafında da güzel bir park ve Volga nehri manzarası var. Şehrin amblemi, Prens bilge Yaroslavl’ın burada karaya çıktığı noktada korsanların üzerine saldığı bir ayıyla boğuşması hatırasına omzunda balta olan bir ayı. Şehirdeki parklarda ve çeşitli binalarda bu simgeyi görmek mümkün.
Bu kısa Yaroslavl gezisinin ardından rehber bizi serbest bıraktı. Biz de kendimizi yanda fotoğrafı görülen Yaroslavl'ın pazarında bulduk. Sonra da Starbucks'a gittik. Eheheehe :) Bunu beklemiyordunuz dimi. Güzel bir kahve içip internete girdik ve biraz dinlendik :P Malum hamile olunca insan kısa zamanda yoruluyor.
Rehberle buluşma noktamız zümrüt kubbeli İlyas Peygamber Kilisesi. Bu kilisenin içine girmedik ama sonradan fotoğraflara bakınca içi gerçekten çok güzelmiş keşke girseydik dedim. İçeride çok güzel ve eski Rus freskoları ve resimleri varmış. Gemimiz öğlen 12:00'de hareket etti. Öğle yemeğini gemide yedik. Güzel manzaralar eşliğinde biraz güvertede kitap okuduktan sonra Rus Tarihi dersimiz için rehberimizle buluştuk.
Rusların kökeni Vareglere dayanıyor. Peki kimdir bu Varegler? Varegler ortaçağda Doğu Avrupa'da yaşamış bir halk ve Vikinglerin bir türevi. Baltık Denizi'nin doğu kıyısına yerleşen Varegler, deniz ve ırmak boylarında koloniler kurmuşlar ve burada yaşayan ilkel Slavlarla ticarete başlamışlar. Bölgeye yerleşen Vareglere verilen "Rus" ismi, zamanla Slavlarla özdeşleşmiş. Slavların iki büyük şehrinden biri olan Novgorod, Vareg lordlarından Rurik'i kendine lider seçmiş. Böylece erken Rus tarihinin ilk hanedanı kurulmuş. Novgorod prensi Rurik aynı zamanda Rurik hanedanının da kurucusu. 862 ve 879 yılları arasında hükümdarlık yapmış. Rurik'in yerine akrabası Oleg geçmiş. Prens Oleg, Kiev'i ele geçirerek başkenti buraya taşımış, Kiev Kinezliğini kurmuş ve Kiev'i "Rus Şehirlerinin Anası" ilan etmiş. Oleg, 879 - 912 yıları arasında hükümdarlık yapmış. Ölünce yerine oğlu I.Igor geçmiş. I.Igor, Kiev Büyük Knezi olarak anılıyor. 912 - 946 yılları arasında hükümdarlık yapmış. I.Igor öldürülünce oğlu Svyatoslav rüştüne erinceye kadar yerine karısı Olga geçmiş. Olga, 946 - 969 yılları arasında Kiev Prensesi olarak görev yapmış. Rusya'nın bilinen ilk kadın hükümdarı ve Kiev hükümdar ailesinin Hristiyanlığı benimseyen ilk üyesi. 969 yılında tahta geçen Svyatoslav 3 sene gibi kısa bir süre sonra ölmüş. Yerine oğlu Yaropolk geçmiş. O da 972 - 980 yılları arasında babası gibi kısa bir süre hüküm sürdükten sonra 30lu yaşlarında kardeşi tarafından öldürülmüş. Tahta geçen kardeşi Kiev Büyük Kinezi I.Vladimir, 980 - 1015 yılları arasında uzun süre hükümdarlık yapmış. Hristiyanlığı benimseyen ilk Kiev büyük prensi olarak biliniyor. Kiev ve Novgorod topraklarını tek bir devlet altında birleştirmiş. I.Vladimir'in yerine gayri meşru oğlu (Yarolpolk'un karısından olan) Lanetli Sviatopolk geçmiş. İsminin başındaki "lanetli" sıfatını kardeşlerini öldürttüğü için kazandığı söyleniyor. Novgrodluların ve Vikinglerin desteğiyle ağabeyi Sviatopolk'u yenilgiye uğratan I.Yaroslavl, 1015 - 1054 yılları arasında hükümdarlık yapmış. İşte Yaroslavl'a adını veren hükümdar bu Bilge Yaroslavl. Avrupa hanedanlarıyla yakın ilişkiler kuran Yaroslavl, kız kardeşini Polonya kralıyla, kızlarını da Norveç, Macaristan ve Fransa kralıyla evlendirmiş. Ölümünden sonra Kiev Kinezliği oğullar arasında bölünmüş ve bir süre iç savaş çıkmış. Aradaki hükümdarları atlayarak 1533 - 1584 yılları arasında hükümdarlık yapan IV.Ivan'a geçelim. IV.Ivan, "Korkunç Ivan" olarak da anılıyor. Henüz 3 yaşındayken Moskova Knezliği'nin başına geçmiş. Düşmanları arasında korku salan, gözü kara, dengesiz kişiliğe sahip olan IV. Ivan, kendine ihanet ettiği gerekçesiyle 1582 yılında oğlunu öldürmüş. Yaptığı çeşitli seferlerle Moskova Knezliği'ni genişletmiş. Bu durumdan faydalanarak kendini "Tüm Rusya'nın Çarı" ilan etmiş. Böylece devlet, Çarlık yönetim sistemine geçmiş. Çar Ivan, 1584'te Bogdan Belsky ile satranç oynarken ölmüş. 1960'lı yıllarda mezarını açan arkeologlar, zehirlendiğine dair kant oluşturabilecek cıva kanıtlarına ulaşmışlar. Bogdan Belski ve daha sonra çar olan Boris Godunov tarafından zehirlendiği sanılıyor. Korkunç Ivan'ın ölümünden sonra yerine oğlu I.Fyodor geçmiş. 1584 - 1598 yılları arasında hüküm süren Fyodor, aşırı sofu ve zihinsel bakımdan zayıf olduğundan yerine karısının kardeşi Boris Godunov hükümeti yönetmiş. Çocuğu olmayan Fyodor'un 1598 yılında ölmesiyle Rurik Hanedanı son bulmuş. Yerine ülke meclisi tarafından çar seçilen Godunov geçmiş. Boris Godunov, I.Fyodor'un kardeşi ve Korkunç Ivan'ın oğlu Dimitri'nin ileride tahtta hak iddia etmesini önlemek için, Dimitri henüz 8 yaşındayken, bir önceki durağımız Ugliç'te, Dmitri'yi öldürtmüş. Mezarı daha sonra Kremlin sarayında gezdiğimiz Archengel Katedrali'ne taşınmış. Dimitri'nin ölümünden sonra, münzevi bir keşiş, Rus Çarlığı tahtında hak talep etmiş ve kendini Çar Korkunç İvan'ın öldürülmüş sanılan oğlu olduğunu iddia etmiştir. Bu keşiş Düzmece Dimitri'dir. Bu haberler üzerine Çar Boris Godunov, Dimitri İvanoviç'i öldüren boyar Vasili Şuyski'yi çağırtarak cesedi görüp görmediğini sormuş. Vasili gördüğünü ancak cesedin gülümsediğini ve yüzünün tertemiz olduğunu söylemiş. Bunun üzerine Boris Godunov'un halktaki itibari sarsılmış ve halk Rurik Hanedanı'ndan gelen Düzmece Dimitri'yi desteklemiş. Ansızın ölen Godunov'un ardından Rus Çarlığı tahtına tek oğlu II. Fyodor çıkmış. Bunu fırsat bilen Düzmece Dimitri boyarları toplayarak II. Fyodor'u öldürtmüş ve 1605'te I. Dimitri adıyla Rus Çarlığı tahtına çıkmış. 1606'ya kadar süren saltanatında Korkunç İvan'ın oğlunu öldüren boyar Vasili Şuyski, Düzmece Dimitri'ye darbe yaparak öldürtmüş ve Rus Çarlığı tahtına çıkmış. Böylece Rusya'da Karışıklık Dönemi başlamış.
Rus Tarih dersimizin ilk bölümü buraya kadar. Daha sonraki günlerde bu derse devam ettik. Tarih dersinden sonra sıra kukla yapımı dersine geldi. Küçük bir gemide bu gibi eğlenceler gerçekten güzel oluyor. Hem de Rusya ile ilgili değişik bilgiler de edinmiş oluyorsunuz. Kukla yapımı dersinde, rehberimizin bize dağıttığı bezlerden bez bebek yaptık :) Sonraki dersimiz Rus Çay seremonyası dersi. Bu derste Rusların çay içme şeklinin bizimkine çok benzediğini öğrendik. Hatta semaver kelimesinin Rusça'dan Türkçe'ye geldiğini de öğrenmiş olduk. Ve bugünkü son dersimiz Rus Hediyelik Eşya tanıtımı dersi. Rusya'ya geldiğinizde alınabilecek eşyaların başında tabii ki matruşkalar geliyor. Bir başka hediyelik eşya ise Faberje yumurtaları. Bunun hikayesini de kısaca anlatayım. Faberge yumurtaları, Peter Carl Faberge ve firması tarafından 1885 - 1917 yılları arasında yapılan mücevherli yumurtalarmış. En ünlü olanları Rus çarı Alexander III ve Nicholas II içinn yapılan "İmparatorluk Faberge Yumurtaları". Çarlar bu yumurtaları Paskalya hediyesi olarak eşlerine ve annelerine vermişler. Faberge firması 50 adet yumurta üretmiş. Bunların 43 tanesi biliniyor. 1918 paskalyası için iki adet daha teslim edilmesi planlanmış fakat Rus Devrimi gerçekleşmiş. Faberge yumurtlarının çoğunluğu Amerika koleksiyonlarında, çok küçük bir kısmı ise Kremlin Sarayı'ndaymış. Genellikler kaz yumurtası büyüklüğündeki yumurtalar, mine işlemeli ve mücevher süslemeli. Her yumurtanın içinden bir süpriz çıkıyormuş. Faberge yumurtaları popüler kültürde birçok filme konu olmuş. Bunlardan bazıları Octopussy (James Bond serisi filmlerinden), Ocean's Twelve, The Intouchables vs. Alınabilecek bir diğer hediyelik eşya ise kehribar. Kehribar, süs eşyası yapımında kullanılan açık sarıdan kızıla kadar çeşitli renklerde, yarı saydam ağaç reçinesi fosilidir. Kehribara yapışan fosilleşmiş böcek, yaprak ve çiçek kalıntıları, diğer taşlarda görülmeyen önemli özelliklerden. Baltık Denizi'nden çıkartılan kehribarın yataklarının %90'ı Rusya'daymış. Ben de gemide satılan hediyelik eşya dükkanından bir kehribar kolye ve ucunda küçük bir Faberge yumurtası olan bir kolye daha aldım.
Günümüzü yukarıdaki fotoğrafta görülen Volga Ana Heykeli ile bitiriyoruz. Akşam yemeği, klasik müzik konseri, müzik ve dans. İnsan bir tatilden başka daha ne isteyebilir ki :)
10 Ocak 2016 Pazar
Volga Volga Beyaz Geceler, 3.gün: Ugliç
Nehir turumuzun üçüncü gününde erken kalkmamıza gerek yoktu. İki günlük yorucu gezilerden sonra artık dinlenme zamanıydı. Öğlene kadar güvertede güneşlenip durgun suyun ve doğanın sudaki yansımasının tadını çıkardık. Öğlen ilk Rusça dil dersimize katıldık. Kiril alfabesi ve basit birkaç kelime öğrendik. İşimize yaradı diyebilirim çünkü gemideki garsonlar Rusça'dan başka dil bilmiyorlardı. Kiril alfabesini öğrenince de artık etraftaki tabelaları okuyabilmeye başladık. Öğle yemeğinden sonra bir su havuzu daha geçerek Ugliç'e vardık. Yemek diyince gemideki yemeklerle ilgili kısa bir açıklama yapayım. Gemideki sabah kahvaltısı açık büfeydi. Öğle ve akşam yemekleri ise seçmeliydi. Her yemek iki seçenekliydi. Fakat bu seçimi bir gün önce sabah kahvaltısında yapmak gerekiyordu.
Rehber bize bu durumu açıklamadı ve bizim kahvaltıyı çoktan yapıp kamaramıza çekildiğimiz bir saatte herkes seçimini yapmış. Bu durumu öğrenince rehbere hemen çemkirdim tabiiki. Hamile olduğumdan bu seçenek olayını herkesten önce bana sorması gerekiyordu. Çemkirmem işe yaradı ve o öğlen istediğim yemeği seçebildim. Her sabah bu ertesi günün öğle ve akşam yemeğini seçme işi var. Tabi bi gün önce sabah seçince yemekler de bize yabancı olunca insan ne seçtiğini unutuyor. Yemekle ilgili bir başka bilgi, diğer gemi turlarında olduğu gibi her gün aynı kişilerle aynı masada yiyorsunuz.
Geçmişte yaşayan şehir olarak nitelendirilen Ugliç'in kuruluşu 937 yılına dayanıyor. Ugliç, 16.yy'a kadar hızla gelişmiş ve önemli prensliklerden biri haline gelmiş. Rus tarihindeki önemli olaylardan biri burada gerçekleşmiş. 1591 yılında Rurik hanedanlığının son veliahtı, Korkunç İvan'ın küçük oğlu Çareviç Dimitri burada öldürülmüş. Onun ölümü, politik bir krizi de beraberinde getirmiştir.
İlerleyen zamanlarda küçük Dimitri'nin öldürüldüğü yere yukarıdaki fotoğrafta da görülen kırmızı duvarlı mavi kuleli St.Demetrios kilisesi inşa edilmiş. Prensin yaşadığı ev de müzeye çevrilmiş. Bu iki yeri gezdikten sonra 6 erkekten oluşan küçük bir vokal grubundan çok güzel mini bir konser dinledik. Çıkışta CD'lerini satmak için sanırım Ugliç'e gelen gemi misafirlerine böyle mini konserler veriyorlar. 38 bin nüfuslu Ugliç sevimli ve sakin bir kent.
Buradaki saat fabrikasının ürettiği "Çayka" saatleri oldukça popülermiş ama pek ilgimizi çeken bir saat göremedik. Rehberimiz Ugliç'in gezi rotamızdaki en ucuz yer olduğunu söyledi. Bu yüzden bütün hediyelik alışverişimizi buradan yapmamızı önerdi. Biz de öyle yaptık. Rehberimizin götürdüğü çeşit çeşit votkaların olduğu küçük bir marketten votka alışverişimizi yaptık. Ugliç'in çok şirin küçük bir alışveriş sokağı var. Buradaki minik tezgahlarda hediyelik eşyalar satıyorlar.
Bütün tezgahları gezdikten sonra bir türlü ne alacağıma karar veremedim. Buaradaki tezgahtarların pazarlık yaptığını da söylemem gerekiyor. Bir tezgahta gördüğünüz bir şeyi başka bir tezgahta daha ucuza bulabiliyorsunuz. Sonunda hediye olarak içinde St.Basilin katedrali olan Faberge yumurtalarından aldık. Buarada yumurtaların orjinal olduğunu kanıtlamak için sertifikayla satıyorlar. Alırsanız sertifikasını istemeyi unutmayın.
Ugliç limanına demirlediğimizde saat 16:30'du. Ugliç, yürüyerek gezilebilecek küçük bir yer. Gezmek ve alışveriş yapmak için bolca vaktimiz oldu. Yaklaşık üç saat sonra gemimiz ertesi gün varacağımız bir sonraki durağımız olan Yaroslav'a doğru hareket etti. Biz de geminin güvertesinden manzaranın tadını çıkardık. Gökyüzü, yeryüzü, nehir, herşey birbirine karıştı :)
Rehber bize bu durumu açıklamadı ve bizim kahvaltıyı çoktan yapıp kamaramıza çekildiğimiz bir saatte herkes seçimini yapmış. Bu durumu öğrenince rehbere hemen çemkirdim tabiiki. Hamile olduğumdan bu seçenek olayını herkesten önce bana sorması gerekiyordu. Çemkirmem işe yaradı ve o öğlen istediğim yemeği seçebildim. Her sabah bu ertesi günün öğle ve akşam yemeğini seçme işi var. Tabi bi gün önce sabah seçince yemekler de bize yabancı olunca insan ne seçtiğini unutuyor. Yemekle ilgili bir başka bilgi, diğer gemi turlarında olduğu gibi her gün aynı kişilerle aynı masada yiyorsunuz.
Geçmişte yaşayan şehir olarak nitelendirilen Ugliç'in kuruluşu 937 yılına dayanıyor. Ugliç, 16.yy'a kadar hızla gelişmiş ve önemli prensliklerden biri haline gelmiş. Rus tarihindeki önemli olaylardan biri burada gerçekleşmiş. 1591 yılında Rurik hanedanlığının son veliahtı, Korkunç İvan'ın küçük oğlu Çareviç Dimitri burada öldürülmüş. Onun ölümü, politik bir krizi de beraberinde getirmiştir.
İlerleyen zamanlarda küçük Dimitri'nin öldürüldüğü yere yukarıdaki fotoğrafta da görülen kırmızı duvarlı mavi kuleli St.Demetrios kilisesi inşa edilmiş. Prensin yaşadığı ev de müzeye çevrilmiş. Bu iki yeri gezdikten sonra 6 erkekten oluşan küçük bir vokal grubundan çok güzel mini bir konser dinledik. Çıkışta CD'lerini satmak için sanırım Ugliç'e gelen gemi misafirlerine böyle mini konserler veriyorlar. 38 bin nüfuslu Ugliç sevimli ve sakin bir kent.
Buradaki saat fabrikasının ürettiği "Çayka" saatleri oldukça popülermiş ama pek ilgimizi çeken bir saat göremedik. Rehberimiz Ugliç'in gezi rotamızdaki en ucuz yer olduğunu söyledi. Bu yüzden bütün hediyelik alışverişimizi buradan yapmamızı önerdi. Biz de öyle yaptık. Rehberimizin götürdüğü çeşit çeşit votkaların olduğu küçük bir marketten votka alışverişimizi yaptık. Ugliç'in çok şirin küçük bir alışveriş sokağı var. Buradaki minik tezgahlarda hediyelik eşyalar satıyorlar.
Bütün tezgahları gezdikten sonra bir türlü ne alacağıma karar veremedim. Buaradaki tezgahtarların pazarlık yaptığını da söylemem gerekiyor. Bir tezgahta gördüğünüz bir şeyi başka bir tezgahta daha ucuza bulabiliyorsunuz. Sonunda hediye olarak içinde St.Basilin katedrali olan Faberge yumurtalarından aldık. Buarada yumurtaların orjinal olduğunu kanıtlamak için sertifikayla satıyorlar. Alırsanız sertifikasını istemeyi unutmayın.
Ugliç limanına demirlediğimizde saat 16:30'du. Ugliç, yürüyerek gezilebilecek küçük bir yer. Gezmek ve alışveriş yapmak için bolca vaktimiz oldu. Yaklaşık üç saat sonra gemimiz ertesi gün varacağımız bir sonraki durağımız olan Yaroslav'a doğru hareket etti. Biz de geminin güvertesinden manzaranın tadını çıkardık. Gökyüzü, yeryüzü, nehir, herşey birbirine karıştı :)
3 Ocak 2016 Pazar
Volga Volga Beyaz Geceler, 2.gün: Moskova
Rusya ile krizde olduğumuz şu günlerde bir Moskova gezi yazısı içinizi ısıtacak :p Şaka bir yana iyiki bi buçuk sene önce bu geziyi yapmışız da şimdi böyle bir sorunla karşı karşıya değiliz. Biz vizesiz rahat rahat gezmiştik. Şimdi Türk turistleri kapıdan geri çeviriyorlarmış. Gelelim bizim tura. Geceyi Moskova'daki limana demirlemiş olan gemimizde geçirdikten sonra, turumuzun ikinci gününde Moskova'yı gezmeye devam ettik. Yunan adaları yada Doğu Akdeniz turlarında olduğu gibi yine hergün gemi gazetesi kapımızın altından atıldı fakat bu seferki o günkü programı gösteren siyah-beyaz basit bir kağıttı :) Kahvaltıdan sonraki ilk durağımız olan Kremlin'e doğru yola çıktık. Bir önceki gün Kızıl Meydan'da sadece kırmızı tuğlalı duvarlarını görebilmiştik. Doğrusunu söylemek gerekirse o güzel tuğlalı duvarların içine girdiğimde biraz hayal kırıklığına uğradım.
Daha sonra sağımızda hiç saraya ait değilmiş gibi görünen bir binayla karşılaştık. Burası 1961'de yani Sovyet zamanında Komunist Parti için yapılmış. Bana kalırsa sarayın bahçesindeki hiç bir yapıyla uyum içerisinde değil.
Sol tarafımızda ise Arsenal binası ile karşılaştık. Bu bina, askeri depo ve cephane olarak tasarlanmış. Gemi turu grubuna bağlı olduğumuzdan bizim tur sadece sarayın bahçelerini içeriyordu. Bence Kremlin sarayını hakkıyla gezdim diyebilmek için hazine ve silah bölümlerini de gezmek gerekiyor. Biz ne yazıkki buraları gezemedik. Bu kısımlar için ekstra bilet alınması gerekiyormuş. Ayrıca, bizim pek zamanımız da yoktu.
Bahçede görebileceğiniz şeylerden biri "patlamayan top". Dünyanın en büyük ve eski toplarından biri olan bu top, 1586 yılında Kremlin'i korumak amacıyla dökülmüş.
Hemen onun yanında "çalmayan çan" var. Bu çan, dünyadaki en büyük çan olma özelliğini taşıyor. 1202 ton ağırlığındaki çanın ilginç bir hikayesi var. Çan, bir hendekte dökülmüş ve işçiler bu döküm işlemi için 2 yıl boyunca hazırlanmışlar. Fakat, işlem sırasında sızan metalden kaynaklanan bir yangın yüzünden çan fazla ısınmış ve heryerinden eşit olarak soğuyamamış. Bu sebeple, çanın 11 tonluk bir kısmı kırılmış. 1 yüzyıl boyunca döküldüğü hendekte kalan çan sonunda çıkartılmış ve Kremlin'in bahçesine konulmuş.
Çan, sarayın en yüksek binası olan Ivan Büyük Çan kulesinin hemen önünde duruyor. 21 çana sahip bu kule, düşmanın yaklaştığını haber vermek için tasarlanmış.
Bahçedeki bir başka yapı ise işlemeli kuleleriyle dikkat çeken ve kraliyetin ilk yaşam alanı olarak kabul edilen Terem Sarayı. Bu saray da ne yazıkki ziyarete açık değil.
Vee geldik sonunda dipdibe sıkışmış katedrallerin bulunduğu alana :) Bütün çarlar Dormition katedralinde taç giymiş. Archangel Michael katedralinde ise neredeyse bütün Rus çarlarının mezarları bulunuyor. Lale mevsiminde gittiğimiz için sarayın bahçeleri aynı Topkapı sarayındaki gibi lalelerle kaplıydı ve çok güzeldi. Her sarayda olduğu gibi burada da belirli bir saatte askerlerin değişim merasimi var. Fakat, biz ne yazıkki zamanı tutturamadık. Biz çıkarken seramoni yeni başlayacaktı.
Metro ve arbat turlarına geçmeden önce kumanya olarak dağıtılan öğle yemeğimizi yedik. Bu turun en sevdiğim yanı yazımın ilk başında söylediğim gibi herşeyin dahil olmasıydı. Çoğu turlarda öğle yemeği ve müze - ören yeri girişlerine para vermeniz gerekir. Bu turda bunlar ilk başta ödediğimiz tur fiyatına dahildi. Fakat yine de ekstra turlar vardı tabi. Bunlardan biri de Moskova'daki metro - Arbat turu idi. Yanda gördüğünüz fotoğraf Moskova metro haritası.
İlk yazımda da söylediğim gibi böyle karmaşık bir metro ağına sahip ve 4-5 şeritli yolları olduğu halde Moskova'daki trafik İstanbul'la yarışır. Yukarıdaki haritada yuvarlakla gösterilen de aslında bir hat. Bu hattaki herhangi bir duraktan binip hiç inmezseniz yine aynı durağa gelirsiniz :P İşte biz de metroyu gezmek için bu hattı tercih ettik. Turla değil de kendi başınıza metro ve Arbat'ı gezmek de aslında çok zor değil. Siz de kendi başınıza bu hattaki her durakta inerek ve bir sonraki trenle bir sonraki istasyona geçerek metroyu gezebilirsiniz. Aslında biz de rehber eşliğinde bunu yaptık. Moskova metrosu gerçekten çok şık. Avizeler süslemeler müthiş. Her durakta avizeler ve süslemeler de değişiyor. Ayrıca her durağın farklı bir teması var.
Biz metroya Kızıl meydanın çok yakınındaki bir duraktan: Ploshchad Revolyutsii (Площадь Революции) durağından bindik. Tabi metroyu gezmek istiyorsanız Kiril alfabesini biraz çözmüş olmanız gerekiyor. Bu durak koyu mavi ile gösterilen Arbatsko-Pokrovskaya hattı üzerindeydi. Buradan kahverengi ile gösterilen yuvarlak hatta gidebilmek için rehberin bize aldığı biletlerle metroya bindik. İndiğimiz ilk durak yanda fotoğrafı görülen: Kurskaya (Курская).
Buradan kahverengi hatta geçerek tekrar metroya bindik ve yanda fotoğrafı görülen Komsomolskaya (Комсомольская) durağında indik.
Bu istasyonu biraz gezikten sonra tekrar metroya bindik ve mozaikleriyle ünlü Novoslobodskaya (Новослободская) isyasyonuna gittik.
Ve kahverengi hattaki son durağımız Kiyevskaya (Киевская). Çok güzel tablolarla süslenmiş bu duraktan yine koyu mavi hat Arbatsko-Pokrovskaya'ya geçtik ve Arbatskaya (Арбатская) durağında indik.
Buradan sonra Arbat turumuz başladı. Ne yazıkki metrodan çıktığımızda yağmur yağdığını fark ettik. Caddede pek kimsecikler yoktu. İnsanlar kapalı mekanlara sığınmışlardı. Arbat, Moskova'nın Taksim'i gibi bir yer fakat yağmurlu olduğundan biz pek bi kalabalık göremedik. Normalde burada sokak ressamları falan olurmuş. Caddede biraz yürüdükten sonra bi yerde oturduk ve sonraki gezi noktamıza gitmek için rehberimizi bekledik.
Bir sonraki tur Nazım Hikmet'in mezarını ve Borodino Savaşı müzesini içeriyordu. İkisi de pek ilgimizi çekmediği için bu tura katılmamayı tercih ettik. Onun yerine rehberimiz bizi tur bitiminde almak üzere mezarlığın yakınındaki güzel bir parka bıraktı.
Moskova yazımı bitirmeden önce "Yedi Kız Kardeşler"den de bahsetmek istiyorum. Stalin tarafından yaptırılan yedi adet gökdelen, bu isimle anılıyor. Gökdelenler Rus Barok ve Gotik tarzında inşa edilmiş. Bu binalar otel, apartman, kamu binası ve üniversite olarak hizmet veriyor.
Biz metroya Kızıl meydanın çok yakınındaki bir duraktan: Ploshchad Revolyutsii (Площадь Революции) durağından bindik. Tabi metroyu gezmek istiyorsanız Kiril alfabesini biraz çözmüş olmanız gerekiyor. Bu durak koyu mavi ile gösterilen Arbatsko-Pokrovskaya hattı üzerindeydi. Buradan kahverengi ile gösterilen yuvarlak hatta gidebilmek için rehberin bize aldığı biletlerle metroya bindik. İndiğimiz ilk durak yanda fotoğrafı görülen: Kurskaya (Курская).
Buradan kahverengi hatta geçerek tekrar metroya bindik ve yanda fotoğrafı görülen Komsomolskaya (Комсомольская) durağında indik.
Bu istasyonu biraz gezikten sonra tekrar metroya bindik ve mozaikleriyle ünlü Novoslobodskaya (Новослободская) isyasyonuna gittik.
Ve kahverengi hattaki son durağımız Kiyevskaya (Киевская). Çok güzel tablolarla süslenmiş bu duraktan yine koyu mavi hat Arbatsko-Pokrovskaya'ya geçtik ve Arbatskaya (Арбатская) durağında indik.
Buradan sonra Arbat turumuz başladı. Ne yazıkki metrodan çıktığımızda yağmur yağdığını fark ettik. Caddede pek kimsecikler yoktu. İnsanlar kapalı mekanlara sığınmışlardı. Arbat, Moskova'nın Taksim'i gibi bir yer fakat yağmurlu olduğundan biz pek bi kalabalık göremedik. Normalde burada sokak ressamları falan olurmuş. Caddede biraz yürüdükten sonra bi yerde oturduk ve sonraki gezi noktamıza gitmek için rehberimizi bekledik.
Moskova yazımı bitirmeden önce "Yedi Kız Kardeşler"den de bahsetmek istiyorum. Stalin tarafından yaptırılan yedi adet gökdelen, bu isimle anılıyor. Gökdelenler Rus Barok ve Gotik tarzında inşa edilmiş. Bu binalar otel, apartman, kamu binası ve üniversite olarak hizmet veriyor.
Saat 17:30 olduğunda yandaki fotoğrafta görülen Moskova limanını terk etme vakti gelmişti. Kamaramıza gidip kaptanın kokteyli için hazırlanmaya başladık. Kaptanın kokteyli akşam 19:00'daydı ve biz beyaz geceleri yaşamaya başlamıştık. Hava oldukça aydınlıktı. O akşamın bir diğer ilginç olayı ise ilk defa kanallardaki su havuzlarından geçecek olmamızdı. Bu tur daha önce anlattığım gibi aslında sadece Volga nehri üzerinde geçmiyor.
Moskova - St.Petersburg arasındaki nehirler, göller birbirlerine kanallarla bağlanmış. Volga nehrine geçmek için ilk durağımız Moskova kanalı. Bu kanalda ilerlemek için 7 tane su havuzu geçmemiz gerekiyor. Yandaki fotoğrafta girdiğimiz ilk su havuzu görünüyor. Ön tarafa baktığımızda nehir bizden daha aşağıda duruyor. İşte bu havuz bizi ilerideki nehirle aynı seviyeye indirecek.
Arkamızda kardeş gemi olan Karamsin gemisi bize eşlik ediyor. Arkamızdaki nehir ise göründüğü gibi bizimle aynı seviyede. Havuzun önündeki kapak zaten kapalıydı. Bizim arkamızdan Karamsin gemisi de girince arkadaki kapak da kapandı ve su seviyesi alçalmaya başladı.
Su seviyesi alçaldıkça bizim gemi de alçalmaya başladı tabiiki :) Öyle alçaldık ki artık önümüzdeki nehri göremez olduk.
Sonunda önümüzdeki kapak açılmaya başladı ve nehir aralanan kapakların arasından görünmeye başladı.
Buarada bu fotoğrafları çekerken saat çoktan 22:00'yi geçmişti. Göründüğü gibi hava hala aydınlık. Gemimiz Ugliç'e doğru hareket ederken biz hoşgeldin konserini dinlemek için geminin küçük konferans salonuna gittik. Bu kadar çok gezmek beni çok zorlamasa da yine de yorulduğumu kabul etmeliyim. Saat gece yarısını vurmadan kamaramıza çekildik :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















