İspanya'ya gidip de boğa güreşi izlemeden dönmek olmazdı. Boğa güreşlerini, sürekli haberlerde gösterdiklerinden, hatta çizgi filmlere bile konu ettiklerinden dolayı küçüklüğümden beri merak etmişimdir. Sonunda Sevilla'da bu merakımı giderebildim. Wikitravel'daki Sevilla'da yapılacak şeyler kısımını okuduğumda "boğa güreşi izlemek" hemen dikkatimi çekti ve o an aklıma düştü bu fikir.
Boğa güreşleri açık bir alanda yapıldığından yılın sadece belirli bir dönemi düzenleniyor. Şansımıza biz de bu döneme denk geldik. Mayıs, Temmuz ve Eylül aylarında her pazar saat 19:00'da boğa güreşi izlemek mümkün. Siz gene de gitmeden önce "Plaza de Toros"un internet sayfasından kontrol edin.
Gitmeden önce saati saatine bir plan yapmıştık ama tabiiki planlara uymak her zaman mümkün olmuyor. Boğa güreşine biraz geç kaldık. Telaşla bilet alabileceğimiz bir yer ararken karaborsacılarla karşılaştık. Onların karaborsacı olduğunu fark edemedik tabii önce. Az kalsın onlardan 35 euroluk iki bilet alıyorduk. Sonra bir adam bizi uyardı ve "Plaza de Toros"un içindeki bilet gişesinden 7 euroluk biletlerden aldık. Biletlerin fiyatları yerinize göre değişiyor. Bizimkisi en kötünün bir iyisiydi sanırım :))
Oturma numaralandırması biraz tuhaf olduğundan yerimizi bulmamız biraz zaman aldı. Biz geç kalınca birileri yerimize oturmuş. Onların oturduğu yerin bizim olduğunu anlamamız ve kaldırmamız bile zaman aldı :) Boğa güreşi sadece bizim bildiğimiz gibi kırmızı pelerinli bir adamın boğayı kızdırması değilmiş. Üç bölümden oluşan bir ritüeli var. İlk bölümde matador ve "banderillas" adı verilen yardımcıları bir tarafı pembe, diğer tarafı altın sarısı olan bir pelerinle boğanın davranışlarını, cesaretini ve karakterini tahlil ediyorlar. (Matador kostümleri 17.yy Endülüs kıyafetlerinden esinlenerek tasarlanmış.)
Daha sonra bir atlı çıkıyor ringe. Atın üzerinde "peto" adı verilen, atı boğanın boynuzlarından korumaya yarayan eteğimsi bir giysi var. 1930'lardan önce atların üzerinde bu koruma olmazmış ve bir sürü at bu sebeple telef olmuş. Hatta telef olan at sayısı öldürülen boğa sayısından daha fazla olabiliyormuş. Atın üzerindeki "picador" boğayı yaralıyor. Boğanın yaralandıktan sonra ata karşı olan davranışları matadora boğayla ilgili önemli ipuçları sağlıyormuş.
İkinci bölümde "banderillos" adı verilen matador yardımcıları, boğanın üzerine "banderillas" adı verilen çubukları saplamaya çalışıyorlar. Her ne kadar boğa güreşi izlerken bu bölümleri anlamaya çalışsak da, anlamadığımız yerleri ertesi gün gittiğimiz boğa güreşi müzesinde öğrendik. Daha fazla yaralanan boğa daha da sinirleniyor, öte yandan aldığı yaralardan dolayı da biraz daha zayıf düşüyor.
Son bölümde işte hepimizin aşina olduğu sahne yaşanıyor. Matador, "mulete" adı verilen kırmızı pelerini ve kılıcıyla ringe çıkıyor. Kırmızı rengin boğayı kızdırdığı yanılgısı hepimizde vardır. Halbuki boğalar renk körüymüş. Pelerinlerin kırmızı olmasının asıl sebebi boğanın kanını maskelemekmiş. Matadorun elindeki kılıcı boğanın sırtından doğru tam kalbine saplayıp boğayı tek hamlede öldürmesi gerekiyormuş.
Tabi bunu ancak çok yetenekli matadorlar başarabiliyor. Matador cesaretliyse, boğaya çok yaklaşarak performas sergilediyse ve tek bir kılıç darbesiyle boğayı öldürdüyse, seyirciler beyaz mendil sallamaya başlıyor ve bando matador için çalıyor. Biz izlerken de matadorlardan biri böyle bir performans sergiledi ve herkes mendil salladı. Biz de anlamasak da insanlara uyum sağladık. Eğer boğa çok cesursa o zaman hayatı bağışlanabiliyormuş. Ama 50 yılda sadece iki boğanın hayatı bağışlanmış. Ve kaçınılmaz son. Boğa ringde öldükten sonra atlar gelip boğayı ringten çıkartıyorlar. Atların sadece önlerini görecek şekilde gözleri kapatıldığından aslında neyi taşıdıklarını bilmiyorlar.
Son olarak ringe temizlikçiler giriyor ve ringi bir sonraki boğa güreşi için temizliyorlar. Onların işi bittiğinde ringe bir sonraki boğa giriyor. Her gösteride toplam 6 tane boğa öldürülüyor. Ben boğa güreşi izlemeye herşeyden bi haber gittiğimden en sonunda boğayı öldüreceklerini bilmiyorum ve çok üzüldüm. Tam gösterinin bittiğini düşündüğüm anda bir sonraki boğa ringe çıktı. 5. boğa ringe çıktığında bu vahşete daha fazla dayanamadım. Gösteri bitmeden çıktık. Ben boğaların ringe çıkmadan önce eğitildiklerini düşünürdüm. Halbuki boğa ringe çıktığında matadorla ilk defa karşı karşıya geliyormuş. Boğa güreşini savunanlar ringe çıkmadan önce boğalara 5 yıl çok iyi bakıldığını söylüyorlar. Ringte öldürülen boğaların etleri de daha sonra satılıyormuş. Yani bir bakıma ziyan olmuyor diyebiliriz...
19 Mayıs 2013 Pazar
11 Mayıs 2013 Cumartesi
Sevilla Katedrali
Sevilla Katedrali, Roma'daki San Pietro ve Londra'daki St Paul's katedrallerinden sonra dünyanın üçüncü büyük katedrali. Ama hacim olarak kıyaslandığında dünyanın en büyük katedrali.
Kristof Kolomb'un mezarı Sevilla katedralinin içinde yer alıyor. Küba 1898 yılında İspanya'dan bağımsızlığını kazandığında Kolomb'un kalıtları Havana'dan Sevilla'ya nakledilmiş.
Tavandaki işlemeler o kadar güzel ki tavana bakmak için ayna koymuşlar. Böylece boynunuz ağrımadan tavandaki güzel işlemelere bakabiliyorsunuz.
Katedralde bir de hazine bölümü var. Burada birbirinden güzel ve paha biçilemez mücevherler, taclar, kupalar var.
Büyük cami yerle bir olduktan sonra 1401 yılında yapımına başlanan katedral bir yüzyıl içerisinde tamamlanmış. Yeni yapı, eski caminin temel planı üzerine kurulmuş. Eski caminin abdest musluklarının bulunduğu yerde şimdi katedralin portakal ağaçlı avlusu yer alıyor.
Sevilla'nın en önemli nirengi noktalarından biri olan katedralin ünlü çan kulesi Giralda 1184 yılından kalma ve aslında eski caminin minaresi. Kulenin içinde hafif eğimli 35 adet rampa var. Bu rampa, atların çıkması için tasarlanmış. Bu rampaları çıkıp, 70 metre yüksekliğindeki gözlem platformuna ulaştığınızda, ödül olarak sizi harika bir şehir manzarası karşılayacak.
Kristof Kolomb'un mezarı Sevilla katedralinin içinde yer alıyor. Küba 1898 yılında İspanya'dan bağımsızlığını kazandığında Kolomb'un kalıtları Havana'dan Sevilla'ya nakledilmiş.
Tavandaki işlemeler o kadar güzel ki tavana bakmak için ayna koymuşlar. Böylece boynunuz ağrımadan tavandaki güzel işlemelere bakabiliyorsunuz.
Katedralde bir de hazine bölümü var. Burada birbirinden güzel ve paha biçilemez mücevherler, taclar, kupalar var.
Büyük cami yerle bir olduktan sonra 1401 yılında yapımına başlanan katedral bir yüzyıl içerisinde tamamlanmış. Yeni yapı, eski caminin temel planı üzerine kurulmuş. Eski caminin abdest musluklarının bulunduğu yerde şimdi katedralin portakal ağaçlı avlusu yer alıyor.
Sevilla'nın en önemli nirengi noktalarından biri olan katedralin ünlü çan kulesi Giralda 1184 yılından kalma ve aslında eski caminin minaresi. Kulenin içinde hafif eğimli 35 adet rampa var. Bu rampa, atların çıkması için tasarlanmış. Bu rampaları çıkıp, 70 metre yüksekliğindeki gözlem platformuna ulaştığınızda, ödül olarak sizi harika bir şehir manzarası karşılayacak.
Yer:
Seville, Spain
28 Nisan 2013 Pazar
Elhamra - Generalife
Elhamra surlarının doğu ucundaki Generalife, zakkumlarn ve güllerin açtığı, narin çeşmelerin ve şelalelerin, biçimli servilerin arasından suların fışkırdığı, teraslı güzel bahçelerle çevrili gösterişsiz bir yazlık saray. Burası, ulusal anıt ilan edildiği 1870 yılına kadar yüzyıllarca bakımsız kalmış.
Havanın güzel olduğu bir mayıs günü bu muhteşem bahçeleri gezmek gerçekten de çok keyifli. Gezmeden önce Elhamra ile ilgili okuduğum yazılarda sarayın içindeki en güzel yerin Nasrid sarayları olduğu yazıyordu. Ama ben en çok güzel bahçelerin olduğu Generalife'ı sevdim. Kafamdaki cennet tanımına tam anlamıyla uyan bir yer.
Generalife'tan gördüğümüz Nasrid saraylarının manzarası da gerçekten çok güzeldi.
Bu güzel bahçeleri ben daha fazla anlatmayayım. Bırakayım da fotoğraflar kendileri anlatsınlar...
Elhamra'ya ve Granada'ya Generalife ile veda ediyoruz. Ertesi gün trenle bir sonraki durağımız olan Sevilla'ya doğru yola çıkıyoruz...
Havanın güzel olduğu bir mayıs günü bu muhteşem bahçeleri gezmek gerçekten de çok keyifli. Gezmeden önce Elhamra ile ilgili okuduğum yazılarda sarayın içindeki en güzel yerin Nasrid sarayları olduğu yazıyordu. Ama ben en çok güzel bahçelerin olduğu Generalife'ı sevdim. Kafamdaki cennet tanımına tam anlamıyla uyan bir yer.
Generalife'tan gördüğümüz Nasrid saraylarının manzarası da gerçekten çok güzeldi.
Bu güzel bahçeleri ben daha fazla anlatmayayım. Bırakayım da fotoğraflar kendileri anlatsınlar...
Elhamra'ya ve Granada'ya Generalife ile veda ediyoruz. Ertesi gün trenle bir sonraki durağımız olan Sevilla'ya doğru yola çıkıyoruz...
24 Mart 2013 Pazar
Elhamra - Palacios Nazaries
Saat 16:00'ya yaklaştığında Nasri saraylarının giriş kapısında küçük bir kuyruk oluşmaya başladı. Giriş saati geldiğinde herkesi yavaş yavaş içeri aldılar. Mümkün olduğunca turist gruplarının önüne geçmeye çalıştık çünkü onlara bir kez takılırsanız heryeri o kalabalıkla gezmek zorunda kalıyorsunuz. İçeri girdikten sonra herhangi bir zaman kısıtınız kalmıyor. Sarayları istediğiniz kadar gezebilirsiniz.
İçeriye girdiğiniz anda Elhamra'nın büyüsüne kapılıveriyorsunuz. Bir kaç odadan geçtikten sonra "Patio de los Arrayanes" adı verilen geniş bir avluya çıkıyorsunuz. Buradaki havuzun içinde turuncu süs balıkları yüzüyor. Avlunun iki ucundan da fotoğraf çekmek zorunda hissediyorsunuz kendinizi.
Bu avluya girdikten sonra soldaki kapıdan içeri girerseniz (yandaki fotoğrafta görülen kapı), Sala de la Barca'ya ulaşırsınız. Bu odadan geçtikten sonra ise Salon de Embajadores'e (Büyükelçiler Salonu'na) ulaşıyorsunuz.
Büyükelçiler salonuna açılan pencereler, zamanında kralın tahtının bulunduğu alanı aydınlatmak üzere tasarlanmış. Duvarlar Kuran'dan alıntılarla süslenmiş. Tavanda ise muhteşem bir ahşap işçiliği mevcut. Bu oda ayrıca, Columbus'un kraliçe Isabel ve kral Ferdinand'tan dünyanın yuvarlak olduğunu kanıtlamak amacıyla çıkacağı yolculuk için finansal destek istediği yer.
Büyükelçiler salonundan sonra geldiğimiz yoldan geri dönerek tekrar Court of Myrtles'e çıktık. Buradan sonraki durağımız Patio de los Leones (Aslanlar Avlusu). Biz gezerken avluda tadilat vardı ama en azından bu avluyu görme şansını elde ettik. Avlu adını ortasındaki aslanlı çeşmeden alıyor. Bu avlunun bir kenarından Sala de los Abencerrajes'e giriyorsunuz.
Burayla ilgili efsane şu şekilde: Boabdil'in babası yeni karısından olan çocuğunun kendisinden sonra tahta geçebilmesi için 36 adet akrabasının kellesini kestirmiş. Fakat kralın planı tutmamış ve Boabdil bu katliamdan sağ çıkarak tahta çıkmış. Bu odanın tavanı mükemmel bir geometriye sahip peteklerden oluşuyor. Zamanında bu petekler mavi, kırmızı, kahverengi ve altın rengindeymiş. Ama ne yazıkki bu renkler şimdi yok olmaya yüz tutmuş.
Nasri Saraylarından çıkmadan önceki son durağımız Torre de las Damas (Kızlar Kulesi). Sarayları büyülenmiş bir şekilde ve gözümüz arkada kalarak bırakıyoruz. Güzel bahçeleriyle ünlü Generalife'a doğru yürüyüşümüze başlıyoruz...
| Court of Myrtles (Patio de los Arrayanes) |
| Court of Myrtles (Patio de los Arrayanes) |
Bu avluya girdikten sonra soldaki kapıdan içeri girerseniz (yandaki fotoğrafta görülen kapı), Sala de la Barca'ya ulaşırsınız. Bu odadan geçtikten sonra ise Salon de Embajadores'e (Büyükelçiler Salonu'na) ulaşıyorsunuz.
Büyükelçiler salonuna açılan pencereler, zamanında kralın tahtının bulunduğu alanı aydınlatmak üzere tasarlanmış. Duvarlar Kuran'dan alıntılarla süslenmiş. Tavanda ise muhteşem bir ahşap işçiliği mevcut. Bu oda ayrıca, Columbus'un kraliçe Isabel ve kral Ferdinand'tan dünyanın yuvarlak olduğunu kanıtlamak amacıyla çıkacağı yolculuk için finansal destek istediği yer.
Büyükelçiler salonundan sonra geldiğimiz yoldan geri dönerek tekrar Court of Myrtles'e çıktık. Buradan sonraki durağımız Patio de los Leones (Aslanlar Avlusu). Biz gezerken avluda tadilat vardı ama en azından bu avluyu görme şansını elde ettik. Avlu adını ortasındaki aslanlı çeşmeden alıyor. Bu avlunun bir kenarından Sala de los Abencerrajes'e giriyorsunuz.
Burayla ilgili efsane şu şekilde: Boabdil'in babası yeni karısından olan çocuğunun kendisinden sonra tahta geçebilmesi için 36 adet akrabasının kellesini kestirmiş. Fakat kralın planı tutmamış ve Boabdil bu katliamdan sağ çıkarak tahta çıkmış. Bu odanın tavanı mükemmel bir geometriye sahip peteklerden oluşuyor. Zamanında bu petekler mavi, kırmızı, kahverengi ve altın rengindeymiş. Ama ne yazıkki bu renkler şimdi yok olmaya yüz tutmuş.
Nasri Saraylarından çıkmadan önceki son durağımız Torre de las Damas (Kızlar Kulesi). Sarayları büyülenmiş bir şekilde ve gözümüz arkada kalarak bırakıyoruz. Güzel bahçeleriyle ünlü Generalife'a doğru yürüyüşümüze başlıyoruz...
16 Mart 2013 Cumartesi
Elhamra - Alcabaza
13.yy'dan kalma kuleleriyle Alcabaza (kale), Elhamra'nın en eski bölümü.
Elhamra, Sierra Nevada dağlarının eteklerine kurulmuş. Torre de la Vela (saat kulesi) tepesinden baktığınızda bu dağların karla kaplı zirvelerini görebilirsiniz.
Ayrıca, kulenin üzerinden karşı tepede yer alan Albazin'in muhteşem manzarasının tadını da çıkartabilirsiniz.
Alcabaza'dan sonraki durağımız Elhamra'nın kalbi diyebileceğimiz Nasrid sarayları. Bu kısma geçmeden önce bir yemek molası veriyoruz. Acıkınca dünyayı gözüm görmediğinden, hazırlıklıyız. Yanımızda bir sandviç var. Gelmeden önce de civardaki restoranları araştırmıştık ama buna gerek kalmadı çünkü sarayın içinde envai çeşit içecek ve sandviçlerin olduğu yiyecek makinaları var. Karnımızı doyurup biraz dinlendikten sonra Nasrid saraylarına giriş saatimiz olan 16:00 olmasını bekliyoruz...
Elhamra, Sierra Nevada dağlarının eteklerine kurulmuş. Torre de la Vela (saat kulesi) tepesinden baktığınızda bu dağların karla kaplı zirvelerini görebilirsiniz.
Ayrıca, kulenin üzerinden karşı tepede yer alan Albazin'in muhteşem manzarasının tadını da çıkartabilirsiniz.
Alcabaza'dan sonraki durağımız Elhamra'nın kalbi diyebileceğimiz Nasrid sarayları. Bu kısma geçmeden önce bir yemek molası veriyoruz. Acıkınca dünyayı gözüm görmediğinden, hazırlıklıyız. Yanımızda bir sandviç var. Gelmeden önce de civardaki restoranları araştırmıştık ama buna gerek kalmadı çünkü sarayın içinde envai çeşit içecek ve sandviçlerin olduğu yiyecek makinaları var. Karnımızı doyurup biraz dinlendikten sonra Nasrid saraylarına giriş saatimiz olan 16:00 olmasını bekliyoruz...
9 Mart 2013 Cumartesi
Elhamra - Palacio de Carlos V
Elhambra sarayının içine girdikten sonra uzun bir yürüyüş bizi bekliyor. Çok güzel ağaçların, bahçelerin içinden geçerek ana kısımlara doğru ilerliyoruz. Biz baharda gittiğimizden çok güzel göründü bize bu bahçeler. Elhamra sarayının dört ana kısmından biri olan Palacio de Carlos V'a ulaşıyoruz. 1527 yılında V. Carlos tarafından yaptırılan ve Rönesans mimarisine sahip saray, dışarıdan bakıldığında kare şeklinde.
İçeriye girdiğimizde ise kendimizi iki katlı yuvarlak bir avlunun içerisinde buluyoruz. Bu sarayın içerisinde Elhamra müzesi var. Müzenin ziyaret saatlerine dikkat etmeniz gerekiyor. Biz ilk olarak, kapanmadan bu müzeyi ziyaret ettik. Daha sonra Alcabaza'ya doğru yürüdük...
İçeriye girdiğimizde ise kendimizi iki katlı yuvarlak bir avlunun içerisinde buluyoruz. Bu sarayın içerisinde Elhamra müzesi var. Müzenin ziyaret saatlerine dikkat etmeniz gerekiyor. Biz ilk olarak, kapanmadan bu müzeyi ziyaret ettik. Daha sonra Alcabaza'ya doğru yürüdük...
Yer:
Alhambra, Spain
3 Mart 2013 Pazar
Granada - Elhamra
Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Granada katedraline doğru yola koyulduk. Otelimiz merkeze yakın olduğundan, katedral yürüme mesafesindeydi. Fakat dışarı çıktığımızda bir süprizle karşılaştık. Ana caddede traktörlerin arkasına bağlanmış bir sürü süslü karavan vardı, bu süslü karavanların etrafında da flemenko kıyafetleri giymiş kadınlar...Festival gibi birşey vardı sanırım ama biz pek bişey anlayamadık. Katedrale ulaştık ama içine giremedik. Kapısında öğleden sonra ziyarete açılacağı yazıyordu yanlız bizim öğlenden sonrayı bekleyebilecek kadar vaktimiz yoktu.
Elhamra biletimizi İspanya'ya gelmeden önce internetten satın almıştık ve saat 2'de Elhamra'da olmamız gerekiyordu. O yüzden katedrali sadece dışarıdan görebildik. Katedralin önünde Avrupa'da sıklıkla gördüğümüz değişik kıyafetlere bürünmüş bir adam vardı. Bu adamı diğer sokak göstericilerinden ayıran fark adamın havada durmasıydı. Etrafında bir tur attık, bi iki resim çektirdik, kutusuna para attık ama adamın nasıl havada durduğunu anlayamadık (Ben elindeki bastondan şüpheleniyorum :)). Katedralin hemen yanında bizdeki Kapalı Çarşı'ya benzer küçük bir çarşı var. Bize çok ilginç gelmese de içinde şöyle bir tur attık.
Elhamra, bir önceki gün gittiğimiz Albayzin'nin bulunduğu tepenin tam karşısındaki tepedeydi. Ben yine yokuş yukarı çıkmak istemedim. Asıl planmız katedralin önünden 33 numaralı minübüse binerek Elhamra'ya gitmekti. Yazımın başında da belirttiğim gibi festival tarzı birşey vardı ve bütün yollar kapalıydı (bkz. yolun ortasında atın üstünde bira içen adam). İş ayaklara düştü ve tepeye yürüyerek çıkmak zorunda kaldık. Aslında katedral - Elhamra arası mesafe uzun değil ama yokuş yukarı olduğu için insanı biraz yoruyor.
Endülüs gezimizin en önemli etabına gelmiştik. Daha önce de anlattığım gibi Elhamra sarayı bu geziye çıkmamızın asıl sebebiydi. Tabiiki başka birsürü daha sebep vardı. Bir önceki tatilmizde gezdiğimiz İspanyol şehirlerinden, kültüründen ve yemeklerinden çok etkilenmiştik. Ayrıca, İspanya'nın güney bölgesi olan, bir zamanlar Müslümanların egemenlik sürdüğü Endülüs'ü de çok merak ediyorduk. Her neyse, internetten yaptığım araştırmalar sonucunda Elhamra giriş biletini önceden almamız gerektiğini fark ettim. Çünkü "Nasrid Palaces" denilen asıl kısma, gün içerisinde sadece belirli sayıdaki insanı kabul ediyorlar. Biletlerle ilgili bilgiyi http://www.alhambradegranada.org/en/info/ticketsale.asp sayfasında bulabilirsiniz. Birden fazla bilet seçeneği var. "General Daytime Visit", Alcazaba, Charles V Palace, the Nasrid Palaces, the Generalife, the Mosque baths and Gardens kısımlarını kapsıyor. Ayrıca bu biletle, normalde ziyarete açık olmayan ve her ay belirlenen özel bir bölgeyi de gezebiliyorsunuz. Bu biletin fiyatı 13 euro. İsterseniz sadece General life ve Alcabaza'yı gezebileceğiniz 7 euro'luk bir bilet de var. Ama "Nasrid Palaces" kısmını görmeden Elhamra'yı gördüm diyemezsiniz.
Başka bir bilet türünde isterseniz sadece "Nasrid Palaces" kısmını yada sadece bahçeleri sırasıyla 8 ve 5 euro'ya gezebilirsiniz. Rehberli turlar için ise ayrı bir bilet türü var. Son olarak, "Blue Circular Pass" diye 15 euro'luk bir bilet var. Bu biletle akşam "Nasrid Palaces" kısmını, ertesi gün içinde bahçeleri geziyorsunuz. Biliyorum bu kadar fazla çeşit insanın kafasını karıştırıyor. Elhamra çok fazla turist çeken biryer olduğundan, biletleri çeşitlendirerek kalabalığı önlemeye çalışıyorlar. Biz işimizi şansa bırakmayıp, iki ay öncesinden internet üzerinden, genel gün içindeki ziyareti içeren bileti aldık.
Bu bileti alırsanız, iki opsiyonunuz var: sabah seansı yada öğleden sonra seansı. Sabah seansı 8:00 - 14:00 arasında, öğleden sonra seansı ise 14:00 - 18:00 arasında. Biz sabahın köründe kalkıp gezmek istemediğimizden öğleden sonra seansını tercih ettik. Bu bileti alırken size "Nasdrid Palaces" kısmını ne zaman gezeceğinizi soruyor. Elhamra'yı aslında 4 bölüme ayırabiliriz: 1. Charles V's Palace, 2. Alcabaza, 3. Nasrid Palaces, 4. Generallife Gardens. Bu dört bölgeyi istediğiniz sıralamada gezebilirsiniz. Ama hangi sırada gezeceğinize önceden karar vermelisiniz ki "Nasrid Palaces" kısmını ne zaman gezeceğinizi bilet alırken seçebilin. Bu kısma her yarım saatte bir ziyaretçi alıyorlar. Ama içeri girdikten sonra size ziyaret saatiniz doldu çıkın diyen olmuyor. Her neyse, biz yukarıda söylediğim sırada ve "Nasrid Palaces" kısmını 16:00'da gezmeye karar verdik. Gişelere gidip internet biletimizi bastırdık. İçeriye tam 2'de almaya başlıyorlar. Sarayın asıl gezilecek bölgesine gitmek için uzun bir yürüyüş yapmanız gerekiyor (etrafınıza bakarak yavaş yürürseniz 15-20 dakika). Devamı haftaya...
Elhamra biletimizi İspanya'ya gelmeden önce internetten satın almıştık ve saat 2'de Elhamra'da olmamız gerekiyordu. O yüzden katedrali sadece dışarıdan görebildik. Katedralin önünde Avrupa'da sıklıkla gördüğümüz değişik kıyafetlere bürünmüş bir adam vardı. Bu adamı diğer sokak göstericilerinden ayıran fark adamın havada durmasıydı. Etrafında bir tur attık, bi iki resim çektirdik, kutusuna para attık ama adamın nasıl havada durduğunu anlayamadık (Ben elindeki bastondan şüpheleniyorum :)). Katedralin hemen yanında bizdeki Kapalı Çarşı'ya benzer küçük bir çarşı var. Bize çok ilginç gelmese de içinde şöyle bir tur attık.
Elhamra, bir önceki gün gittiğimiz Albayzin'nin bulunduğu tepenin tam karşısındaki tepedeydi. Ben yine yokuş yukarı çıkmak istemedim. Asıl planmız katedralin önünden 33 numaralı minübüse binerek Elhamra'ya gitmekti. Yazımın başında da belirttiğim gibi festival tarzı birşey vardı ve bütün yollar kapalıydı (bkz. yolun ortasında atın üstünde bira içen adam). İş ayaklara düştü ve tepeye yürüyerek çıkmak zorunda kaldık. Aslında katedral - Elhamra arası mesafe uzun değil ama yokuş yukarı olduğu için insanı biraz yoruyor.
Endülüs gezimizin en önemli etabına gelmiştik. Daha önce de anlattığım gibi Elhamra sarayı bu geziye çıkmamızın asıl sebebiydi. Tabiiki başka birsürü daha sebep vardı. Bir önceki tatilmizde gezdiğimiz İspanyol şehirlerinden, kültüründen ve yemeklerinden çok etkilenmiştik. Ayrıca, İspanya'nın güney bölgesi olan, bir zamanlar Müslümanların egemenlik sürdüğü Endülüs'ü de çok merak ediyorduk. Her neyse, internetten yaptığım araştırmalar sonucunda Elhamra giriş biletini önceden almamız gerektiğini fark ettim. Çünkü "Nasrid Palaces" denilen asıl kısma, gün içerisinde sadece belirli sayıdaki insanı kabul ediyorlar. Biletlerle ilgili bilgiyi http://www.alhambradegranada.org/en/info/ticketsale.asp sayfasında bulabilirsiniz. Birden fazla bilet seçeneği var. "General Daytime Visit", Alcazaba, Charles V Palace, the Nasrid Palaces, the Generalife, the Mosque baths and Gardens kısımlarını kapsıyor. Ayrıca bu biletle, normalde ziyarete açık olmayan ve her ay belirlenen özel bir bölgeyi de gezebiliyorsunuz. Bu biletin fiyatı 13 euro. İsterseniz sadece General life ve Alcabaza'yı gezebileceğiniz 7 euro'luk bir bilet de var. Ama "Nasrid Palaces" kısmını görmeden Elhamra'yı gördüm diyemezsiniz.
Başka bir bilet türünde isterseniz sadece "Nasrid Palaces" kısmını yada sadece bahçeleri sırasıyla 8 ve 5 euro'ya gezebilirsiniz. Rehberli turlar için ise ayrı bir bilet türü var. Son olarak, "Blue Circular Pass" diye 15 euro'luk bir bilet var. Bu biletle akşam "Nasrid Palaces" kısmını, ertesi gün içinde bahçeleri geziyorsunuz. Biliyorum bu kadar fazla çeşit insanın kafasını karıştırıyor. Elhamra çok fazla turist çeken biryer olduğundan, biletleri çeşitlendirerek kalabalığı önlemeye çalışıyorlar. Biz işimizi şansa bırakmayıp, iki ay öncesinden internet üzerinden, genel gün içindeki ziyareti içeren bileti aldık.
Bu bileti alırsanız, iki opsiyonunuz var: sabah seansı yada öğleden sonra seansı. Sabah seansı 8:00 - 14:00 arasında, öğleden sonra seansı ise 14:00 - 18:00 arasında. Biz sabahın köründe kalkıp gezmek istemediğimizden öğleden sonra seansını tercih ettik. Bu bileti alırken size "Nasdrid Palaces" kısmını ne zaman gezeceğinizi soruyor. Elhamra'yı aslında 4 bölüme ayırabiliriz: 1. Charles V's Palace, 2. Alcabaza, 3. Nasrid Palaces, 4. Generallife Gardens. Bu dört bölgeyi istediğiniz sıralamada gezebilirsiniz. Ama hangi sırada gezeceğinize önceden karar vermelisiniz ki "Nasrid Palaces" kısmını ne zaman gezeceğinizi bilet alırken seçebilin. Bu kısma her yarım saatte bir ziyaretçi alıyorlar. Ama içeri girdikten sonra size ziyaret saatiniz doldu çıkın diyen olmuyor. Her neyse, biz yukarıda söylediğim sırada ve "Nasrid Palaces" kısmını 16:00'da gezmeye karar verdik. Gişelere gidip internet biletimizi bastırdık. İçeriye tam 2'de almaya başlıyorlar. Sarayın asıl gezilecek bölgesine gitmek için uzun bir yürüyüş yapmanız gerekiyor (etrafınıza bakarak yavaş yürürseniz 15-20 dakika). Devamı haftaya...
Yer:
Granada, Spain
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)