13 Aralık 2010 Pazartesi
Linderhof Palace
Linderhof Palace Ludwig'in yaptırdığı şatolardan bir diğeri. Üç şato arasında en küçüğü ve tamamlandığını görebildiği tek şato. Bu şato da Neuschwanstein gibi Alplerde yer alıyor. Ludwig bu şatoya da bir mağara yaptırmış. Venüs Mağarası'nın içinde altın işlemeli teknesiyle gezmekten çok hoşlanıyormuş anlaşılan (http://en.wikipedia.org/wiki/File:Linderhof-14.jpg). Mağarasının İtalya Capri adasındaki Mavi Mağara'ya (http://en.wikipedia.org/wiki/Blue_Grotto_(Capri)) benzemesini istemiş. Bu sebeple Venüs Mağarası'na 24 adet dinamo yerleştirilmiş.
6 Aralık 2010 Pazartesi
Königsschloss Neuschwanstein
II. Ludwig'in doğduğu Nymphenburg Palace'ı daha önce anlatmıştım (http://two-turtles-ontheway.blogspot.com/2010/11/nymphenburg-palace.html). Neuschwanstein II. Ludwig'in Alpler'de yaptırdığı bir şato. Şatonun ismi Türkçe'ye "Yeni Kuğu Taşı Şatosu" olarak çevrilebilir. Bir şato için oldukça ilginç bir isim. II. Ludwig'in kuğulara karşı bir ilgisi varmış. Bu sebeple şatosuna böyle bir isim vermiş olabilir.
Saray, Uyuyan Güzel masalı için ilham kaynağı olmuş. II. Ludwig üç büyük şato yaptırmış. Ne mutlu bize ki bu üç şatoyu da görme fırsatı bulduk. Daha sonra anlatacağım iki şato: Linderhof Palace ve Herrenchiemsee. Ludwig bu şatoları yaptırmak için hem kendi servetini hem de devletin milletin servetini harcamış :))
Zaten en sonunda iflasın eşiğine gelmiş, deli raporu verilerek tahttan indirilmiş ve esrarengiz bir şekilde ölmüş. Köprünün fotoğrafını şatodan çektim. Şatonun fotoğrafını ise köprüden :)) Gerçekten görülmesi gereken masallardaki gibi bir şato. Aşağıdaki fotoğraflarda şatonun kartpostallardaki fotoğraflarını da görebilirsiniz. Yandaki fotoğrafta görülen yer "Thronsaal", yani Taht Odası. 
Neuschwanstein Şatosu 1869-1886 yılları arasında inşa edilmiştir.
Yandaki fotoğrafta "Saengersaal", yani Şarkıcılar Salonu görülmekte. Bu salondaki ilk performans 1933 yılında Richard Wagner'in 50.ölüm yıldönümü anısına gerçekleştirilmiş.

Bu fotoğraf Çalışma Odası'na ait.
Bu fotoğraf ise Giyinme Odası'na ait.
Alpler ve Neuschwanstein kalesi...
Burası da Oturma Odası...
Yatak Odası...
Antre (giriş).
İşte meşhur Ludwig II. Orjinalinde şato 200 odalı tasarlanmış fakat bütçe sıkıntıları nedeniyle ancak 15 odası tamamlanabilmiş. Dışarıdan fantastik görünen bu şatonun içini o kadar da beğenmedim açıkçası. Biraz fazla abartılı geldi herşey. Bilmiyorum siz ne düşünürsünüz...
Ludwig II 1845-1886 yılları arasında yaşamış...
Burası da şatonun mağarası :))
Görüşmek üzere...
Zaten en sonunda iflasın eşiğine gelmiş, deli raporu verilerek tahttan indirilmiş ve esrarengiz bir şekilde ölmüş. Köprünün fotoğrafını şatodan çektim. Şatonun fotoğrafını ise köprüden :)) Gerçekten görülmesi gereken masallardaki gibi bir şato. Aşağıdaki fotoğraflarda şatonun kartpostallardaki fotoğraflarını da görebilirsiniz. Yandaki fotoğrafta görülen yer "Thronsaal", yani Taht Odası.
Neuschwanstein Şatosu 1869-1886 yılları arasında inşa edilmiştir.
Yandaki fotoğrafta "Saengersaal", yani Şarkıcılar Salonu görülmekte. Bu salondaki ilk performans 1933 yılında Richard Wagner'in 50.ölüm yıldönümü anısına gerçekleştirilmiş.

Bu fotoğraf Çalışma Odası'na ait.
Bu fotoğraf ise Giyinme Odası'na ait.
Alpler ve Neuschwanstein kalesi...
Burası da Oturma Odası...
Yatak Odası...
Antre (giriş).
İşte meşhur Ludwig II. Orjinalinde şato 200 odalı tasarlanmış fakat bütçe sıkıntıları nedeniyle ancak 15 odası tamamlanabilmiş. Dışarıdan fantastik görünen bu şatonun içini o kadar da beğenmedim açıkçası. Biraz fazla abartılı geldi herşey. Bilmiyorum siz ne düşünürsünüz...
Ludwig II 1845-1886 yılları arasında yaşamış...
Burası da şatonun mağarası :))
Görüşmek üzere...
5 Aralık 2010 Pazar
Dachau: ARBEIT MACHT FREI
Münih'te bulunduğumuz süre içerisinde bir toplama kampını gezme fırsatımız oldu. Orada gördüklerim ve duyduklarım Hollywood filmlerinden aşina olduğumuz şeylerdi. Gerçekten insanlık dışı olaylar... İşin garibi adamlar toplama kamplarını turizme kazandırmışlar ve burdan para kazanıyorlar. Bu kampı bir rehber eşliğinde gezmeniz mümkün...
28 Kasım 2010 Pazar
Brauerie
Münih deyince akla ilk gelen şeylerden biri Oktoberfest sanırım. Münih'e gidip de bol bol bira içmeden gelmek olmaz. Biz de öyle yaptık tabi. Ayrıca kurs bizim için bir organizasyon düzenledi ve bizi bir bira fabrikasına götürdü. Fotoğrafta gördüğünüz yer biraların mayalandığı kazanların olduğu bölüm. Fabrikada istediğimiz kadar bira içmemize izin verdiler. Daha doğrusu bize sınırsız bira ikram ettiler. Öğle yemeği yemeden çıkmıştık ve aç karnına bolca bira içtik, tabiiki herkes sarhoş oldu :) Dönmek için tren istasyonuna kadar yürümemiz gerekiyordu. Bir grup insan sallana sallana tren istasyonuna kadar yürüdük. Ama asıl komik olan tren istasyonuna vardığımızda yaşadıklarımızdı. Çok fazla bira içiğimiz için herkesin tuvaleti gelmişti. Tren istasyonuna yürümek de vakit aldığı için herkes sıkışmıştı. Tuvaletleri kapmak için baya bi itiş kaçış oldu.
Bira fabrikası innerraum'un yani şehir merkezinin dışında kaldığı için ekstra bilet almamız gerekti. Bazı uyanıklar bilet almak yerine iki durak boyunca yani tren şehir merkezine girene kadar biletçilerden kaçmayı tercih ettiler ve başarılı da oldular :))
Almanya'da herhangi bir bara gittiğinizde elinize bir bira menüsü veriyorlar: dunkles bier, weiss bier...Birsürü bira çeşidi var. Normalde çok bira seven bir insan değilim. Ama Münih'te dunkles bier ile tanıştım, dark bira yani. Artık Efes'in dark birasını içiyorum ve çok hoşuma gidiyor. Bir de dark brown var, benim gibi hem kahve hem de dark bira sevenler için müthiş.
Bira fabrikası innerraum'un yani şehir merkezinin dışında kaldığı için ekstra bilet almamız gerekti. Bazı uyanıklar bilet almak yerine iki durak boyunca yani tren şehir merkezine girene kadar biletçilerden kaçmayı tercih ettiler ve başarılı da oldular :))
Almanya'da herhangi bir bara gittiğinizde elinize bir bira menüsü veriyorlar: dunkles bier, weiss bier...Birsürü bira çeşidi var. Normalde çok bira seven bir insan değilim. Ama Münih'te dunkles bier ile tanıştım, dark bira yani. Artık Efes'in dark birasını içiyorum ve çok hoşuma gidiyor. Bir de dark brown var, benim gibi hem kahve hem de dark bira sevenler için müthiş.
21 Kasım 2010 Pazar
Nymphenburg Palace
Nymphenburg Palace, Bavarya'nın ünlü kralı II. Ludwig'in doğduğu saray. Burası şehrin içinde sayılır. Bana pek sıcak gelmese de güzel bir saray. Daha detaylı bilgi için: http://en.wikipedia.org/wiki/Nymphenburg_Palace
20 Kasım 2010 Cumartesi
Englischer Garten
Münih'teki gezintimize Englischer Garten ile devam ediyoruz. Münih'te bir ay kaldığım için bu şehri çok detaylı gezme fırsatı buldum. Englischer Garten bir İngiliz tarafından tasarlandığı için bu ismi almış. Şehrin içinde, şehirle birlikte uzanan çok büyük bir alan. Innerraum'da yani şehir merkezinde nereye giderseniz gidin bir şekilde kendinizi bu bahçenin içinde bulmak mümkün. Wikipedia'da okuduğuma göre New York'taki Central Park'tan daha büyükmüş. Yandaki fotoğrafta görünen yer, Çin Kulesi. Kulenin üstündeki beyaz gömlekli adam çalan orkestranın şefi. Almanlar bira içerken canlı müzik dinlemekten hoşlanıyorlar sanırım, çünkü birahanelerin çoğunda bu tarz orkestralar vardı.
İngiliz bahçesinde güneşli günlerin keyfini çıkartıyorlar Münihliler. Ağustos ayı boyunca çok fazla güneşli gün görmesek de biz de güneşli günlerin keyfini Englischer Garten'da çıkartmaya çalıştık. Bu parkta insanların çıplak güneşlendiklerine dair birşeyler duymuştuk. Birgün bu merakın peşine düştük ve parkta gezinmeye başladık. İlk başta çimlerin üzerinde güneşlenen insanlar gördük, sonra üstsüz güneşlenenleri gördük. Amaan ne var canım bunda diyip parktan çıkmaya hazırlanırken asıl kültür şokunu yaşadık. Çırılçıplak bir adam frizbi oynuyordu. Adama sadece çıplak olduğunu anlayana kadar bakabildim sanırım. Bir daha kafamı o tarafa çeviremedim. Söylentiler doğruymuş diyerek parkı terk ettik...
İngiliz bahçesinde güneşli günlerin keyfini çıkartıyorlar Münihliler. Ağustos ayı boyunca çok fazla güneşli gün görmesek de biz de güneşli günlerin keyfini Englischer Garten'da çıkartmaya çalıştık. Bu parkta insanların çıplak güneşlendiklerine dair birşeyler duymuştuk. Birgün bu merakın peşine düştük ve parkta gezinmeye başladık. İlk başta çimlerin üzerinde güneşlenen insanlar gördük, sonra üstsüz güneşlenenleri gördük. Amaan ne var canım bunda diyip parktan çıkmaya hazırlanırken asıl kültür şokunu yaşadık. Çırılçıplak bir adam frizbi oynuyordu. Adama sadece çıplak olduğunu anlayana kadar bakabildim sanırım. Bir daha kafamı o tarafa çeviremedim. Söylentiler doğruymuş diyerek parkı terk ettik...
14 Kasım 2010 Pazar
Sommerschule München 2005
Bissürü ülkeden bissürü insan 2005 yılında Münih'te Almanca öğrenmek için biraraya geldi. İşte bizim kursun fotoğrafı :)) Beni bulabildiniz mi? :P En arka sırada, üçüncü kafa benim :)) Aslına bakarsanız Münih'te Almanlarla pek muhattap olmadık. Çünkü genelde kendi aramızda takılıyorduk ve aramızda Alman yoktu haliyle... Münih'teki insanlarla muhabbet ederken genelde İngilizce konuşuyorduk. Zaten herkes İngilizce biliyor.
Genelde sohbete Almanca başlayıp İngilizceyle bitiriyorduk. Çünkü Almancamız (özellikle benimki :P) muhabbet edecek kadar iyi değildi. Gerçi seviye belirleme testi yapıldığında 7.sınıfa girdim. Hiç Almanca bilmeyenlerin 1.sınıfta olduğu düşünülürse, oldukça başarılı sayılırım :P Yandaki fotoğrafta görülen mekan: Menza. Öğlenleri yemek yediğimiz yer, okulun yemekhanesi. Kurs organizasyonu yapanlar bize Menza'da yemek yiyebileceğimizi söylediler. İlk gün akşam yemek yemek için Menza'yı aradık. Bulduğumuzda kapalı olduğunu fark ettik. Meğersem sadece öğlenleri yemek veriyorlarmış... Tabiki en yakındaki Mc. Donalds'a gittik :))
Zaten Menza'nın yemekleri o kadar kötüydü ki, Almanya'da hep aç kaldık. Yemekler sadece Menza'da değil, genelde hep kötüydü...Yandaki fotoğrafta bize Sangria hazırlayan İspanyol arkadaşı görüyorsunuz. Aramızda para toplayıp bir gece "Sangria Party" yapmıştık. Oldukça güzeldi :)) Aslında biz de Türk gecesi yapıp rakı içirelim millete dedik ama pek organize olamadık...
Genelde sohbete Almanca başlayıp İngilizceyle bitiriyorduk. Çünkü Almancamız (özellikle benimki :P) muhabbet edecek kadar iyi değildi. Gerçi seviye belirleme testi yapıldığında 7.sınıfa girdim. Hiç Almanca bilmeyenlerin 1.sınıfta olduğu düşünülürse, oldukça başarılı sayılırım :P Yandaki fotoğrafta görülen mekan: Menza. Öğlenleri yemek yediğimiz yer, okulun yemekhanesi. Kurs organizasyonu yapanlar bize Menza'da yemek yiyebileceğimizi söylediler. İlk gün akşam yemek yemek için Menza'yı aradık. Bulduğumuzda kapalı olduğunu fark ettik. Meğersem sadece öğlenleri yemek veriyorlarmış... Tabiki en yakındaki Mc. Donalds'a gittik :))
Zaten Menza'nın yemekleri o kadar kötüydü ki, Almanya'da hep aç kaldık. Yemekler sadece Menza'da değil, genelde hep kötüydü...Yandaki fotoğrafta bize Sangria hazırlayan İspanyol arkadaşı görüyorsunuz. Aramızda para toplayıp bir gece "Sangria Party" yapmıştık. Oldukça güzeldi :)) Aslında biz de Türk gecesi yapıp rakı içirelim millete dedik ama pek organize olamadık...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









