3 Ocak 2016 Pazar

Volga Volga Beyaz Geceler, 2.gün: Moskova


Rusya ile krizde olduğumuz şu günlerde bir Moskova gezi yazısı içinizi ısıtacak :p Şaka bir yana iyiki bi buçuk sene önce bu geziyi yapmışız da şimdi böyle bir sorunla karşı karşıya değiliz. Biz vizesiz rahat rahat gezmiştik. Şimdi Türk turistleri kapıdan geri çeviriyorlarmış. Gelelim bizim tura. Geceyi Moskova'daki limana demirlemiş olan gemimizde geçirdikten sonra, turumuzun ikinci gününde Moskova'yı gezmeye devam ettik. Yunan adaları yada Doğu Akdeniz turlarında olduğu gibi yine hergün gemi gazetesi kapımızın altından atıldı fakat bu seferki o günkü programı gösteren siyah-beyaz basit bir kağıttı :) Kahvaltıdan sonraki ilk durağımız olan Kremlin'e doğru yola çıktık. Bir önceki gün Kızıl Meydan'da sadece kırmızı tuğlalı duvarlarını görebilmiştik. Doğrusunu söylemek gerekirse o güzel tuğlalı duvarların içine girdiğimde biraz hayal kırıklığına uğradım.
Kremlin duvarları ve kuleleri İtalyan ustalar tarafından 1485 - 1495 yılları arasında yapılmış. İlk yapıldığında duvarlar 18 adet kuleye sahipmiş fakat 17.yy'da bu sayı 20'ye yükselmiş. Kremlin'e girişte bizi ilk olarak Troitskaya kulesi karşıladı.
Daha sonra sağımızda hiç saraya ait değilmiş gibi görünen bir binayla karşılaştık. Burası 1961'de yani Sovyet zamanında Komunist Parti için yapılmış. Bana kalırsa sarayın bahçesindeki hiç bir yapıyla uyum içerisinde değil.
Sol tarafımızda ise Arsenal binası ile karşılaştık. Bu bina, askeri depo ve cephane olarak tasarlanmış. Gemi turu grubuna bağlı olduğumuzdan bizim tur sadece sarayın bahçelerini içeriyordu. Bence Kremlin sarayını hakkıyla gezdim diyebilmek için hazine ve silah bölümlerini de gezmek gerekiyor. Biz ne yazıkki buraları gezemedik. Bu kısımlar için ekstra bilet alınması gerekiyormuş. Ayrıca, bizim pek zamanımız da yoktu.
Bahçede görebileceğiniz şeylerden biri "patlamayan top". Dünyanın en büyük ve eski toplarından biri olan bu top, 1586 yılında Kremlin'i korumak amacıyla dökülmüş.
Hemen onun yanında "çalmayan çan" var. Bu çan, dünyadaki en büyük çan olma özelliğini taşıyor. 1202 ton ağırlığındaki çanın ilginç bir hikayesi var. Çan, bir hendekte dökülmüş ve işçiler bu döküm işlemi için 2 yıl boyunca hazırlanmışlar. Fakat, işlem sırasında sızan metalden kaynaklanan bir yangın yüzünden çan fazla ısınmış ve heryerinden eşit olarak soğuyamamış. Bu sebeple, çanın 11 tonluk bir kısmı kırılmış. 1 yüzyıl boyunca döküldüğü hendekte kalan çan sonunda çıkartılmış ve Kremlin'in bahçesine konulmuş.
Çan, sarayın en yüksek binası olan Ivan Büyük Çan kulesinin hemen önünde duruyor. 21 çana sahip bu kule, düşmanın yaklaştığını haber vermek için tasarlanmış.
Bahçedeki bir başka yapı ise işlemeli kuleleriyle dikkat çeken ve kraliyetin ilk yaşam alanı olarak kabul edilen Terem Sarayı. Bu saray da ne yazıkki ziyarete açık değil.
Vee geldik sonunda dipdibe sıkışmış katedrallerin bulunduğu alana :) Bütün çarlar Dormition katedralinde taç giymiş. Archangel Michael katedralinde ise neredeyse bütün Rus çarlarının mezarları bulunuyor. Lale mevsiminde gittiğimiz için sarayın bahçeleri aynı Topkapı sarayındaki gibi lalelerle kaplıydı ve çok güzeldi. Her sarayda olduğu gibi burada da belirli bir saatte askerlerin değişim merasimi var. Fakat, biz ne yazıkki zamanı tutturamadık. Biz çıkarken seramoni yeni başlayacaktı.
Doğrusunu söylemek gerekirse Kremlin sarayı beklentilerimi karşılayamadı. Belki de daha önce dediğim gibi silah ve hazine bölümlerini de gezsek böyle demezdim :)
Metro ve arbat turlarına geçmeden önce kumanya olarak dağıtılan öğle yemeğimizi yedik. Bu turun en sevdiğim yanı yazımın ilk başında söylediğim gibi herşeyin dahil olmasıydı. Çoğu turlarda öğle yemeği ve müze - ören yeri girişlerine para vermeniz gerekir. Bu turda bunlar ilk başta ödediğimiz tur fiyatına dahildi. Fakat yine de ekstra turlar vardı tabi. Bunlardan biri de Moskova'daki metro - Arbat turu idi. Yanda gördüğünüz fotoğraf Moskova metro haritası. 
İlk yazımda da söylediğim gibi böyle karmaşık bir metro ağına sahip ve 4-5 şeritli yolları olduğu halde Moskova'daki trafik İstanbul'la yarışır. Yukarıdaki haritada yuvarlakla gösterilen de aslında bir hat. Bu hattaki herhangi bir duraktan binip hiç inmezseniz yine aynı durağa gelirsiniz :P İşte biz de metroyu gezmek için bu hattı tercih ettik. Turla değil de kendi başınıza metro ve Arbat'ı gezmek de aslında çok zor değil. Siz de kendi başınıza bu hattaki her durakta inerek ve bir sonraki trenle bir sonraki istasyona geçerek metroyu gezebilirsiniz. Aslında biz de rehber eşliğinde bunu yaptık. Moskova metrosu gerçekten çok şık. Avizeler süslemeler müthiş. Her durakta avizeler ve süslemeler de değişiyor. Ayrıca her durağın farklı bir teması var.
Biz metroya Kızıl meydanın çok yakınındaki bir duraktan: Ploshchad Revolyutsii (Площадь Революции) durağından bindik. Tabi metroyu gezmek istiyorsanız Kiril alfabesini biraz çözmüş olmanız gerekiyor. Bu durak koyu mavi ile gösterilen Arbatsko-Pokrovskaya hattı üzerindeydi. Buradan kahverengi ile gösterilen yuvarlak hatta gidebilmek için rehberin bize aldığı biletlerle metroya bindik. İndiğimiz ilk durak yanda fotoğrafı görülen: Kurskaya (Курская).
Buradan kahverengi hatta geçerek tekrar metroya bindik ve yanda fotoğrafı görülen Komsomolskaya (Комсомольская) durağında indik.
Bu istasyonu biraz gezikten sonra tekrar metroya bindik ve mozaikleriyle ünlü Novoslobodskaya (Новослободская) isyasyonuna gittik.
Ve kahverengi hattaki son durağımız Kiyevskaya (Киевская). Çok güzel tablolarla süslenmiş bu duraktan yine koyu mavi hat Arbatsko-Pokrovskaya'ya geçtik ve Arbatskaya (Арбатская) durağında indik.
Buradan sonra Arbat turumuz başladı. Ne yazıkki metrodan çıktığımızda yağmur yağdığını fark ettik. Caddede pek kimsecikler yoktu. İnsanlar kapalı mekanlara sığınmışlardı. Arbat, Moskova'nın Taksim'i gibi bir yer fakat yağmurlu olduğundan biz pek bi kalabalık göremedik. Normalde burada sokak ressamları falan olurmuş. Caddede biraz yürüdükten sonra bi yerde oturduk ve sonraki gezi noktamıza gitmek için rehberimizi bekledik.
Bir sonraki tur Nazım Hikmet'in mezarını ve Borodino Savaşı müzesini içeriyordu. İkisi de pek ilgimizi çekmediği için bu tura katılmamayı tercih ettik. Onun yerine rehberimiz bizi tur bitiminde almak üzere mezarlığın yakınındaki güzel bir parka bıraktı.
Moskova yazımı bitirmeden önce "Yedi Kız Kardeşler"den de bahsetmek istiyorum. Stalin tarafından yaptırılan yedi adet gökdelen, bu isimle anılıyor. Gökdelenler Rus Barok ve Gotik tarzında inşa edilmiş. Bu binalar otel, apartman, kamu binası ve üniversite olarak hizmet veriyor. 













Saat 17:30 olduğunda yandaki fotoğrafta görülen Moskova limanını terk etme vakti gelmişti. Kamaramıza gidip kaptanın kokteyli için hazırlanmaya başladık. Kaptanın kokteyli akşam 19:00'daydı ve biz beyaz geceleri yaşamaya başlamıştık. Hava oldukça aydınlıktı. O akşamın bir diğer ilginç olayı ise ilk defa kanallardaki su havuzlarından geçecek olmamızdı. Bu tur daha önce anlattığım gibi aslında sadece Volga nehri üzerinde geçmiyor.
Moskova - St.Petersburg arasındaki nehirler, göller birbirlerine kanallarla bağlanmış. Volga nehrine geçmek için ilk durağımız Moskova kanalı. Bu kanalda ilerlemek için 7 tane su havuzu geçmemiz gerekiyor. Yandaki fotoğrafta girdiğimiz ilk su havuzu görünüyor. Ön tarafa baktığımızda nehir bizden daha aşağıda duruyor. İşte bu havuz bizi ilerideki nehirle aynı seviyeye indirecek.
Arkamızda kardeş gemi olan Karamsin gemisi bize eşlik ediyor. Arkamızdaki nehir ise göründüğü gibi bizimle aynı seviyede. Havuzun önündeki kapak zaten kapalıydı. Bizim arkamızdan Karamsin gemisi de girince arkadaki kapak da kapandı ve su seviyesi alçalmaya başladı.
Su seviyesi alçaldıkça bizim gemi de alçalmaya başladı tabiiki :) Öyle alçaldık ki artık önümüzdeki nehri göremez olduk.
Sonunda önümüzdeki kapak açılmaya başladı ve nehir aralanan kapakların arasından görünmeye başladı.
Buarada bu fotoğrafları çekerken saat çoktan 22:00'yi geçmişti. Göründüğü gibi hava hala aydınlık. Gemimiz Ugliç'e doğru hareket ederken biz hoşgeldin konserini dinlemek için geminin küçük konferans salonuna gittik. Bu kadar çok gezmek beni çok zorlamasa da yine de yorulduğumu kabul etmeliyim. Saat gece yarısını vurmadan kamaramıza çekildik :) 

22 Kasım 2015 Pazar

Volga Volga Beyaz Geceler, 1.gün: Moskova

Havalimanından Moskova'nın şehir merkezine doğru giderken aslında herşey çok güzel gidiyordu. Derken bir trafik önümüzde belirdi ve bütün Moskova yolculuğumuz boyunca bizi bırakmadı. Moskova'nın trafiği İstanbul'dan bile berbat. Yollar 8 şerit, örümcek ağı gibi bir metrosu var, buna rağmen dehşet bir trafik var. Yandaki fotoğraf, Moskova'nın yeni, modern yüzün gösteriyor. Sanki yer yokmuş gibi bütün gökdelenleri aynı yere sıkıştırmışlar. Çoğu hala inşaat halinde ve Türk firmaları tarafından inşa ediliyor.
Gorki Parkının yanından geçerek, Moskova'nın tarihi merkezine doğru ilerledik. Rehber Gorky park dediğinde kafamda Scorpions'un "Wind of Change" şarkısı çalmaya başladı (https://m.youtube.com/watch?v=n4RjJKxsamQ). "I follow the Moskva, down to the Gorky Park, listening to the wind of change". Gerçekten Moskova'yı gezdikçe fark ettik ki Sovyet dönemiyle pek bir ilgisi kalmamış. Sokaklarda hep en son model lüks arabalar var. Türkiye'den bile daha kapitalist bir ülke olmuş artık Rusya. Biz oradayken Gorki Parkının içerisinde Sovyet uzay gemisi Buran sergileniyordu. Şimdi öğrendiğim kadarıyla Buran bir gece yarısı operasyonuyla Moskova'daki açık hava sergisi VDNKh'a taşınmış (http://www.themoscowtimes.com/business/article/monument-to-soviet-space-program-put-out-to-pasture-in-moscows-vdnkh/503050.html).
Yolumuzun üzerindeki bir diğer yapı ise Moskova Nehrinde yer alan 98 metre uzunluğundaki Büyük Peter Heykeli. Rus ordusunun kuruluşunun 300.yılını kutlmak için 1997'de Zurab Tsereteli tarafından tasarlanmış. Dünyanın en uzun 8. heykeli. Yaklaşık 1000 ton ağırlığında paslanmaz çelik, bronz ve bakırdan yapılmış. Heykelin aslında Kristof Kolomb'un yolculuğunun 500. yılı anısına yapıldığı söyleniyor. Amerikalı bir alıcı çıkmayınca Büyük Peter Heykeli diye Ruslara satılmış.
Ve sonunda Kızıl Meydan. Kızıl meydanın bir kenarında eski kraliyet kalesi şimdiki Rusya devlet başkanı ikametgahı olan Kremlin'in duvarları, bir kenarında Saint Basilin Katedrali, bir diğer kenarında alışveriş merkezi GUM, son olarak da Devlet Tarih Müzesi yer alıyor. Yandaki fotoğrafta güzel mimarisi ve heybetli görünümüyle Devlet Tarih Müzesi görülüyor.
Meydanın bir köşesinde ise Kazan Katedrali yer alıyor.
Devlet Satış Mağazaları'nın Rusça kısaltması olan GUM, Kremlin duvarlarının hemen karşısında yer alıyor. Çarlık zamanında ticaret merkezi olarak inşa edilen bu yapı Sovyet zamanında Devlet Satış Mağazası olarak hizmet vermiş. Şimdi ise bize çok tanıdık gelen alışveriş merkezlerinden biri olarak çalışıyor.
Binanın iç dizaynı çok güzel. İtalyan mimarisi hemen kendini hissettiriyor.
Alışveriş merkezinin içinde bir de market var. Fakat alışık olduğumuz marketler gibi değil, yandaki fotoğrafta görüldüğü gibi fazlasıyla şık.
Ve tabii ki Moskova deyince hepimizin gözünün önüne gelen Saint Basilin Katedrali. Burası yabancılar tarafından genellikle Kremlin ile karıştırılıyor. Korkunç İvan tarafından yaptırılmış. Soğana benzeyen rengarenk sekiz kubbe, sekiz ayrı zaferi simgeliyor. Bu sekiz kubbe ortadaki dokuzuncu kubbenin etrafında yer alıyor. Kenarda duran onuncu kubbe ise Saint Basil'in mezarı için yapılmış. Rivayete göre kiliseyi inşa eden mimar, bu güzellikte bir yapı daha inşa edememesi için kör edilmiş.
Kremlin sarayı duvarlarının Kızıl Meydana bakan kısmında Lenin'in anıt mezarı var. Anıt mezardaki kırmızı renkli granit komünizmi, siyah labrador ise yası temsil ediyor. Lenin'in naaşı bu anıt mezarda cam bir lahit içerisinde mumyalanmış bir şekilde duruyor. Bu mumya, 18 ayda bir çözülüp yeniden mumyalanıyormuş. Hatta üzerindeki takım elbise bile yeni ve temiz olanıyla değiştiriliyormuş. Anıt mezar fikri Stalin tarafından önerilmiş. 1953 yılında, Stalin'in naaşı da mumyalanarak buraya konulmuş fakat, 1961 yılında, Kremlin Duvarı önüne gömülmüş.
Mozele pazartesi hariç hergün 10:00 - 13:00 saatleri arasında ziyarete açık ve giriş ücretsiz. Biz ne yazıkki içeri giremedik çünkü sabah Ankara'dan yola çıkıp, Kızıl meydana vardığımızda çoktan öğleden sonra olmuştu. Ertesi gün de Kremlin sarayını, Arbat'ı ve Mosova metrosunu gezdik ve Kızıl Meydana dönme fıratımız olmadı. Kremlin Duvar Mezarlığında Stalin'le birlikte pek çok komünist lider ve Sovyet gömülmüş. Mesela kozmonot Yuri Gagarin'in mezarı da burada. Bu mezarlığa ilk defa 1917 tarihinde Ekim devriminde hayatını kaybeden 238 Kızıl Muhafız toplu olarak gömülmüş.
Böylece yoğun ve yorucu da olsa turdaki ve Moskova'daki ilk günü tamamladık. Gemiye ulaşmamız saatlerimizi aldı tabiiki. Yazımın başında da belirttiğim gibi Moskova'nın trafiği berbat. İlk bikaç saat Putin'in geçmesini bekledik. Daha sonra cuma akşamı olduğundan haftasonunu nehir kıyısındaki yazlıklarında geçirmek isteyen Moskovalılarla aynı yollara düştük. Gemiye vardığımızda akşam yemeğimizi yiyip doğru kamaramıza yatmaya gittik.

8 Kasım 2015 Pazar

Rusya: Volga Volga Beyaz Geceler

"Volga Volga Beyaz Geceler" turunu ilk duyduğumda çok ilgimi çekmişti: Moskova'dan Petersburg'a Volga nehri üzerinde seyahat. Oldukça ilgi çekici ve gerçekten de çok güzeldi. Bu nehir turu sayesinde Rusya'ya dair sadece Moskova ve Petersburg'dan fazlasını gördük. Başka bir şekilde buraları görmemiz mümkün değildi. Özet geçmek gerekirse, turumuz Moskova'dan başladı. İki gün Moskova'da gezdikten sonra gemimiz ilk durağımız Ugliç'e doğru hareket etti. Her ne kadar turun adında Volga nehri geçse de Moskova - St. Petersburg arasındaki yolculuğumuz tamamen Volga nehri üzerinde gerçekleşmedi. Moskova'da Volga nehrine ulaşmak için önce Moskova kanalını geçmek gerekiyor. Moskova Kanalı 128 km, Volga nehri ise 3688. Kanal 1932-37 yılları arasında yapılmış ve içerisinde 290 m uzunluğunda 30 m genişliğinde 11 tane kanal var. Biz Ugliç'e ulaşmak için bu kanallardan 7 tanesini geçtik. Moskova - Ugliç arası 263 km. İkinci durağımız Ribinks Su Havzası üzerinden ulaştığımız Yaroslavl. Ribinks su havzası 4500 km2 ve Ugliç - Yaroslavl arası 209 km. Üçüncü durağımız ise Şeksna Nehri üzerindeki Goritsi. Şeksna Nehri 196 km ve Yaroslavl - Goritsi arası 391 km. Dördüncü durağımız bu turda uğradığımız en kuzey nokta olan Kiji. 360 km uzunluğundaki Volga - Baltık kanalını, 1400 km2 alanıyla Beyaz Göl'ü ve 43 km uzunluğundaki Kovja nehrini geçtikten sonra 10000 km2 alanı olan Onega Gölü'ne ulaştık. Kiji, Onega Gölü kenarında bir kasaba. Goritsi - Kiji arası 375 km. Goritsi'den Kiji'ye ulaşmak için 6 tane su kanalı geçmek gerekiyor. Beşinci durağımız 215 kmlik Svir Nehri üzerindeki Mandrogi. Kiji - Mandrogi arası 277 km. Ve son durağımız St-Petersburg. Mandrogi - Petersburg arası 286 km. Mandrogi'den buraya ulaşmak için 18000 km2 alana sahip Ladoga Gölünü ve 74 km uzunluğundaki Neva nehrini geçmek gerekiyor. Yani bu tur sonunda nehir ve göller üzerinde toplam 1802 km yol katettik. Karayoluyla Moskova'dan St.Petersburg'a geçmek isteseydik önümüzde sadece 660 km'lik bir yol olurdu. Turumuzun son iki gününü St. Petersburg'da geçirdik.
Tur boyunca seyahat ettiğimiz nehir gemisinin adı MS Krasin. Yandaki fotoğrafta gördüğünüz ise kardeşi MS Karamzin. Gemi 125 m uzunluğunda, 16.7 m genişliğinde ve 2.76 m derinliğinde. Yaklaşık 240 - 260 kadarlık bir yolcu kapasitesine sahip küçük bir nehir gemisi. Odalarda banyo mevcut. Biraz küçük olduğunu eklemekte fayda var. Geminin içinde 2 tane restoran, geminin ön kısmında ise 1 tane bar mevcut. 200 kişilik bir konferans salonuna sahip. Geminin içinde ayrıca alışveriş yapabileceğiniz iki küçük dükkan ve 25 kişilik küçük bir okuma salonu var.
Rusya vize istemediğinden öyle bir dert yok. Seyahat bitiş tarihinden itibaren 6 ay geçerli pasaport yeterli.
Bu turun en sevdiğim özelliği neredeyse herşeyin tur fiyatı içerisine dahil olmasıydı. Gemideki alkollü/alkolsüz içecekler ve şahsi harcamalar hariç tabiiki. Hangi tur şirketini tercih ettiğimizi söylememe bile gerek yok: ETS tur. Her zamanki gibi çok memnun kaldık. Bu kadar girizgah yeterli sanırım. Bir sonraki yazımda ilk günümüzden (Moskova) anlatmaya başlayacağım.
Son bir ekleme: bu tura çıktığımız iki değil iki buçuk kişiydik. Yandaki fotoğrafta karnımdaki küçük Arda ne kadar belli oluyor bilemiyorum :)

26 Eylül 2015 Cumartesi

Midilli

Yazlıkta tatil yaparken uzaktan uzağa gördüğümüz Midilli adası düştü aklımıza. Biz de gidip bir yakından bakalım dedik. Burhaniyedeki bir tur şirketine giderek haftasonu bir gece kalmalı Midilli turu aldık. Yunan adalarına kısa sürekli vize için çok fazla evrak istemiyorlar. Biyometrik fotoğraf, 6 ay geçerli pasaport ve bir de 30 euro ücreti var. Tabi tur şirketi 60 euro istiyor ve yarısını cebe atıyor. Bu yüzden yeşil pasaportunuz varsa şimdiden 60 euro kârdasınız.
Ilk uyarım sakın bayramda gitmeyin. Adaya Türkler hücum ediyor ve çok kalabalık oluyor. Bayramdan önceki yada sonraki hafta da gitmeyin çünkü bayram kalabalığı hala geçmemiş oluyor. Tur rehberinin söylediğine göre pasaport kuyruğunda millet birbirinin ağzını yüzünü kırıyormuş. Biz bayramdan sonraki haftasonu gitmek gafletinde bulunduk. Yandaki fotoğraf Ayvalık tarafındaki pasaport kuyruğunu gösteriyor. Bu kuyrukta herhalde bir saatten fazla bekledik. Midilli tarafı ayrı bir hikaye. Aslında Ayvalık Midilli arası yaklaşık bir buçuk saat sürüyor. Ama pasaport kuyruklarındaki beklemeler yüzünden sabahın köründe çıktığımız Burhaniyeden ancak öğlen adaya varabildik. Dönüşte de benzer bir çileyi çektiğimiz düşünülürse şimdi Midilli deyince aklıma adadan çok bitmek bilmez kuyruklar ve beklemeler geliyor. Bu kuyruklar yeşil pasaportu olanlar için de geçerli buarada. Belki bayramdan çok uzak bir tarihte giderseniz bizim yaşadığımız çileyi yaşamazsınız.
Midilli aslında biraz Gökçeada'ya benziyor. Yerleşimler birbirinden uzak ve gidiş-geliş olan yollar çok virajlı. Adada ilk ziyaret ettiğimiz yer Agiasos köyü. Bu köyün şirin sokaklarından geçerek Panaya Aya Sion kilisesine ulaştık. Kilisede çok eski bir ikon varmış ama açıkçası benim ilgimi pek çekmedi. Gecikmiş öğle yemeğimizi burada sandviç olarak geçiştirdik. Ikinci durağımız Petra kasabası.
Burada bulunan bir kaya üzerine oturtulmuş Panaya Glikofilusa Kilisesini görebilmek için 114 basamak tırmanmanız gerekiyor. Açıkçası tırmandırdığınıza da değiyor çünkü manzara çok güzel. Kasaba sokaklarında dolaşarak ünlü Türk konağını bulduk. Bu kasabanın denize girebileceğiniz güzel bir sahili var. Fakat biz deniz molası vermeden dinlemek için odamıza çekildik. Kaldığımız otel denize biraz uzaktı ama deniz manzaralıydı. Zaten pek denize girecek fırsat bulamadan akşam yemeği için otelden ayrıldık.
Akşam yemeğimizi Molivos'ta bir tavernada yedik. Yemekler ve müzik çok güzeldi. Eğlenceli bir akşam geçirdik. Ertesi sabah otelde kahvalımızı yaptık ve bu sefer gezmek için Molivos'a geri döndük. Kalede inip aşağıya doğru yürümeye başladık. Midilli'de en çok Molivos'u beğendik. Rehberimizin dediğine göre Asos - Molivos arası seferler konulması planlanıyormuş. Işte o zaman sadece Molivos için Midilli'ye tekrar gelmek isterim.
Molivos çok şirin bir Ege kasabası. Çok şanslıydık çünkü biz gittiğimiz sırada yelken yarışları vardı. Bizim için güzel bir görsel şölen oldu.
Bir sonraki rotamız Mantamados köyü. Bu köy manda eti, sütü ve yoğurdu ile ünlüymüş. Buradaki Taxiarchis kilisesinin bahçesinde bir savaş uçağı var. Bunun sebebi bu bölgeye uçağı düşen 7 pilotun 7'sinin de sağ kurtulması imiş. Biz kiliseyi ziyaret ettiğimizde içeride bir vaftiz töreni vardı. Benim ilgimi çekmese de turdaki yolcular ilgiyle izlediler töreni.
Mantamados'tan sonra artık Midilli merkeze doğru dönüş yoluna geçtik. Yolda harabe halindeki Sarlıca Palace'ı gördük. Burası Osmanlı zamanında çok ünlü bir kaplıca oteliymiş ama şimdi terk edilmiş durumda.
Bir sonraki durağımız Plomari'deki Barbayanni uzo fabrikası. "Uzo" kelimesi aslında Italyanca kökenli. Bu içkinin asıl adı "tsipouro" imiş. Marsilya'ya gönderilen kasaların üzerinde "Marsilya'da kullanılmak üzere" anlamında "uso Massalia" yazarmış. Böylece zamanla bu içkinin adı uzo olarak değişmiş. Gittiğimiz uzo fabrikasında kredi kartı geçmediğinden hiçbirşey alamadık. Aslına bakarsanız adada hiçbir yerde kredi kartı geçmiyor. Ekonomi tamamen kayıt dışı. Rehberin söylediğine göre burda devlet fakir, halk zengin.
Tur şirketine misli misli ödediğimiz vize paraları bir şekilde adaya ulaşamamış. Girişte tekrar iki kişilik vize parası verince biraz nakit euro sıkıntısına düştük. Bu yüzden adada çok fazla alışveriş yapamadık. Şehir merkezine indiğimizde yeni camiyi ziyaret ettik. Isminin yeni olduğuna bakmayın yandaki fotoğrafta görüldüğü üzere pek de yeni bir tarafı yok. Rehberimizin söylediğine göre adadaki Osmanlı eserleri Yunanlar tarafından bilerek bakımsız bırakılıyormuş.
Ve geldik sonunda Midilli'nin simge yapılarından Agios Therpon kilisesine. Vapurla adaya yaklaşırken bu kilisenin silüeti hemen dikkat çekiyor.
Midilli'nin adı aslında Lesvos. Burası ünlü Yunan şairi Sappho'nun ve aynı zamanda Barbaros Hayrettin Paşa'nın memleketi. Eşcinsel kadın şair Sappho'ya atfen, Lesvoslu anlamına gelen lezbiyen sözcüğü 1800'lü yıllardan itibaren kadın eşcinsel anlamında kullanılır olmuş.
Son olarak taş kahveye gittik fakat ne yazık ki burada da kredi kartı geçmiyordu. Biz de şehir merkezinde biraz dolaştık. Dönüş yolculuğumuz gidis kadar eziyetli olmadı. Neyseki duty freede kredi kartı geçiyordu da dilediğimiz gibi alışveriş yapabildik. Ayvalık'ta pasaport kontrolune geldigimizde bizi yine baya bi beklettiler. Kendimizi kaybedip duty freede fazla icki almışız. Gümrük kontrolunde sıkıntı cikmasin diye bir kismini turdaki teyzelerin eline tutusturduk.