29 Ocak 2012 Pazar

Venedik

Bütün gün Pisa'da gezdiğimiz için Venedik'e vardığımızda akşam olmuştu ve bizi bir süpriz bekliyordu. Yer ayırttığımız hostelin Venedik'te değil de Veneto'da olduğunu öğrendik.  Akşam olmuştu, acıkmıştık ve Venedik'i görmek için sabırsızlanıyorduk. Hostel'den elimize bir harita tutuşturdular. Venedik'e gidebilmemiz için binmemiz gereken otobüsün duraklarını gösteriyordu. Hostelin yeri tam anlamıyla bir "suburban"daydı. Etrafta bir yada iki katlı evler ve birbirini düzgün bir şekilde dik kesen sokaklar vardı. Otobüse binmek için bilet almamız gerekiyordu. Elbetteki hostelden aldığımız haritada bilet satılan yerin de tarifi vardı. Fakat ufak bir sorun daha vardı. Market ve otobüs durakları ters istikametlerdeydi. Otobüs yirmi dakikada bir geliyordu ve sıradaki otobüsü yakalamak için fazla vaktimiz yoktu. Böylece benim sevgili eşim beni yormamak için koşarak bilet almaya gitti. Sonra da otobüsü yakalamak için durağa koştuk. Kaldığımız yerden Venedik'e gitmek yaklaşık yirmi dakika sürüyordu. Venedikte kanal üzerinde seyahat edebilmemiz için iki gün geçerli vapuretti biletlerimizi aldık. Okuduğumuz turist rehberinde 1 numaralı vapurettiyi kullanmamızı tavsiye ediyordu, böylece Venedik'i vapuretti ile gezmiş olacaktık ve 1 numaralı vapurettiyi beklemeye başladık. O sırada 2 numaralı vapuretti geldi fakat biz binmedik. Daha sonra yaşayarak öğrendikki 1 numaralı vapuretti bütün duraklara uğrayarak giderken, 2 numaralı olan ekspres gibi sadece belirli duraklara uğrayarak gidiyormuş. Bizim yemek yemek için gitmek istediğimiz yer San Marco meydanıydı ve iki vapurettinin de son durağı idi. Yani ikisi de o durakta duruyordu. Özetle, 20 dakikada gideceğimiz yolu yaklaşık 1 saatte gittik.

San Marco meydanına vardığımızda saat geç olmuştu ve etrafta pek kimse kalmamıştı. Yemek yiyebileceğimiz açık bi yer bulmak bile problem oldu. Neyse ki açık bi yer bulduk ve karnımızı doyurduk. San Marco meydanıyla ilgili beni en çok etkileyen şey müzikti. Meydandaki kafelerde küçük çaptaki orkestralar çok güzel parçalar çalıyorlardı. Her nekadar meydan büyük olsa da farklı kafelerdeki orkestralar aynı anda çaldığında gürültü oluyor. Böylece meydandaki kafeler bir sistematik geliştirmişler. Biri çalmaya başladığında diğeri mola veriyor ve meydanda gürültü olmuyor. San Marco meydanını terk etmek istememize rağmen saat geç olmuştu ve hostele dönmek zorundaydık. Dönüşte aynı hatayı ikinci kez yapmadık ve 2 numaralı vapurettiyi kullandık :)
Ertesi sabah ilk iş yine kendimizi Venedik'e attık. Venedik gerçekten abarttıkları kadar müthiş bir yer. Akşam vapurettiyle seyahati denediğimizden, sabah Venedik'i, sokaklarını arşınlayarak keşfetmeye karar verdik. Bütün sokaklar birbirinden güzel. Ben biraz sanata meraklı olduğumdan Gallerie dell'Accademia di Venezia'yı görülecekler listesine eklemiştim. Aşağıda gördüğünüz müze bileti üzerindeki resim, galeride özellikle görmek istediklerimden biriydi. Resmin adı "Fırtına" ve Giorgione tarafından 1508 dolaylarında yapılmış. Bu resimde ilgimi çeken aslında herşeyin çok normal görünmesi fakat incelediğinizde tuhaflıkları fark ediyorsunuz.
Arkadaki şehir manzarasının üstünde çakan şimşekleri görüyorsunuz. Bu manzaranın önünde, çalılıkların arasında yarı çıplak bir şekilde bebeğini emziren bir kadın var. Sanki bulunduğu durum çok normal birşeymiş gibi resimden bize doğru bakıyor. Resmin sol alt köşesinde bir genç bir adam var. Elindeki sopaya bakılırsa çoban olabilir. Adam da kadına sanki durum çok normalmiş gibi bakıyor. Peki bu adam çobansa sürü nerde? :)) "Fırtına"nın neyi betimlediği konusunda kesinlik yok. Gombrich'in dediğine göre bu resmi sanattaki en mükemmel yaratılardan biri yapan şey, heryere nüfuz etmiş ışık ve hava. Bu ışık, fırtınanın tuhaf ışığı. Giorgione, kendisinden önce gelenler ve çağdaşları gibi önce nesneleri ve kişileri çizip onları bir mekana yerleştirmiyor. Doğayı, toprağı ağaçları, ışığı, havayı, bulutları, kentleri köprüleriyle insanları bir bütün olarak düşünüyor. Herneyse bu kadar sanata boğulmak beni sıkmasa da sizi sıkabilir tabi.



Venedik'te en çok para kazanan insanların gondolcular olduğunu biliyor muydunuz? Küçük bir tur için 100 euro gibi bir para istiyorlar. Biz sadece iki kişi olduğumuz için bu parayı vermeye kıyamadık açıkçası. Dört kişi olsaydık gondolla kısa bir tur yapabilirdik belki :)) Herneyse bizim kanaldaki ulaşım aracımız gondollardan daha hızlı olan vapurettilerdi. Biz de vapurettiyle idare ettik :))





Venedik'te görülmesi gereken bir başka yer ise, Rialto köprüsü (Ponte di Rialto). Bu köprü üzerinde de Floransa'daki gibi mağazalar bulunmakta. Sokaklar arasında gezerken kendimizi başladığımız yerde bulduk. Yürüyerek tekrar vapurettilerin ilk durağına gelmiştik. Bu sefer yine vapurettiyi kullanmaktansa yürümeyi tercih ettik. Yürürken, aslında ilk durak ile San Marco meydanı arasının o kadar da uzak olmadığını fark ettik. Mağazaların olduğu sokakları ve kalabalığı takip ederseniz haritaya bile ihtiyacınız yok, en kestirmeden San Marco meydanına ulaşırsınız :))


Maskeler, Venedikte çok sıklıkla karşılaştığınız şeylerden biri. Venedik karnavalı genellikle Şubat - Mart aylarında Paskalya döneminden 40 gün önce başlar ve "Krep Günü"nde (shrove tuesday) biter. Karnaval yaklaşık birbuçuk hafta sürer ve başlangıç günü Paskalya'yla alakalı olduğundan hersene farklı günlere denk gelir. Venedik'e elbetteki tekrar gitmek ve mümkünse bu sefer Venedik'in içindeki bir otelde kalmayı çok istiyorum. İkinci kez gitmek için de karnaval zamanının en uygun zaman olduğunu düşünüyorum :)) Venedik'i karnaval zamanında görmek için sabırsızlanıyorum...

8 Ocak 2012 Pazar

Pisa

Küçükken Pisa kulesinin "Pizza kulesi" şeklinde yazıldığını ve içinde pizza restoranlarının olduğunu sanırdım. Ne de olsa İtalya, pizzasıyla ünlü bir ülkeydi :) Pisa kulesinin sadece bir çan kulesi olduğunu öğrendiğimde çok büyük hayal kırıklığına uğramıştım. Aslında Pisa kulesi, Pisa'da bulunan katedralin çan kulesi. Gitmeden önce Pisa ve kuleyle ilgili çok fazla araştırma yapmadığımızdan, Pisa kulesinin bulunduğu meydana girip yandaki fotoğraftaki manzarayı gördüğümde çok şaşırmıştım.


Burası belki sadece eğik kulesiyle ünlü fakat, katedral ve vaftizhane de görülmeye değer. Bu meydana girdiğinizde fark ediyorsunuz ki yapıların hepsi sanki birbirini tamamlıyor. Yemyeşil çimler üzerine yayılmış mermer yapılar... Burayla ilgili uyuz olduğum tek şey turistler. Bütün turistler fotoğraf makinasına Pisa kulesini tutarmışçasına poz vermeye bayılıyorlar...

8 Kasım 2011 Salı

Boboli Bahçeleri



Boboli Bahçelerine girmemize sebep olan şey yandaki fotoğrafta görülen Grotta del Buontalenti yani Buontalenti Mağarası'ydı. Dışarıdan o kadar ilgi çekici görünüyordu ki biz de uzaktan fotoğrafını çekmeye çalıştık fakat bir görevli gelip dışarıdan fotoğraf çekemeyeceğimizi söyledi. Aslında bilet alıp içeri girme gibi bir niyetimiz yoktu fakat görevli kadının tepkisine o kadar sinirlendim ki bilet alıp içeri girdik.






İyiki de girmişiz çünkü Boboli Bahçeleri mutlak gezilmesi gereken bir yer. Boboli Bahçeleri, Medici'nin hanımı Eleonora di Teleodo için tasarlanmış ve Pitti Sarayı'nın arkasında yer alıyor. Sarayı ve bahçeleri gezmek için ayrı ayrı bilet almanız gerekiyor. Biz sadece bahçeleri gezmek için bilet aldık. Park, 16. ve 17.yüzyıla ait heykel koleksiyonuna ve bazı antik Roma eserlerine ev sahipliği yapıyor.

Pitti sarayı aslında ihtiraslı bir banker olan Luca Pitti için yapılmış ve yaklaşık yüz yıl sonra ünlü Medici ailesi tarafından satın alınmış. Saray şuanda bir sanat galerisi olarak kullanılıyor.


7 Kasım 2011 Pazartesi

Arno nehri ve Ponte Vecchio

 Arno nehri Floransa şehir merkezinin ortasından geçer diyebiliriz. Nehir üzerinde iki komşusu Ponte Santa Trinita ve Ponte alle Grazie ile birlikte Ponte Vecchio yer alır. Ponte, İtalyanca'da köprü demek. Bildiğimiz köprülerin aksine, bu köprünün üzerinde, fotoğraftan da görüldüğü gibi, çeşitli mağazalar var. Köprünün başka bir ilginç özelliği ise üst kısımında özel bir geçit olması. Bu geçit Palazzo Vecchio'yu Palazzo Pitti'ye bağlıyor. Bu koridor Büyük Dük Cosimo I de' Medici'nin isteği üzerine 1564'te yaptırılmış. Dük halk içinde dolaşırken can güvenliğinden endişe duyduğu için Dük'ün ikametgahı ile hükümet binası arasına bu koridor inşa edilmiş. Ponte Vecchio üzerinde daha önce kasap dükkanları varmış. Fakat Dük geçiti kullanırken kokudan rahatsız olduğu için bu dükkanlar taşınmış ve bunların yerine şuanda da bulunan kuyumcu ve benzeri dükkanlar açılmış.

6 Kasım 2011 Pazar

Uffizi

Uffizi Galerisi, Floransa'da eski bir müze. Bu müze, Avrupa'nın en eski ve ünlü müzelerinden biri. Müze giriş fiyatı yüksek olduğundan, biz dışardan binaya bakmakla yetindik. Yandaki fotoğrafta Uffizi Galerisi'nin iki kanadı görünüyor. Bu iki kanadın arasındaki dar avlu, küçük bir sokak havası yaratıyor. Bu avlunun bir ucu daha önce bahsettiğim Palazzo Vecchio'ya bakıyor, diğer ucu ise Arno nehrine. Bu fotoğrafta Arno nehrine bakan ucunu görüyoruz.



Bu avlunun her iki kenarında da ünlü İtalyanların heykelleri var. Benim önünde durduğum Leonardo da Vinci'nin heykeli.

24 Ekim 2011 Pazartesi

Piazza della Signoria

Bu meydan, Floransa'nın ana meydanlarından biri. Yandaki fotoğrafta görülen Palazzo Vecchio belediye binası olarak kullanılıyor. Palazzo Vecchio'nun önünde bir sürü heykel var. Bunlardan en ünlüsü Michelangelo'nun David (Davut) heykelinin bir kopyası. Bu heykelin orijinalini Floransa'daki Galleria dell' Accademia'da görebilirsiniz.







Fontana del Nettuno yani Neptün çeşmesi bu meydanda yer almakta. Neptün Havuzunun ortasında mermerden yapılmış Deniz Tanrısı Neptün'ün heykeli, mermer atlar ve etrafında deniz kızları ve erkek deniz tanrıları var.
Meydanın bir kenarında bulunan Loggia dei Lanzi bir açıkhava müzesi gibi. Yandaki fotoğrafta Giambologna'nın "The Rape of the Sabine Women" heykelini görebilirsiniz. Loggia dei Lanzi'deki heykeller arasında beni en çok etkileyeni bu oldu. Heykellerin yüzlerinden ve vücutlarından o anki duygularını hissedebiliyorsunuz. Heykeller canlı gibi, çok gerçekçi bir his uyandırıyor insanda.
Yandaki fotoğrafta yine Loggia dei Lanzi'de bulunan Giambologna'nın yaptığı başka bir heykeli görüyorsunuz. Bu heykelin adı "Hercules beating the Centaur Nessus". Heykellerin vücutlarındaki kıvrımlar ve hareket insanı büyülüyor. 
Yandaki fotoğrafta, Loggia dei Lanzi'deki etkileyici başka bir heykeli görüyorsunuz. Bu heykelin adı Perseus With the Head of Medusa ve Benvenuto Cellini tarafından yapılmış.


16 Ekim 2011 Pazar

Basilica di Santa Maria del Fiore

Basilica di Santa Maria del Fiore, diğer bir adıyla Floransa Katedrali, Floransa'nın sembollerinden biri. Yandaki fotoğrafta görülen Katedral, vaftizhane ve Giotto'nun kulesini de içeriyor. Bu üç yapı, UNESCO'nun dünya mirası listesine girmiş. Pazar günü gittiğimiz için neyazıkki katedralin içine giremedik.


Katedralin hemen önündeki Vaftizhane'nin bronz kapıları gerçekten görülmeye değer. Yanda görülen kapının ismi Gates of Paradise (Cennetin Kapıları). Andrea Pisano tarafından tasarlanmış ve Venedikli Leonardo d'Avanzano tarafından yapılmış. Kapının tamamlanması 6 yılı almış.