BMW müzesini 14 sene önce görmüstüm ve Olimpiapark'taki olimpiyat köyünde 1 ay kalmıştım. Eşim ve çocuğumuzla yıllar sonra bir kez daha görme fırsatını yakalamış oldum. BMW müzesini Münih: Müzeler yazımda yazmıştım. Bu sefer gittiğimizde müze kısmına girmedik ve giriş kısmıyla hediyelik eşya bölümünü gezdik. Bu gezimiz içinde Stuttgart'taki Porsche müzesini gezmiştik zaten. Ama giriş kısmını gezmek bile keyifliydi.
Bir sonraki durağımız Olimpiapark'tı ve güneş batmak üzereydi. Olimpiapark yazımda bu olimpiyat parkını uzun uzun anlatmıştım. Akşam olduğundan park sessiz ve sakindi. Güzel manzaralar eşliğinde hava kararana kadar gezdik. Ne yazık ki daha önce kaldığım barakaları ziyaret etmeye zamanımız kalmadı.
2 Şubat 2020 Pazar
11 Ocak 2020 Cumartesi
Stuttgart 2.gün
Stuttgart çok da turistik bir şehir olmadığından burada sadece 1 gece geçirecek şekilde planımızı yapmıştık. Doğru bir karar verdiğimizi Stuttgart'a gelince de anladık zaten. Sabah erkenden elimizde valizlerle tren garına doğru yola çıktık.
Valizleri tren garındaki emanete bıraktıktan sonra yürüyerek küçük bir şehir turu yaptık. Şehir tiyatrosu, yeni kale, eski kale ve Stifts kalesini dışardan gördükten sonra tekrar ana cadde olan Königstraße'ye çıktık. Zaten tren garına yürüyerek gelirken de bu yolu kullanmıştık.
Etrafında dükkanların olduğu güzel bir cadde. Stuttgart turumuzu sonlandırıp Münih'e giden trenimizi yakaladık diyeceğim ama ne yazık ki bizim şansımıza tren neredeyse 3 saat rötar yaptı.
Ama iyi tarafı treni kullandığımız halde rötar fazla olduğundan tren paramızı sonrada bize iade ettiler. Trende biletimizi kontrol eden görevli bize bir form verdi. Onu doldurup istasyonda teslim ettik. Parayı hemen elden verdiler.
Valizleri tren garındaki emanete bıraktıktan sonra yürüyerek küçük bir şehir turu yaptık. Şehir tiyatrosu, yeni kale, eski kale ve Stifts kalesini dışardan gördükten sonra tekrar ana cadde olan Königstraße'ye çıktık. Zaten tren garına yürüyerek gelirken de bu yolu kullanmıştık.
Etrafında dükkanların olduğu güzel bir cadde. Stuttgart turumuzu sonlandırıp Münih'e giden trenimizi yakaladık diyeceğim ama ne yazık ki bizim şansımıza tren neredeyse 3 saat rötar yaptı.
Ama iyi tarafı treni kullandığımız halde rötar fazla olduğundan tren paramızı sonrada bize iade ettiler. Trende biletimizi kontrol eden görevli bize bir form verdi. Onu doldurup istasyonda teslim ettik. Parayı hemen elden verdiler.
22 Aralık 2019 Pazar
Stuttgart: Porche Müzesi
Stuttgart'a adımımızı atar atmaz ilk durağımız Porsche Müzesi. Yandaki fotoğraftaki Volkswagen Beetle'ı görünce yanlış fotoğraf koydum sanmayın. Porsche deyince akla ilk pahalı spor arabaları gelse de aslında "halkın arabası" Beetle'ın yaratıcısı Ferdinand Porsche.
Musluk tamircisi bir babanın oğlu olan Porsche, küçüklükten beri elektriğe ilgi duymuş. İlk hibrit arabayı tasarlamış ve 1900 yılında Paris fuarında sergilemiş. Dönemin önemli firmalarından Daimler'de calışan Ferdinand, birinci ve ikinci dünya savaşları sırasında askeri araçlar da tasarlamış.
Savaştan sonra kısa bir süre tutuklanmış. Hayatının son zamanlarını kendi adını verdiği şirketinde Porsche spor arabalar üreterek geçirmiş. Müzede 1948'den günümüze kadar Porsche'nin gelişimini görebilirsiniz.
Bir de arabalar filmindeki Porsche "Sally"nin orjinal boyutunda bir örneğini de görebilirsiniz. Sonuç olarak Stuttgart'ta hoş vakit geçirmek için gezilebilecek güzel bir müze.
Sabah Strazburg'da, öğleden sonra Stuttgart'ta gezdikten sonra yorulduk ve soluğu akşam yemeği için Stuttgart merkezinde aldık. Stuttgart'a yolunuz düşerse ABACCO'S STEAKHOUSE'a mutlaka uğrayın derim. Hayatımda yediğim en güzel etlerden birini yedim. Eti mühürleyip yanında da sıcak taş getiriyorlar. Eti dilediğiniz kalınlıkta kesip önünüzdeki taşta istediğiniz miktarda pişiriyorsunuz. Taşınız soğursa sıcağını getiriyorlar. Harika bir yer kesinlikle tavsiye ederim.
Musluk tamircisi bir babanın oğlu olan Porsche, küçüklükten beri elektriğe ilgi duymuş. İlk hibrit arabayı tasarlamış ve 1900 yılında Paris fuarında sergilemiş. Dönemin önemli firmalarından Daimler'de calışan Ferdinand, birinci ve ikinci dünya savaşları sırasında askeri araçlar da tasarlamış.
Savaştan sonra kısa bir süre tutuklanmış. Hayatının son zamanlarını kendi adını verdiği şirketinde Porsche spor arabalar üreterek geçirmiş. Müzede 1948'den günümüze kadar Porsche'nin gelişimini görebilirsiniz.
Bir de arabalar filmindeki Porsche "Sally"nin orjinal boyutunda bir örneğini de görebilirsiniz. Sonuç olarak Stuttgart'ta hoş vakit geçirmek için gezilebilecek güzel bir müze.
Sabah Strazburg'da, öğleden sonra Stuttgart'ta gezdikten sonra yorulduk ve soluğu akşam yemeği için Stuttgart merkezinde aldık. Stuttgart'a yolunuz düşerse ABACCO'S STEAKHOUSE'a mutlaka uğrayın derim. Hayatımda yediğim en güzel etlerden birini yedim. Eti mühürleyip yanında da sıcak taş getiriyorlar. Eti dilediğiniz kalınlıkta kesip önünüzdeki taşta istediğiniz miktarda pişiriyorsunuz. Taşınız soğursa sıcağını getiriyorlar. Harika bir yer kesinlikle tavsiye ederim.
6 Aralık 2019 Cuma
Strazburg: Decorative Arts Museum
Strazburg'da geçirdiğimiz son sabahımızda Rohan sarayını gezdik. Burası birden fazla müzeye ev sahipliği yapıyor. Biz Dekoratif Sanatlar müzesini gezdik. Bu sarayın inşası, 1704 - 1713 yılları arasında Strazburg piskoposluğunu yapan prens Rohan Soubise tarafından başlatılmış.
Versay sarayı gibi bir bina istediği için bu sarayın planlarını kralın mimarı Robert de Cotte'a yaptırmış. Sarayın inşaası, dekorasyonu ve mobilyaların döşenmesi 1732'den 1742'ye kadar sürmüş.
O zamandan Fransız devrimine kadar bu saray, Strazburg piskoposlarının ve Rohan ailesinin ikametgahı olarak kullanılmış. Bu müze, 7 bölümden oluşuyor. 1 numaralı salon muhafızların olduğu giriş salonu olarak kullanılmış.
2 numaralı bölüm piskoposların salonu. Bu odada genellikle oyunlar düzenlenirmiş. Bu oda ismini duvarlarındaki piskoposların portrelerinden almış. 1793'te bu tablolar devrimciler tarafından yakılmış. 3 numaralı oda kralın yatak odası. Bu oda, sarayın en etkileyici bölümü, krallar ve kraliyet ailesi üyeleri Strazburg'a geldiklerinde bu odada kalırlarmış. 4 numaralı bölüm kütüphane. 5 numaralı oda, Napolyon'un Yatak odası. Bu küçük odanın resmi olmayan stili Napolyon tarafından yatk odası olarak seçilmesine sebep olmuş. Odadaki koltuk, masa ve yatağı yaptıran Napolyon'un bu odada hiç uyuma imkanı olmamış. 6 numaralı oda, prens piskoposların yatak odası. 7 numaralı bölüm, dekoratif sanatlar kanadı. Bu bölümde, çiniler, mücevherler ve saatler var. Bu zengin koleksiyon, 18.yy'da Strazburg'daki zanaat endüstrisinin altın çağını yansıtıyor.
Arda bu müzeyi çok sevdi, sessiz ve sakin bir şekilde gezdi. Etrafında gördüğü şeylerle çok ilgilendi. Ama tabi ben de ona merak etmesi için hikayeler anlattım. Bu sarayda bir zamanlar krallar kraliçeler yaşamış dedim. Hayal gücünü harekete geçirerek bu müzeden keyif almasını sağladım.
Böylece Strazburg gezimiz de burada bitti :)
Versay sarayı gibi bir bina istediği için bu sarayın planlarını kralın mimarı Robert de Cotte'a yaptırmış. Sarayın inşaası, dekorasyonu ve mobilyaların döşenmesi 1732'den 1742'ye kadar sürmüş.
O zamandan Fransız devrimine kadar bu saray, Strazburg piskoposlarının ve Rohan ailesinin ikametgahı olarak kullanılmış. Bu müze, 7 bölümden oluşuyor. 1 numaralı salon muhafızların olduğu giriş salonu olarak kullanılmış.
2 numaralı bölüm piskoposların salonu. Bu odada genellikle oyunlar düzenlenirmiş. Bu oda ismini duvarlarındaki piskoposların portrelerinden almış. 1793'te bu tablolar devrimciler tarafından yakılmış. 3 numaralı oda kralın yatak odası. Bu oda, sarayın en etkileyici bölümü, krallar ve kraliyet ailesi üyeleri Strazburg'a geldiklerinde bu odada kalırlarmış. 4 numaralı bölüm kütüphane. 5 numaralı oda, Napolyon'un Yatak odası. Bu küçük odanın resmi olmayan stili Napolyon tarafından yatk odası olarak seçilmesine sebep olmuş. Odadaki koltuk, masa ve yatağı yaptıran Napolyon'un bu odada hiç uyuma imkanı olmamış. 6 numaralı oda, prens piskoposların yatak odası. 7 numaralı bölüm, dekoratif sanatlar kanadı. Bu bölümde, çiniler, mücevherler ve saatler var. Bu zengin koleksiyon, 18.yy'da Strazburg'daki zanaat endüstrisinin altın çağını yansıtıyor.
Arda bu müzeyi çok sevdi, sessiz ve sakin bir şekilde gezdi. Etrafında gördüğü şeylerle çok ilgilendi. Ama tabi ben de ona merak etmesi için hikayeler anlattım. Bu sarayda bir zamanlar krallar kraliçeler yaşamış dedim. Hayal gücünü harekete geçirerek bu müzeden keyif almasını sağladım.
Böylece Strazburg gezimiz de burada bitti :)
17 Kasım 2019 Pazar
Colmar
Ben haritadaki sırayı izleyerek gezmekte ısrarcı oldum ama dediğim gibi buna hiç gerek yokmuş. Turist ofisinden sonra ilk durağımız "The House of Heads". 1609 yılında Rönesans stilinde inşa edilen bina, bir zamanlar şarap ticareti için kullanılmış.
Haritada 6 numara ile gösterilen yer Bartholdi müzesi. Bartholdi, Amerika'daki özgürlük heykelinin yaratıcısı. Heykelin hikayesi oldukça ilginç. Yeri gelmişken paylaşmak isterim. Aslında bu heykel Osmanlı İmparatorluğu için yapılmış. Sultan Abdulaziz zamanında Süveyş Kanalındaki Port Said Limanına konulmak üzere sipariş verilmiş. Heykelin Kızıldeniz ile Akdeniz'in birleştiği yere dikilmesi planlanmış. Sipariş edilen heykel, firavunlar zamanının giysilerine bürünmüş bir kadın şeklinde olacak ve elinde ‘Asya’nın ışığının Mısır’dan geldiğini’ sembolize eden bir meşale tutacakmış. Fakat heykelin parası ödendiği halde, Mısır valisi, Müslüman bir kentte bu denli büyük bir heykelin dikilmesinin hoşnut karşılanmayacağını düşünerek heykelin Mısır'a getirilmesine engel olmuş. 20 yıl sonra Fransa, Amerika ile iyi ilişkilerinin bir göstergesi olarak Bartholdi'ye benzer bir heykel sipariş edince, Bartholdi, Eiffel kulesinin mühendisi Gustav Eiffel'den de yardım alarak Osmanlıların heykeli üzerinde modifikasyonlar yaparak bugünkü Özgürlük Heykelini oluşturmuş ve heykel Amerika'ya gönderilmiş. Colmar yerel yönetimi, heykeltıraşın ölümünün 100. yılını anmak amacıyla bu heykelin bir replikasını bir kavşağa yapmış. Biz görmedik ama kara yoluyla Strazburg'tan Colmar'a giderseniz yol üzerinde görebilirsiniz. Heykeltıraşın doğduğu ev müzeye çevrilmiş. Bu iki katlı müzede Bartholdi'nin birtakım eserleri sergileniyor.
7 numaralı durağımız "Pfister House". Burası gümüş madenleri sahibi Louis Sherer tarafından yaptırılmış. Rönesans döneminde inşa edilen bu ev, orta çağ mimari özellikleri taşıyor. İsmini, inşa edildikten üç yüzyıl sonraki sahibi, Francois Xavier Pfister'den almış.
9 numaralı durağımız "Former Guardhouse". 1575'te inşa edilen bu Rönesans yapısı, belediye binası olarak kullanılmış. Loca bölümü 1577 ile 1582 yılları arasında yapılmış.
Colmar'da birçok kilisenin yanısıra bir de sinagog var. 13.yy'da Colmar'da bulunan yahudiler, 15.yy'da sürgün edilmişler ve Fransız devriminden sonra geri dönmelerine izin verilmiş.
Colmar'da kahve molası verebileceğiniz birçok sevimli kafe mevcut. Gezmekten biraz yorulup biz de kahve molası verdik. Haritadaki 17 numaralı yer "Tanner's District", yani tabakçıların sokağı. Her zamanki gibi en süslü evlerin olduğu sokak tabiiki.
Colmar'da baktığınız her köşe bir fotoğraf karesi gibi olduğundan, burada fotoğraf çekmeye doyduk. Haritamızdaki 19 numaralı yer "The Koifhus". 1480 yılında Gotik ve Rönesans stilinde inşa edilen bina, zamanında kasabanın hem iş ve hem de siyasi merkeziymiş. Giriş katı yüzyıllarca depo, market ve gümrük olarak kullanılmış.
Haritada 22 numara ile gösterilen yer "Covered Market". Tuğla yapının metalik bir çatısı var. Binanın 2010 yılında markete çevrilmeden önce birçok işlevi olmuş. Şuanda yirmiden fazla tezgahın olduğu bu market alanında yıl boyunca taze meyve, sebze, et, peynir, pasta, balık ve yerel lezzetler bulmanız mümkün.
Pazarın hemen yanında haritada 23 numara ile gösterilen "The Fishmonger's District" var. Nehir kenarına sıralanmış bu rengarenk evler mükemmel bir manzara sunuyor ziyaretçilerine. Bir zamanlar bu evlerin çoğu balıkçı ve tekne sahiplerine aitmiş.
Bu sokaktan yürüyerek devam ettiğinizde haritada 25 numara ile gösterilen "Küçük Venedik"e ulaşacaksınız. Bu bölgede zamanında şarap üreticileri, bahçeyle uğraşanlar ve tekne sahipleri yaşarmış.
Colmar turumuz Küçük Vemedik'te sona eriyor. Biraz etraftaki şirin kafelerde takılıp birşeyler içtikten sonra tren istasyonuna yürüdük ve Strazburg'a geri döndük.
29 Eylül 2019 Pazar
Strazburg: Le Petite France
Strazburg'daki "Le Petite France", yani "Küçük Fransa"yı ilk gecemizde görmüştük. Ama hava karanlıktı ve saat geç olmuştu o yüzden ara sokaklarında gezip çok vakit geçirememiştik. İkinci gün La Vaissaeu'dan sonra akşam yemeğini bu bölgede yemeye karar verdik.
Bölgenin en turistik noktalarından birindeki "La Corde à Linge"ye gittik. Hava dışarda yemek yenecek kadar güzeldi ve manzara harikaydı. Arda'yla biz hamburger yedik ama o kadar da güzel değildi. Yine de manzara ve hava harikaydı.
Tabi lolipop yedikten sonra hareketlenen ve büyük ihtimalle iştahı kaçan Arda biraz burnumuzdan getirdi ama biz ona aldırmamaya çalıştık. Petite France aslında eski bir tabakhane mahalllesi. Eski zamanlarda tabakhaneciler en pis işi yapıp en çok para kazanan insanlarmış. Bu yüzden evleri süslü püslü ve gösterişli. Güzel manzaralar eşliğinde Strazburg'daki ikinci gecemiz sona erdi. Buarada, Strazburg'da Münih'te gördüğümüzden daha çok Türk gördük. Kaldığımız otelde, gittiğimiz restoranda, su almak için uğradığımız markette vs.
Bölgenin en turistik noktalarından birindeki "La Corde à Linge"ye gittik. Hava dışarda yemek yenecek kadar güzeldi ve manzara harikaydı. Arda'yla biz hamburger yedik ama o kadar da güzel değildi. Yine de manzara ve hava harikaydı.
Tabi lolipop yedikten sonra hareketlenen ve büyük ihtimalle iştahı kaçan Arda biraz burnumuzdan getirdi ama biz ona aldırmamaya çalıştık. Petite France aslında eski bir tabakhane mahalllesi. Eski zamanlarda tabakhaneciler en pis işi yapıp en çok para kazanan insanlarmış. Bu yüzden evleri süslü püslü ve gösterişli. Güzel manzaralar eşliğinde Strazburg'daki ikinci gecemiz sona erdi. Buarada, Strazburg'da Münih'te gördüğümüzden daha çok Türk gördük. Kaldığımız otelde, gittiğimiz restoranda, su almak için uğradığımız markette vs.
7 Eylül 2019 Cumartesi
Strazburg: La Vaissaeu
Çocukla gittiğimiz ilk yurt dışı tatilinde onun için de birşey yapmak istedik. Bu yüzden gitmeden önce onun için yapabileceğimiz şeyleri araştırdık. Strazburg'da karşımıza La Vaissaeu çıktı. Burası çocuklar için bir cennet. İyi ki de gitmişiz. Strazburg küçük bir yer olduğundan burada hiç toplu ulaşım kullanmadık. Fakat La Vaissaeu şehir merkezinden biraz uzakta. Buna rağmen yarım saatlik mesafeyi çocukla birlikte yürümeye karar verdik. Pişman da olmadık çünkü yol çok güzeldi. Kuğuların yüzdüğü bir nehrin kenarındaki ağaçlık yoldan yürüyerek La Vaissaeu'ya ulaştık. La Vaissaeu çeşitli bölümlere ayrılmış. İnternetteki fotoğraflarda benim en çok ilgimi çeken inşaat bölümüydü. Burada çocuklar bir inşaat alanındaymış gibi oyunlar oynuyordu.
Benim de Ardayla beraber çocuk olasım geldi. Bu müze kendini çocuklara bilimi sevdirmeye adamış. Su ile ilgili bölümlere girmedik. Yaz olmadığından Arda'nın üstü suyla oynamaya uygun değildi, yanımızda yedek kıyafet yoktu ve hasta olmasından korktuk. Kaldıraçların olduğu fizik bölümü yanında, tangram gibi oyuncakların olduğu matematik bölümü de çok eglenceliydi. Biz bu müzeye neredeyse tüm günümüzü ayırdık. Çocukla oldugumuzdan yavaş gezmeyi kendimize felsefe edindik. Öğle yemeğini müzedeki hazır gıda makinalarından aldık. Normalde küçük bir kafeteryası da var ama açık değildi. Biz de makinadan sandviç ve içecek aldık. Bizim haricimizde çok fazla turist yoktu. Daha çok öğretmenleriyle birlikte anaokulu ve kreş grupları vardı. Böyle güzel bir müzede değişik ve ilginç ürünlerin olduğu bir hediyelik eşya dükkanı beklerdim ama hayal kırıklığı oldu. Mesela içerdeki oyuncakların bir kısmı hediyelik eşya dükkanında satılabilir. Akşama doğru geldiğimiz gibi yavaşça yürüyerek şehir merkezine döndük.
Benim de Ardayla beraber çocuk olasım geldi. Bu müze kendini çocuklara bilimi sevdirmeye adamış. Su ile ilgili bölümlere girmedik. Yaz olmadığından Arda'nın üstü suyla oynamaya uygun değildi, yanımızda yedek kıyafet yoktu ve hasta olmasından korktuk. Kaldıraçların olduğu fizik bölümü yanında, tangram gibi oyuncakların olduğu matematik bölümü de çok eglenceliydi. Biz bu müzeye neredeyse tüm günümüzü ayırdık. Çocukla oldugumuzdan yavaş gezmeyi kendimize felsefe edindik. Öğle yemeğini müzedeki hazır gıda makinalarından aldık. Normalde küçük bir kafeteryası da var ama açık değildi. Biz de makinadan sandviç ve içecek aldık. Bizim haricimizde çok fazla turist yoktu. Daha çok öğretmenleriyle birlikte anaokulu ve kreş grupları vardı. Böyle güzel bir müzede değişik ve ilginç ürünlerin olduğu bir hediyelik eşya dükkanı beklerdim ama hayal kırıklığı oldu. Mesela içerdeki oyuncakların bir kısmı hediyelik eşya dükkanında satılabilir. Akşama doğru geldiğimiz gibi yavaşça yürüyerek şehir merkezine döndük.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






























