Palermo'da geçen uzun bir günün ardından kamaramıza çekildik ve Kaptan'ın kokteyli için hazırlandık. Kaptan'ın elini sıktık, fotoğraf çektirdik ve kokteyl bölümüne doğru ilerledik. Kaptan'ın kokteylinin en güzel yanı kokteyl boyunca sunulan içkilerin ikram olması. Biz de bolca margarita içtik ve ben biraz çakırkeyif oldum. Kokteylden sonra kamaramıza çekildik. Balkonda biraz oturduktan sonra uykuya daldık.
Cenova, Napoli, Palermo derken biraz yorulduğumuzu fark ettik. Bu yüzden denizde geçen bir gün bize çok iyi gelecekti. Turu ilk satınaldığımızdaki programa göre bugünü Tunus'ta geçirecektik fakat arap baharı yüzünden program değişti ve Tunus'u pas geçtik. O günü akdenizde Palermo - Mallorca arasında geçirdik. Gemi gazetesine göre o gün güneş sabah 6'da doğup, akşam 9'da batacaktı. Uzun güneşli bir gün bizi bekliyordu. Hava sıcaklığının 21-31 derece aralığında olması bekleniyordu. Gemide yapılacak çok şey vardı çünkü bütün günü denizde geçireceğimizden gemi o güne özel bir sürü etkinlik düzenlemişti.
Gemide 5 adet havuz vardı. Bunlardan iki tanesi geminin ortasındaydı ve çoluk çocuk doluşmuştu. Çığlıklar atarak bir oraya bir buraya koşuşturuyorlardı. Üçüncüsünün ise üstü kapalıydı ama onun da çoluk çocuk açısından diğer ikisinden bir farkı yoktu. Dördüncü havuz ise MSC club üyelerine özeldi. Biz o kulübe üye olmadığımızdan o havuzu hiç göremedik :) Son havuz ise 13 yaşından büyükler için ayrılmıştı. İşte bizim kullandığımız havuz buydu. Sessiz, sakin ve boş :)) Bu havuzun kenarında iki tane de jakuzi vardı. Bütün günü deniz manzaralı havuzda yüzerek, arada jakuziye girerek, güneşlenerek ve kitap okuyarak geçirdik.
Gemideki güzel yemeklerden bahsetmeden geçemeyeceğim. Portakallı ördekten tavşan etine kadar herşeyi denedik. Hatta çok merak ettiğim "Baked Alaska"yı da gemide yemiş oldum :)) Bize hizmet eden garsonlar çok saygılı ve kibardılar.
Akşam yemeğimizi de yedikten sonra kamaramıza çekildik. Mallorka için iyice dinlenmiş ve hazırdık...
Akdeniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Akdeniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Aralık 2012 Cumartesi
1 Aralık 2012 Cumartesi
Palermo, Sicilya
Sabah 8'de gemimiz Palermo limanına yanaştığında, biz erkenden kalkıp kahvaltımızı etmiştik bile. Gemi gazetesi gün doğumunu 5:44, gün batımını 20:38, hava durumunu ise 24-28 derece olarak gösteriyordu. Gezmeye başlamadan önce Palermo ile ilgili gemi gazetesinden edindiğimiz bilgileri aktarayım. Palermo, İtalya'nın Sicilya bölgesinin başkenti. Tarım yapılan ve "La Conca d'Oro" (Altın Kabuk) olarak bilinen verimli topraklara sahip. Bu toprakların "Altın Kabuk" olarak anılmasının sebebi, buranın turunçgiller üretimi ile meşhur olması. Araplar ve Normanlar zamanında genişleyen şehir, dar karışık sokaklara sahipmiş. Bu karışık sokaklar "Aragonese"ler (İspanya kökenli etnik bir ulus) tarafından kaldırılmış ve yol üzerindeki bazı binalar da yıkılarak şehre iki arter kazandırılmış.
Ada italya'ya dahil olduktan sonra, şehir bazı katı kurallara uyarak daha da genişlemiş. Palermo'yu gezmek için ETS tur rehberinin düzenlediği ekstra tura katıldık. İlk olarak rehberimiz bizi köklerini dallarından aşağıya doğru salan ağaçların olduğu bir parka götürdü. Burada fotoğraf molası verdikten sonra, Palermo katerdraline doğru yol aldık.
Bu katedralin özelliği bütün tarzları içinde barındırması. Katedralin inşasına 12.yy'da başlanmış ve 18.yy'a kadar eklentiler yapılmaya devam edilmiş. Bu katedralin sizi ilk bakışta bu kadar etkilemesinin sebebi de bu bence. Çünkü kafanızda onu tam olarak bir döneme oturtamıyorsunuz. Ne yazıkki katedralin içini gezmeye vakit ayıramadık ve bir pazarın içinden geçerek üçüncü durağımıza doğru yola çıktık. Biz de verimli topraklara sahip bir akdeniz ülkesinde yaşadığımızdan bu sebze-meyve pazarında ilgimizi çeken birşey olmadı.
Üçüncü durağımız Normanlar Sarayı idi. Sarazenlerin 9.yy'da kale olarak yaptırdığı "Palazzo dei Normanni", daha sonra kraliyet sarayına dönüştürülmüş. Saray, bugün yerel hükümete ev sahipliği yapıyor. Bu sebeple, sarayın sadece şapeli (Capella Palatina) ziyarete açık. Eğer burayı yazın ziyaret ediyorsanız, her kilisede olan kıyafet kurallarına uymanız gerekiyor. Kolsuz birşey giyiyorsanız, omuzlarınızı örtmek için size bir şal veriyorlar. Bu şapel içerisindeki bizans mozaikleri gerçekten görülmeye değer. Rehberimizin anlattığına göre, bölge Arapların yönetiminden çıktıktan sonra, Arap ahşap ustaları bölgede yaşamaya devam etmiş ve katedral, şapel gibi görkemli yapıların inşasında çalışmışlar. Bu şapeldeki incelikli geometrik süslemeler de Müslüman ustalarla Hıristiyan zanaatkaların ortak çalışması ile yapılmış.
Dördüncü durağımız için Palermo'nun 8 km güneybatısındaki bir tepenin üzerinde bulunan Monreal kasabasına doğru yol aldık. Burada Norman mimarisinin en iyi örneklerinden biri olan Monreal katedralini gezdik. Bu yapının inşasına 12.yy'da başlanmış. Katedralin iç mekanı 12 ve 13.yy tarihli mozaiklerle süslü.
Tavandaki tahta işçiliği çok sade görünse de çok zengin renklerle süslenmiş ve Arap mimarisinin etkilerini gösteriyor.
Son durağımız Palermo'nun güzel plajlarından biri. Turdaki diğer insanlar yemek molası için restorantlara dağılıyorlar, fakat biz hazırlıklı olduğumuzdan hemen soyunup masmavi denize kendimizi bırakıyoruz. Gemimiz 5'te hareket edecek ve hepimizin en geç 16:30'da gemide olması gerekiyor. Yine de Palermo merkezinde geçirmek için biraz vaktimiz kalıyor. Rehberimiz bizi gemiye yakın merkezi bir yerde bırakıyor, isteyenlerse tur otobüsüyle direk gemiye gidiyorlar. Biz yemek molasında denize girdiğimizden yemek yiyecek bir yerler aramaya koyuluyoruz fakat açık bir yer bulmakta zorlanıyoruz. Çünkü farkında olmadan siesta vaktine denk gelmişiz. Bütün yemek yenecek mekanlar akşam yemeği zamanında açılıyorlar. Kendimizi bir pastaneye atıyoruz. Bu sırada rehberimiz de bizim oturduğumuz pastaneye geliyor ve onunla hoş bir sohbet eşliğinde İtalya'nın meşhur capuchino'larının tadına bakıyoruz. Zaman çabuk geçiyor ve çok geç kalmadan gemiye doğru yola çıkıyoruz. Akşam kaptanın "Hoşgeldin Kokteyli" var ve giysi kodu "gala". Yani en şık kıyafetlerimizi giyip süslenmemiz gerekiyor. Gemimiz Mallorca'ya doğru yola çıkarken biz de kamaramıza gidip hazırlanıyoruz.
Ada italya'ya dahil olduktan sonra, şehir bazı katı kurallara uyarak daha da genişlemiş. Palermo'yu gezmek için ETS tur rehberinin düzenlediği ekstra tura katıldık. İlk olarak rehberimiz bizi köklerini dallarından aşağıya doğru salan ağaçların olduğu bir parka götürdü. Burada fotoğraf molası verdikten sonra, Palermo katerdraline doğru yol aldık.
Bu katedralin özelliği bütün tarzları içinde barındırması. Katedralin inşasına 12.yy'da başlanmış ve 18.yy'a kadar eklentiler yapılmaya devam edilmiş. Bu katedralin sizi ilk bakışta bu kadar etkilemesinin sebebi de bu bence. Çünkü kafanızda onu tam olarak bir döneme oturtamıyorsunuz. Ne yazıkki katedralin içini gezmeye vakit ayıramadık ve bir pazarın içinden geçerek üçüncü durağımıza doğru yola çıktık. Biz de verimli topraklara sahip bir akdeniz ülkesinde yaşadığımızdan bu sebze-meyve pazarında ilgimizi çeken birşey olmadı.
Üçüncü durağımız Normanlar Sarayı idi. Sarazenlerin 9.yy'da kale olarak yaptırdığı "Palazzo dei Normanni", daha sonra kraliyet sarayına dönüştürülmüş. Saray, bugün yerel hükümete ev sahipliği yapıyor. Bu sebeple, sarayın sadece şapeli (Capella Palatina) ziyarete açık. Eğer burayı yazın ziyaret ediyorsanız, her kilisede olan kıyafet kurallarına uymanız gerekiyor. Kolsuz birşey giyiyorsanız, omuzlarınızı örtmek için size bir şal veriyorlar. Bu şapel içerisindeki bizans mozaikleri gerçekten görülmeye değer. Rehberimizin anlattığına göre, bölge Arapların yönetiminden çıktıktan sonra, Arap ahşap ustaları bölgede yaşamaya devam etmiş ve katedral, şapel gibi görkemli yapıların inşasında çalışmışlar. Bu şapeldeki incelikli geometrik süslemeler de Müslüman ustalarla Hıristiyan zanaatkaların ortak çalışması ile yapılmış.
Dördüncü durağımız için Palermo'nun 8 km güneybatısındaki bir tepenin üzerinde bulunan Monreal kasabasına doğru yol aldık. Burada Norman mimarisinin en iyi örneklerinden biri olan Monreal katedralini gezdik. Bu yapının inşasına 12.yy'da başlanmış. Katedralin iç mekanı 12 ve 13.yy tarihli mozaiklerle süslü.
Tavandaki tahta işçiliği çok sade görünse de çok zengin renklerle süslenmiş ve Arap mimarisinin etkilerini gösteriyor.
Son durağımız Palermo'nun güzel plajlarından biri. Turdaki diğer insanlar yemek molası için restorantlara dağılıyorlar, fakat biz hazırlıklı olduğumuzdan hemen soyunup masmavi denize kendimizi bırakıyoruz. Gemimiz 5'te hareket edecek ve hepimizin en geç 16:30'da gemide olması gerekiyor. Yine de Palermo merkezinde geçirmek için biraz vaktimiz kalıyor. Rehberimiz bizi gemiye yakın merkezi bir yerde bırakıyor, isteyenlerse tur otobüsüyle direk gemiye gidiyorlar. Biz yemek molasında denize girdiğimizden yemek yiyecek bir yerler aramaya koyuluyoruz fakat açık bir yer bulmakta zorlanıyoruz. Çünkü farkında olmadan siesta vaktine denk gelmişiz. Bütün yemek yenecek mekanlar akşam yemeği zamanında açılıyorlar. Kendimizi bir pastaneye atıyoruz. Bu sırada rehberimiz de bizim oturduğumuz pastaneye geliyor ve onunla hoş bir sohbet eşliğinde İtalya'nın meşhur capuchino'larının tadına bakıyoruz. Zaman çabuk geçiyor ve çok geç kalmadan gemiye doğru yola çıkıyoruz. Akşam kaptanın "Hoşgeldin Kokteyli" var ve giysi kodu "gala". Yani en şık kıyafetlerimizi giyip süslenmemiz gerekiyor. Gemimiz Mallorca'ya doğru yola çıkarken biz de kamaramıza gidip hazırlanıyoruz.
Yer:
Palermo, İtalya
7 Ekim 2012 Pazar
Akdeniz Turu
Sonunda o mutlu gün gelip çatmıştı. Birlikte bu kadar güzel yerler gezdikten ve birbirimizi tanıdıktan sonra evlenmeye karar verdik. Evlilik hazırlıklarının bir parçası olan balayımızı planladık. ETS Tur bu konuda bize çok yardımcı oldu. Birçok değişik alternatif arasından yandaki fotoğrafta görülen MSC firmasının Splendida gemisinde 7 gece 8 günlük turunu seçtik. Fakat arap baharından biz de etkilendik. Tunus'taki olaylar yüzünden Tunus durağımız iptal edildi ve Tunus'ta geçirmemiz gereken zamanı Palermo'dan Palma'ya giderken denizde geçirdik. Bu gezimizin ortasında bizim için güzel bir mola oldu.
Tur Cenova'da başlayıp Cenova'da bitiyordu. Aslında daha önce Yunan adaları turuna katıldığımızdan gemi turu hakkında bir fikrimiz vardı. Yandaki fotoğrafta ilk günün gemi gazetesini görüyorsunuz. Gemi akşam 5'te limandan ayrılacaktı ve "hava koşulları el verirse" ertesi gün sabah 11'de Napoli'de olmayı planlıyordu. Splendida, Yunan adalarında bindiğimiz gemiden oldukça büyüktü. Bu gemi 18 katlıydı, içinde 25 adet asansör ve farklı büyüklüklerde 5 adet havuz vardı. Gemi 4000 kişilikti ve bunların 1000'ini mürettebat oluşturuyordu. İlk günün kıyafet kodu "informal" dı. İlk günkü gazetede daha çok geminin kuralları anlatılıyordu. Son sayfada kıyafet kodlarıyla ilgili bir bölüm de koymuşlar. "Informal" erkekler için ceket ve kravat, bayanlar için kokteyl elbisesi demekti. Bu akşam kot giymeye izin yoktu.
Geminin kıyafet kuralları aslında o kadar da sıkı değil. Yani kimse sizi burada yazdığı gibi giyinmeye zorlamıyor ama çoğunluk kıyafet kodlarına uyduğu için kalabalık içinde sırıtmamış oluyorsunuz. İlk gün ayrıca "emergency exercise" yani güvenlik tatbikatı vardı. Hepimiz can yeleklerimizi giydik ve toplanma alanına gittik. ETS Tur'un bize bir kıyağı da balkonlu kabin oldu. Gemide iç kabinden çok balkonlu kabin vardı. Biz daha ucuz olduğundan iç kabini tercih etmiştik. Ama gemide boş balkonlu dış kabinler kalmış ki bizi balkonlu kabine yerleştirdiler. Bu da bizim işimize geldi tabii ki. Her sabah kalktığımızda perdelerimizi açtık ve kendimizi başka bir limanda bulduk. Manzarası her gün değişen balkonlu bir odanın keyfini sürdük.
Güvenlik tatbikatından sonra gemiyi gezmeye başladık. Geminin Swarovski taşlarla kaplı bir salonu vardı ve günün bazı saatlerinde burada piyano dinletisi oluyordu. Gemiyi gezdikçe kendimizi kaybettik. İçinde bir sürü kafe, bar ve restoran vardı. Bunların bazılarının da belirli temaları vardı. Gemide ayrıca 2000 kişilik bir tiyatro salonu vardı ve her akşam burada bir gösteri oluyordu. Yemek iki seans halinde yeniyordu ve tiyatrodaki şovlar her akşam iki kere gösteriliyordu. Bu sebeple, bir grup insan yemek yerken diğer grup tiyatro salonunda hergün sergilenen farklı bir şovu izleme şansı buluyordu. Geminin kumarhanesinden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Biz daha çok slot makinelerinde oynadık. Harcadığımız parayı kazandığımızda oynamayı bıraktık. Yani kumarhanede vakit geçirmedik demedik ama ne kazandık ne de kaybettik :)) Gemiyi gezip yemeğimizi yedikten sonra gemideki barlardan birinde birbirinden güzel kokteyllerin keyfini çıkarttık ve Napoli için enerji toplamak amacıyla geceyi çok uzatmadık.
Tur Cenova'da başlayıp Cenova'da bitiyordu. Aslında daha önce Yunan adaları turuna katıldığımızdan gemi turu hakkında bir fikrimiz vardı. Yandaki fotoğrafta ilk günün gemi gazetesini görüyorsunuz. Gemi akşam 5'te limandan ayrılacaktı ve "hava koşulları el verirse" ertesi gün sabah 11'de Napoli'de olmayı planlıyordu. Splendida, Yunan adalarında bindiğimiz gemiden oldukça büyüktü. Bu gemi 18 katlıydı, içinde 25 adet asansör ve farklı büyüklüklerde 5 adet havuz vardı. Gemi 4000 kişilikti ve bunların 1000'ini mürettebat oluşturuyordu. İlk günün kıyafet kodu "informal" dı. İlk günkü gazetede daha çok geminin kuralları anlatılıyordu. Son sayfada kıyafet kodlarıyla ilgili bir bölüm de koymuşlar. "Informal" erkekler için ceket ve kravat, bayanlar için kokteyl elbisesi demekti. Bu akşam kot giymeye izin yoktu.
Geminin kıyafet kuralları aslında o kadar da sıkı değil. Yani kimse sizi burada yazdığı gibi giyinmeye zorlamıyor ama çoğunluk kıyafet kodlarına uyduğu için kalabalık içinde sırıtmamış oluyorsunuz. İlk gün ayrıca "emergency exercise" yani güvenlik tatbikatı vardı. Hepimiz can yeleklerimizi giydik ve toplanma alanına gittik. ETS Tur'un bize bir kıyağı da balkonlu kabin oldu. Gemide iç kabinden çok balkonlu kabin vardı. Biz daha ucuz olduğundan iç kabini tercih etmiştik. Ama gemide boş balkonlu dış kabinler kalmış ki bizi balkonlu kabine yerleştirdiler. Bu da bizim işimize geldi tabii ki. Her sabah kalktığımızda perdelerimizi açtık ve kendimizi başka bir limanda bulduk. Manzarası her gün değişen balkonlu bir odanın keyfini sürdük.
Güvenlik tatbikatından sonra gemiyi gezmeye başladık. Geminin Swarovski taşlarla kaplı bir salonu vardı ve günün bazı saatlerinde burada piyano dinletisi oluyordu. Gemiyi gezdikçe kendimizi kaybettik. İçinde bir sürü kafe, bar ve restoran vardı. Bunların bazılarının da belirli temaları vardı. Gemide ayrıca 2000 kişilik bir tiyatro salonu vardı ve her akşam burada bir gösteri oluyordu. Yemek iki seans halinde yeniyordu ve tiyatrodaki şovlar her akşam iki kere gösteriliyordu. Bu sebeple, bir grup insan yemek yerken diğer grup tiyatro salonunda hergün sergilenen farklı bir şovu izleme şansı buluyordu. Geminin kumarhanesinden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Biz daha çok slot makinelerinde oynadık. Harcadığımız parayı kazandığımızda oynamayı bıraktık. Yani kumarhanede vakit geçirmedik demedik ama ne kazandık ne de kaybettik :)) Gemiyi gezip yemeğimizi yedikten sonra gemideki barlardan birinde birbirinden güzel kokteyllerin keyfini çıkarttık ve Napoli için enerji toplamak amacıyla geceyi çok uzatmadık.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














