Münih ve çevresiyle ilgili anlatacaklarım bu kadar. Bir sonraki macerada görüşmek üzere :))
6 Şubat 2011 Pazar
abschluss
Kurs bitmesine yakın bütün kursiyerlerle birlikte Münih'teki gece klüplerinden birine gittik. Çok eğlenceli bir gece geçirdik. Kalabalık olduğumuz için başımıza pek bişey gelmedi. Sarkan falan olmadı yani. Mekan oldukça büyüktü farklı bölümlerden oluşuyordu. Her bölümde farklı konseptte birşeyler vardı. Elimdeki broşürde yazan internet adresine girmeye çalıştığımda karşıma başka bir klüp çıktı. Sanırım klübün adı değişmiş. E tabi aradan neredeyse 5 buçuk sene geçti. Mekanın yeni ismi Klangwelt sanırım.
Münih ve çevresiyle ilgili anlatacaklarım bu kadar. Bir sonraki macerada görüşmek üzere :))
Münih ve çevresiyle ilgili anlatacaklarım bu kadar. Bir sonraki macerada görüşmek üzere :))
30 Ocak 2011 Pazar
Salzburg
Salzburg Mozart'ın şehri olarak biliniyor. Mozart'ın evi müze olarak hizmet veriyor. Biz paramıza kıyamadığımız için girmedik ama müzenin hediyelik dükkanında şöyle bir gezindik. Yandaki fotoğrafta görünen ve eski şehir olarak bilinen yer barok stilinde binalarla dolu. Bu kısım UNESCO'nun dünya mirası listesinde yer alıyor. Yandaki fotoğraf Mönchs dağından çekilmiş. Yukarıdaki kaleye hafif raylı bir sistemle çıkmak mümkün. Biz yürüye yürüye çıktık para vermemek için gene :)) Yürüye yürüye de indik.
Sonuç olarak Salzburg havası solunması gereken güzel bir şehir. Özellikle benim gibi klasik müzikten hoşlanan bir Barok dönem hayranıysanız...
Sonuç olarak Salzburg havası solunması gereken güzel bir şehir. Özellikle benim gibi klasik müzikten hoşlanan bir Barok dönem hayranıysanız...
22 Ocak 2011 Cumartesi
Herrenchiemsee
Dil okulu için Münih'te bulunduğumuz haftasonlarından birinde bir kaç arkadaş etrafı gezmeye karar verdik. Toplu halde gezmemizin sebebi tren biletinin 5 kişilik alındığı taktirde oldukça ucuza gelmesi. Bizim gibi dil kursuna gelen farklı ülkelerden insanlarla sayımızı 10'a tamamladık ve yolculuğa çıktık.
Amacımız trenle Münih'ten Salzburg'a gitmekti. Yol üzerinde bulunan Prien'e uğrayarak Ludwig'in yaptırdığı saraylardan son olarak anlatacağım olan Herrenchiemsee'i gördük. Schloss Herrenchiemsee, ismini aldığı Chimsee gölünün ortasındaki bir adaya yapılmış. Prien'deki tren istasyonunda indikten sonra bizi göl kenarına götürecek Chimsee-Bahn'a bindik. Daha sonra vapurla Herren adasına gittik. Adada saraydan başka birşey yok.
Saray Fransa'daki Versay sarayına benzetilmeye çalışılarak yapılmış. Vapurdan indikten sonra saraya ulaşmak için biraz yürüdük ama ağaçların içinde bi yanımızda deniz gerçekten zevkli bir yürüyüştü. Saray'ın içi hakkında çok fazla detay hatırlamıyorum. Saray'ın bulunduğu ortam beni daha çok etkilemiş sanıırm.13 Aralık 2010 Pazartesi
Linderhof Palace
Linderhof Palace Ludwig'in yaptırdığı şatolardan bir diğeri. Üç şato arasında en küçüğü ve tamamlandığını görebildiği tek şato. Bu şato da Neuschwanstein gibi Alplerde yer alıyor. Ludwig bu şatoya da bir mağara yaptırmış. Venüs Mağarası'nın içinde altın işlemeli teknesiyle gezmekten çok hoşlanıyormuş anlaşılan (http://en.wikipedia.org/wiki/File:Linderhof-14.jpg). Mağarasının İtalya Capri adasındaki Mavi Mağara'ya (http://en.wikipedia.org/wiki/Blue_Grotto_(Capri)) benzemesini istemiş. Bu sebeple Venüs Mağarası'na 24 adet dinamo yerleştirilmiş.
6 Aralık 2010 Pazartesi
Königsschloss Neuschwanstein
II. Ludwig'in doğduğu Nymphenburg Palace'ı daha önce anlatmıştım (http://two-turtles-ontheway.blogspot.com/2010/11/nymphenburg-palace.html). Neuschwanstein II. Ludwig'in Alpler'de yaptırdığı bir şato. Şatonun ismi Türkçe'ye "Yeni Kuğu Taşı Şatosu" olarak çevrilebilir. Bir şato için oldukça ilginç bir isim. II. Ludwig'in kuğulara karşı bir ilgisi varmış. Bu sebeple şatosuna böyle bir isim vermiş olabilir.
Saray, Uyuyan Güzel masalı için ilham kaynağı olmuş. II. Ludwig üç büyük şato yaptırmış. Ne mutlu bize ki bu üç şatoyu da görme fırsatı bulduk. Daha sonra anlatacağım iki şato: Linderhof Palace ve Herrenchiemsee. Ludwig bu şatoları yaptırmak için hem kendi servetini hem de devletin milletin servetini harcamış :))
Zaten en sonunda iflasın eşiğine gelmiş, deli raporu verilerek tahttan indirilmiş ve esrarengiz bir şekilde ölmüş. Köprünün fotoğrafını şatodan çektim. Şatonun fotoğrafını ise köprüden :)) Gerçekten görülmesi gereken masallardaki gibi bir şato. Aşağıdaki fotoğraflarda şatonun kartpostallardaki fotoğraflarını da görebilirsiniz. Yandaki fotoğrafta görülen yer "Thronsaal", yani Taht Odası. 
Neuschwanstein Şatosu 1869-1886 yılları arasında inşa edilmiştir.
Yandaki fotoğrafta "Saengersaal", yani Şarkıcılar Salonu görülmekte. Bu salondaki ilk performans 1933 yılında Richard Wagner'in 50.ölüm yıldönümü anısına gerçekleştirilmiş.

Bu fotoğraf Çalışma Odası'na ait.
Bu fotoğraf ise Giyinme Odası'na ait.
Alpler ve Neuschwanstein kalesi...
Burası da Oturma Odası...
Yatak Odası...
Antre (giriş).
İşte meşhur Ludwig II. Orjinalinde şato 200 odalı tasarlanmış fakat bütçe sıkıntıları nedeniyle ancak 15 odası tamamlanabilmiş. Dışarıdan fantastik görünen bu şatonun içini o kadar da beğenmedim açıkçası. Biraz fazla abartılı geldi herşey. Bilmiyorum siz ne düşünürsünüz...
Ludwig II 1845-1886 yılları arasında yaşamış...
Burası da şatonun mağarası :))
Görüşmek üzere...
Zaten en sonunda iflasın eşiğine gelmiş, deli raporu verilerek tahttan indirilmiş ve esrarengiz bir şekilde ölmüş. Köprünün fotoğrafını şatodan çektim. Şatonun fotoğrafını ise köprüden :)) Gerçekten görülmesi gereken masallardaki gibi bir şato. Aşağıdaki fotoğraflarda şatonun kartpostallardaki fotoğraflarını da görebilirsiniz. Yandaki fotoğrafta görülen yer "Thronsaal", yani Taht Odası.
Neuschwanstein Şatosu 1869-1886 yılları arasında inşa edilmiştir.
Yandaki fotoğrafta "Saengersaal", yani Şarkıcılar Salonu görülmekte. Bu salondaki ilk performans 1933 yılında Richard Wagner'in 50.ölüm yıldönümü anısına gerçekleştirilmiş.

Bu fotoğraf Çalışma Odası'na ait.
Bu fotoğraf ise Giyinme Odası'na ait.
Alpler ve Neuschwanstein kalesi...
Burası da Oturma Odası...
Yatak Odası...
Antre (giriş).
İşte meşhur Ludwig II. Orjinalinde şato 200 odalı tasarlanmış fakat bütçe sıkıntıları nedeniyle ancak 15 odası tamamlanabilmiş. Dışarıdan fantastik görünen bu şatonun içini o kadar da beğenmedim açıkçası. Biraz fazla abartılı geldi herşey. Bilmiyorum siz ne düşünürsünüz...
Ludwig II 1845-1886 yılları arasında yaşamış...
Burası da şatonun mağarası :))
Görüşmek üzere...
5 Aralık 2010 Pazar
Dachau: ARBEIT MACHT FREI
Münih'te bulunduğumuz süre içerisinde bir toplama kampını gezme fırsatımız oldu. Orada gördüklerim ve duyduklarım Hollywood filmlerinden aşina olduğumuz şeylerdi. Gerçekten insanlık dışı olaylar... İşin garibi adamlar toplama kamplarını turizme kazandırmışlar ve burdan para kazanıyorlar. Bu kampı bir rehber eşliğinde gezmeniz mümkün...
28 Kasım 2010 Pazar
Brauerie
Münih deyince akla ilk gelen şeylerden biri Oktoberfest sanırım. Münih'e gidip de bol bol bira içmeden gelmek olmaz. Biz de öyle yaptık tabi. Ayrıca kurs bizim için bir organizasyon düzenledi ve bizi bir bira fabrikasına götürdü. Fotoğrafta gördüğünüz yer biraların mayalandığı kazanların olduğu bölüm. Fabrikada istediğimiz kadar bira içmemize izin verdiler. Daha doğrusu bize sınırsız bira ikram ettiler. Öğle yemeği yemeden çıkmıştık ve aç karnına bolca bira içtik, tabiiki herkes sarhoş oldu :) Dönmek için tren istasyonuna kadar yürümemiz gerekiyordu. Bir grup insan sallana sallana tren istasyonuna kadar yürüdük. Ama asıl komik olan tren istasyonuna vardığımızda yaşadıklarımızdı. Çok fazla bira içiğimiz için herkesin tuvaleti gelmişti. Tren istasyonuna yürümek de vakit aldığı için herkes sıkışmıştı. Tuvaletleri kapmak için baya bi itiş kaçış oldu.
Bira fabrikası innerraum'un yani şehir merkezinin dışında kaldığı için ekstra bilet almamız gerekti. Bazı uyanıklar bilet almak yerine iki durak boyunca yani tren şehir merkezine girene kadar biletçilerden kaçmayı tercih ettiler ve başarılı da oldular :))
Almanya'da herhangi bir bara gittiğinizde elinize bir bira menüsü veriyorlar: dunkles bier, weiss bier...Birsürü bira çeşidi var. Normalde çok bira seven bir insan değilim. Ama Münih'te dunkles bier ile tanıştım, dark bira yani. Artık Efes'in dark birasını içiyorum ve çok hoşuma gidiyor. Bir de dark brown var, benim gibi hem kahve hem de dark bira sevenler için müthiş.
Bira fabrikası innerraum'un yani şehir merkezinin dışında kaldığı için ekstra bilet almamız gerekti. Bazı uyanıklar bilet almak yerine iki durak boyunca yani tren şehir merkezine girene kadar biletçilerden kaçmayı tercih ettiler ve başarılı da oldular :))
Almanya'da herhangi bir bara gittiğinizde elinize bir bira menüsü veriyorlar: dunkles bier, weiss bier...Birsürü bira çeşidi var. Normalde çok bira seven bir insan değilim. Ama Münih'te dunkles bier ile tanıştım, dark bira yani. Artık Efes'in dark birasını içiyorum ve çok hoşuma gidiyor. Bir de dark brown var, benim gibi hem kahve hem de dark bira sevenler için müthiş.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











