16 Nisan 2011 Cumartesi

İspanyol Merdivenleri

Piazza della Repubblica'dan sonra İspanyol merdivenlerini görmeye gidebilirsiniz. Via XX Settembre'den Via delle Quattro Fontane'ye çıkın. Yol üzerinde önce dörtlü bir çeşme (San Carlo Quattro Fontane), devam ettiğinizde ortasında çeşme olan bir meydan göreceksiniz (Fontana del Tritone). Buralarda fotoğraf molası verebilirsiniz. Ama asıl durağımız Via Sistina'dan Trinita dei Monti'ye ulaşmak. İspanyol merdivenlerine tarif ettiğim yoldan giderseniz, klisenin olduğu, merdivenlerin üst kısmında bulursunuz kendinizi. Böylece klisenin içini gezebilir, Vatikan manzarasını izleyebilir, merdivenlerdeki kalabalığa yukarıdan bir bakış atabilirsiniz. Merdivenler tembellik yapmak için mükemmel. Meydanın ve merdivenlerin ismi, merdivenlerin başındaki İspanyol Büyükelçiliğinden gelmiş. Meydanın etrafında gerçek İtalyan pizzası ve makarnası yiyebileceğiniz güzel restorantlar mevcut. Biraz ara sokaklara dalmak lazım tabi. Ayrıca Roma dondurması yani "Gelato" da yiyebilirsiniz. Sabahları kruvasan, ikindin İtalyan pizzası yada makarnası yedikten sonra dondurmaya pek yer kalmıyordu ama birkaç kere o güzel dondurmanın tadına bakma şansımız oldu. Siz de kaçırmayın derim...

14 Nisan 2011 Perşembe

Piazza della Repubblica

Hostel'deki Türk görevlinin bize verdiği harita olmasa Roma'yı gezmeye nereden başlayacağımızı bilemezdik. Bize verdiği haritayı scan edemeyeceğim ama daha iyisini yapabilirim. Söylediğim haritayı bu adresten bulabilirsiniz: http://www.romaturismo.it/ 
Tren yolculuğunun ardından, hostelde biraz dinlendikten sonra, gezimize kaldığımız hostele en yakın olan yerle başladık: Piazza della Repubblica.

Bu meydanda, yandaki fotoğrafta görülen, Santa Maria degli Angeli e dei Martiri basilikası var. Anlamı, St. Maria'nın melekleri ve şehitleri demek sanırım. Bu basilika Diocletian hamamlarının içine kurulmuş. Michelangelo,1563 to 1564 yılları arasında hamam yıkıntılarını bir kliseye dönüştürmüş. Açıkçası bu basilikaya Michelangelo'nun elinin deydiği çok belli oluyor. Pope Clement XI, bu basilikaya bir meridyen çizgisi çizdirmiş ve bu çizgi bir nevi güneş saati olarak kullanılmış (daha ayrıntılı bilgi için: http://en.wikipedia.org/wiki/Santa_Maria_degli_Angeli_e_dei_Martiri)

3 Nisan 2011 Pazar

Roma

Ucuz uçak şirketinden aldığımız biletle İstanbul Sabiha Gökçen havalimanından Milano'nun küçük havaalanlarından biri olan Bergamo havalimanına indik. Bergamo havalimanından Bergamo tren istasyonuna gittik. Tren biletlerinin saatlarine trenitalia'nın sayfasından (http://www.trenitalia.com/) bakmıştık zaten daha önce. İtalya'ya gitmeden önce Raytur'dan interrail bileti almıştık. Fazla işe yaradığını söyleyemeyeceğim çünkü bu bilet sadece ayakta seyahat etmenize olanak veriyor. Koltuk satınalmak için ekstra para ödemeniz gerekiyor. Ayrıca interrail bileti kendisi de zaten yeterince pahalı. İtalya gezisi sonrası kabaca bir hesap yaptığımızda, interrail biletine ödediğimiz parayı, koltuk almak yada eurostar trenlerini kullanabilmek için ödediğimiz ekstra paralarla topladığımızda, interrail bileti almadığımız taktirde ödeyeceğimiz paraya eşit çıktı. Yani interrail bileti almak hiçbir fayda sağlamıyor. Hatta bi keresinde ekstra para vermekten bıkıp bilet satan kadına bağırdığımı hatırlıyorum. Neyseki müstakbel eşim beni sakinleştirdi.
Milano'dan Roma'ya giden tren için koltuk satınaldıktan sonra karnımız acıktığı için tren istasyonunun karşısındaki McDonalds'a gittik. Yabancı bir ülkeye geldiğimizi işte o zaman fark ettim. İtalya gezisi için o kadar çok plan yapmıştım ki hatta çıkan birsürü aksilikten sonra biara gidemeyeceğimizi düşünmeye başlamıştım. Planlama sürecinde biraz yıprandık ama McDonalds'a girip sipariş vermeye çalışırken o kadar heyecanlandım ki sanki bütün emeklerime değmiş gibi geldi o an. İşte sonunda başarmıştık, o kadar aksilikten sonra İtalya'ya gelmeyi başarmıştık ve herşey yolunda gidiyordu.
Trenle önce Milano'ya geçtik. Ordan Roma'ya giden trene bindik. Bütün geceyi yolda geçirdik. Roma'ya geldiğimizde hostelbookers'tan (http://www.hostelbookers.com/) ayarladığımız hostel'e gittik. Hostelbookers oldukça iyi bir sayfa. Hostelbookers'dan herhangi bir hostelde yer ayırtıp kaldıktan sonra tatil dönüşü hostelbookers sizden kaldığınız hosteli oylamanızı istiyor. Farklı kriterlere göre oy veriyorsunuz: temizlik, hostelin yeri, çalışanlar, o paraya değer mi vs. vs. Bu sebeple hostelbookers'tan seçtiğiniz hostele gönül rahatlığıyla güvenebilirsiniz. Biz Venedik'te yaşadığımız ufak bir sorun dışında kaldığımız herhangi bir hostelde bir problemle karşılaşmadık. Puanları yüksek olan hostellerin fiyatları da bi o kadar yüksek oluyor tabi orası da ayrı bi konu. Bu sebeple, bütçenize ve beklentilerinize uygun bir hostel seçmelisiniz.
Roma'da kaldığımız hostel (Rossana Guest House) tren istasyonuna oldukça yakındı. Sabah çok erken saatte trenden indik. Hostelin bulunduğu apartmanın önüne geldiğimizde kimseyi bulamazsak aramamız için bırakılan numarayı aradık. İtalya'ya geldiğimizden beri İtalyanların İngilizcelerini anlamakta zorluk çekiyorduk. Müstakbel eşime telefondaki adamın İngilizcesinin anlaşılır olup olmadığını sorduğumda bana oldukça anlaşılır olduğunu söyledi. Kapının önünde beklerken bir adam bize doğru geldi ve iyi bayramlar dedi. O an neye uğradığımızı şaşırdık. Oraya gittiğimiz ilk gün bayrama denk geliyordu ve karşımızdaki bir Türk'tü. Meğer farkında olmadan görevlisi Türk olan bir hostele kayıt yaptırmışız. Türk görevli bize çok yardımcı oldu. Yol yordam öğretti diyebiliriz. Daha önce gelmediğimiz bir ülkede güzel bir başlangıç yapmamızı sağladı. Kahvaltı için yakınlardaki bir patisserie'ye gittik. Türk görevli, İtalyanlar öyle bizim gibi peynir zeytin yemezler kahvaltıda dedi. Onlar kruvasan ve kahveyle yapıyorlarmış kahvaltılarını. İtalya'da yediğimiz kruvasanların ve sabahları içtiğimiz cappucino'nun tadını başka hiçbiyerde bulamadık.
Kahvaltıdan sonra odaya çıktık. Bütün geceyi trende geçirdiğimiz için gezmeye başlamadan önce biraz uyuduk. Ve Roma tatilimize başladık...

2 Nisan 2011 Cumartesi

İtalya gezisi

Aslında İtalya'yı gezme fikri çok farklı birşekilde başlamıştı, çok farklı bir şekilde bitti... Herşey İtalya'ya ucuz uçak bileti bulmamızla başladı. 5 euro'ya dönüş bileti bulunca dayanamadık aldık. Vergilerle birlikte dönüş bileti 25 euro'ya geliyodu. Ucuz etin yahnisi misali bizim dönüş uçağı 2 gün rötar yaptı. Neyseki bu haberi öğrendiğimizde henüz Türkiye'deydik. Biz planımızı iki gün daha uzun kalacak şekilde uzattık fakat bazı arkadaşlara bu uzama uymadığı için onlar biletlerini başka tarihleri kapsayacak şekilde değiştirttiler. Şimdi araştırdığıma göre zaten o charter hava yolu şirketi iflas ettiği için kapanmış. Hatta okuduğum bir habere göre bazı yolcuları da madur etmiş (bkz: http://www.turizmtatilseyahat.com/myair-ucuslari-durduruldu-turk-yolcular-italyada-mahsur-kaldi.htm)

Böylece başlıktaki two-turtles-ontheway macerası başlamış oldu...

6 Şubat 2011 Pazar

abschluss

Kurs bitmesine yakın bütün kursiyerlerle birlikte Münih'teki gece klüplerinden birine gittik. Çok eğlenceli bir gece geçirdik. Kalabalık olduğumuz için başımıza pek bişey gelmedi. Sarkan falan olmadı yani. Mekan oldukça büyüktü farklı bölümlerden oluşuyordu. Her bölümde farklı konseptte birşeyler vardı. Elimdeki broşürde yazan internet adresine girmeye çalıştığımda karşıma başka bir klüp çıktı. Sanırım klübün adı değişmiş. E tabi aradan neredeyse 5 buçuk sene geçti. Mekanın yeni ismi Klangwelt sanırım.

Münih ve çevresiyle ilgili anlatacaklarım bu kadar. Bir sonraki macerada görüşmek üzere :))






30 Ocak 2011 Pazar

Salzburg

Salzburg Mozart'ın şehri olarak biliniyor. Mozart'ın evi müze olarak hizmet veriyor. Biz paramıza kıyamadığımız için girmedik ama müzenin hediyelik dükkanında şöyle bir gezindik. Yandaki fotoğrafta görünen ve eski şehir olarak bilinen yer barok stilinde binalarla dolu. Bu kısım UNESCO'nun dünya mirası listesinde yer alıyor. Yandaki fotoğraf Mönchs dağından çekilmiş. Yukarıdaki kaleye hafif raylı bir sistemle çıkmak mümkün. Biz yürüye yürüye çıktık para vermemek için gene :)) Yürüye yürüye de indik.
Sonuç olarak Salzburg havası solunması gereken güzel bir şehir. Özellikle benim gibi klasik müzikten hoşlanan bir Barok dönem hayranıysanız...

22 Ocak 2011 Cumartesi

Herrenchiemsee

Dil okulu için Münih'te bulunduğumuz haftasonlarından birinde bir kaç arkadaş etrafı gezmeye karar verdik. Toplu halde gezmemizin sebebi tren biletinin 5 kişilik alındığı taktirde oldukça ucuza gelmesi. Bizim gibi dil kursuna gelen farklı ülkelerden insanlarla sayımızı 10'a tamamladık ve yolculuğa çıktık.
Amacımız trenle Münih'ten Salzburg'a gitmekti. Yol üzerinde bulunan Prien'e uğrayarak Ludwig'in yaptırdığı saraylardan son olarak anlatacağım olan Herrenchiemsee'i gördük. Schloss Herrenchiemsee, ismini aldığı Chimsee gölünün ortasındaki bir adaya yapılmış. Prien'deki tren istasyonunda indikten sonra bizi göl kenarına götürecek Chimsee-Bahn'a bindik. Daha sonra vapurla Herren adasına gittik. Adada saraydan başka birşey yok.
Saray Fransa'daki Versay sarayına benzetilmeye çalışılarak yapılmış. Vapurdan indikten sonra saraya ulaşmak için biraz yürüdük ama ağaçların içinde bi yanımızda deniz gerçekten zevkli bir yürüyüştü. Saray'ın içi hakkında çok fazla detay hatırlamıyorum. Saray'ın bulunduğu ortam beni daha çok etkilemiş sanıırm.