6 Mayıs 2023 Cumartesi

Giverny

 

Instagram'dan görüp buraya gitmeliyim dediğim yerler arasındaydı Giverny. Peki Giverny'de ne var? Tabii ki Monet'in o meşhur tablolarında gördüğümüz, masallardan çıkmış gibi duran evi ve muhteşem bahçeleri. Çok şanslıydık ki hava bahçelerde gezmek için harikaydı. Peki buraya gitmek için ne yaptık? Get Your Guide sitesinden bir tur aldık. Sonradan anladık ki ana tur şirketi City Wonders imiş. İkisinden de Giverny turlarını inceleyebilirsiniz. Hangisi hoşunuza giderse ve bütçenize uygunsa, yorumlara da bakıp seçebilirsiniz. 

Biz günübirlik Giverny ve Versailles turunu seçtik. Bir sonraki yazımda anlatacağım ama şimdiden de söyleyeyim, Giverny için verilen süre yeterli olsa da Versailles için yarım gün pek de yeterli olmadı. Turla otelimize 5 dakika yürüme mesafesindeki Eiffel Kulesi'nin önünde buluştuk ve oradan otobüse bindik. Giverny, Paris'in merkezine otobüsle yaklaşık 1 saat. Yol boyunca rehberimiz bize Monet'nin hayatından ve resimlerinden bahsetti. Böylece, evine vardığımızda kendi kendimize gezmemiz için bizi serbest bıraktı, zaten anlatacağı herşeyi anlatmıştı. Monet, resim okumak istediği halde babası tarafından buna izin verilmemiş ve orduya yazdırılmış. Neyse ki bu kaderinden onu teyzesi kurtarmış ve Paris'e gidip sanat eğitimi alması için ona sponsor olmuş. Fakat Monet, sanat akademisinde aradığını bulamamış ve tutkusunun peşinden giderek İzlenimcilik (Empresyonizm) akımının öncüsü olmuş. Monet şanslı bir dönemde yaşıyordu çünkü eski zamanlarda boyaları hazırlamak kolay olmadığından ressamlar sadece atölyelerinde resim yapabiliyorlardı. Açık hava temalı resimler yapacaklarsa önce dışarıda onların taslaklarını yapıp, atölyede renkli boyalarla tamamlıyorlardı. Monet zamanında, küçük tüplerde boyalar üretilmeye başlandı ve dışarıda resimleri tamamlamak mümkün hale geldi. Münih'te Neue Pinakothek'te gördüğümüz, başka bir izlenimci ressam olan Manet'nin yaptığı, "Kayık'ta resim yapan Monet" resmi bu tekniğin çok güzel bir örneğidir. 

Monet ve Manet gibi genç manzara ressamlarının resimleri Paris'teki Salon'a kabul edilmeyince, bu ressamlar reddedilmişler sergisi açmaya karar vermişler. Bu sergideki resimlerden biri de Le Havre limanını resmettiği meşhur "İzlenim, Gün Doğumu" tablosudur. Bu tablonun resim değil ancak adı gibi bir izlenim olabileceğini söyleyerek onu gülünç bulan eleştirmenler, bu sanatçılara "Empresyonistler" (İzlenimciler) adını vermişler. Ama bu sanatçılar bu ismi beğenip sahiplenmişler ve bu adla anılmaya başlanmışlar. Monet resimleri daha önce gezici sergi olarak İstanbul'daki Sabancı müzesine gelmişti ve orada özellikle nilüfer bahçelerine hayran olmuştum. 
Monet'nin resimlerinde gördüğüm nilüfer bahçelerini gerçek hayatta görmek gerçekten çok güzel bir deneyimdi.  Evin içi Monet tablolarıyla doluydu. İki gün sonra Monet'in başka ünlü tablolarını da D'Orsay müzesinde görme şansına eriştik. Onu da daha sonra anlatacağım. Şimdi Monet'in hayat hikayesine devam etmek istiyorum. Camille Doncieux ile evlenen Monet'nin iki çocuğu oldu. Monet, 1876'da Ernest and Alice Hoschedé çifti ile tanıştı. Ekonomik olarak zor durumda olan Monet ve hasta eşi Camille, çocuklarıyla beraber bu çiftin evine yazı geçirmek için yerleşti ancak orada uzun süre kaldılar. Zamanının büyük bölümünü Paris'te geçiren Ernest Hoschedé, 1878'de sırra kadem bastı ve bir sene sonra da Camille öldü. Alice'in altı, Monet'nin iki çocuğuyla birlikte 8 kişilik bir aile oldular. Monet'nin işleri iyi gitmeye başlayınca bu büyük aile için kırsaldaki Giverny'deki bu evi satın almışlar. Monet, nilüfer bahçelerinin olduğu kısmı daha sonra satın alarak eve dahil etmiş. Evin hemen yanında Monet'nin resim yaptığı atölyesi şimdi müzenin hediyelik eşya dükkanı olarak kullanılıyor. Monet öldükten sonra evle Alice'nin çocuklarından biri ilgilenmeye başlamış. Bahçeler gerçekten muhteşem. Monet, aynı manzarayı günün farklı zamanlarında farklı ışıklar altında ve yılın farklı mevsimlerinde resmetmeyi çok severmiş. Bu sebeple, birbirine benzeyen birçok tablosu mevcut. Müzeyi gezmemiz bittikten sonra evin hemen yanındaki sokakta dolaştık ve çok güzel bir öğle yemeği yedik. 
Zamanın nasıl akıp geçtiğini fark etmediğimizden otobüsün bizi beklediği yere koşarak yetişmek zorunda kaldık. 





29 Nisan 2023 Cumartesi

Paris: 1.gün

 

Fransa'ya 6 kez gidip bir kere bile Paris'e gitmediğimi düşününce, dünyada turistlerin en çok ziyaret ettiği şehirlerden biri olan bu yeri de artık görmeliyiz dedim. Ankara'dan Paris'e salı ve cumartesi günleri direk uçuşlar var. Biz de kolay olsun diye bu yolu tercih ettik. Bu seyahati planlarken yine sygictravel uygulamasını kullandım. Sabah uçağına bindik, öğlen Paris'teydik. Havaalanında işlerimiz tesadüfi bir şekilde çabucak bitti ve trenle otele geçtik. Hotel Floride Etoile'de kaldık. Çok yakınında metro durağı vardı, hem Eyfel kulesine hem de Arc de Triomphe'e yürüme mesafesindeydi. Otelin hemen yanı başında Carefour olması da su ve abur cubur temini açısından kolaylık sağladı. Eiffel kulesinin bacaklarını ilk olarak otele giderken metronun penceresinden gördük ve bir heves Arda'ya gösterdik. Açıkçası insan fotoğraflardan büyüklüğünü algılayamıyor. Bence Eiffel kulesinin en etkileyici özelliği çok büyük olması. Biz tepesine çıkmadan etrafından dolanmayı tercih ettik. 

Daha sonra da Champ Elysees'ye doğru yürüdük. Yürümekten yorulunca şık bir restoranda mola verip şaraplarımızı yudumladık. Champ Elysees, Arc de Triomphe'dan Concorde meydanına doğru uzanıyor. Oradan da Lale bahçeleri ve en sonunda eski sarayın olduğu Lourve Müzesi var. Ayaklarınıza güveniyorsanız bütün bu yolu yürüyebilirsiniz ama ilk günden biz kendimizi bu kadar yormak istemedik. Champ Elysees'de yandaki fotoğrafta da görüldüğü üzere oldukça lüks mağazalar uzanıyor. 
Yürüyüşümüşe Arc de Triomphe'da bir bank molası ekledik. Dilerseniz bilet alarak Arc de Triomphe'a da çıkabilirsiniz. Ama biz ona uzaktan bakmayı tercih ettik. Yürüyüşümüzü otelde sonlandırarak ilk günümüzü çok da yorulmadan tamamladık. 


22 Ocak 2023 Pazar

Heineken Experience

 

Heineken müzesi Amsterdam'da mutlaka görülmesi gereken yerler listenizde olmalı. Biz, Amsterdam'da kalan son birkaç saatimizi burada geçirmeye karar verdik. Önceden internetten belirli bir saat dilimi için bilet aldık. İlgili saatte müzenin önünde uzun bir kuyruk vardı. İnsanları birarada alıp tura başladılar. Müze içerisinde bira yapımının aşamaları anlatılıyor. Bu bina yıllar öncesinde Heineken biralarının yapıldığı yermiş ama şuanda sadece müze olarak hizmet veriyor.
Heineken birası; su, arpa, şerbetçi otu ve Heineken maya özütünden oluşuyor. Müze, teknolojinin nimetlerinden faydalanarak sizi biranın bu yolculuğuna hem görsel, hem de işitsel olarak çıkarıyor. Hatta bir yere girerken yanımızda küçük çocuk olduğundan yüksek ses ve karanlıktan korkar mı diye sordular. 
Tur bir noktada sona erdi ve kendimiz bu eski bira fabrikasında gezmeye devam ettik. Bol bol ikram edilen biralardan içtik. Arda'ya da Fanta benzeri biri içecek ikram ettiler. Eşim bira doldurma yarışmasına katıldı ve ikinci oldu. Yarışmanın amacı en kısa zamanda en köpüksüz birayı doldurmaktı, dört yarışmacı vardı ve hepsi dünyanın başka bir yerinden gelmişti. 



Hollanda - Belçika gezimizin son durağını da bitirdikten sonra trenimizi yakalamak için koşturduk ama ne yazık ki müzede çok oyalandığımızdan kaçırdık. Bir sonraki trenle biraz daha dolanarak uçağımızın kalkacağı Brüksel'e döndük.





1 Ocak 2023 Pazar

Amsterdam 4.gün

 

Rembrant, Amsterdam için oldukça önemli bir figür. Rijksmüzesinde gördüğümüz Gece Nöbeti resminin heykel haline dönüştürülmüş halini Rembrant meydanında görmek mümkün. Amsterdam'ın merkezine yakın bir konumda yer alan bu meydan, gece hayatı için önemli bir yer olsa da biz burayı sabahın erken saatlerinde incin top oynarken gezdik. Meydana bu isim, ünlü ressam Rembrandt van Rijn'in evinin yakınlarında olduğu için verilmiş.  Eskiden bir tereyağı pazarı olan meydan, ziyaretçilerine birçok kafe; gece ise stres atabilecekleri birçok bar ve club seçeneği sunuyor. Meydan diğer birçok popüler turistik yere yürüme mesafesinde olup, tramvayla ulaşım da mümkün.
Rembrant meydanından sonraki durağımız yürüyerek ulaştığımız Çiçek Pazarı. Singel kanalında bulunan dünyadaki tek yüzen çiçek pazarı, Amsterdam'ın tüm merkezine çiçek tedarik ediyor. Sadece ikonik Hollanda lalelerini değil diğer çiçekleri de bulabileceğiniz birçok çiçekçi dükkanı var. Pazar, 19. yüzyılın ikinci yarısında kurulmuş. Çiçeklerin yanı sıra, burada bazı bahçe malzemeleri veya çiçek soğanı alabilirsiniz. Ama bu kadar yoldan eve hatıra olarak çiçek soğanı götürmek çok saçma geldiğinden tezgahlara göz gezdirmekle yetindik. Hala sabahın erken saatleri olduğundan dükkanlar yeni açılıyor, tezgahlar yeni kuruluyordu.
Üçüncü durağımız Begijnhof. Kökeni orta çağa dayanan, eskiden rahibe veya dinle ilgilenen kadınların ikamet ettiği iç avlulu bir yer. Günümüzde bu evlerde ihtiyaç sahibi kadınlar ikamet ediyorlarmış. Mekanı güncel ve anlamına uygun olarak kullanmaları çok güzel bir şey. Ziyaret etmeye karar verirseniz buranın bir özel mülk olduğunu, sessiz ve saygılı davranmanız gerektiğini unutmayın.

18 Aralık 2022 Pazar

Amsterdam 3.gün


Bu ve bir önceki gezimizde teknolojinin nimetlerinden faydalanarak Sygictravel diye bir uygulama yardımıyla tatilimizi planlamıştım. Gerçekten çok güzel bir uygulama, seçtiğiniz noktalara göre gün gün size özel haritada rota hazırlıyor ve görülecek yerlerlerle ilgili bilgileri düzenliyor. Yandaki resimle görülen yer Amsterdam terminali. Küçük bir şehir olan Amsterdam'ın içindeki ulaşım ise tramvayla sağlanıyor.

Biz i Amsterdam card almamıştık. Gereksiz bir şekilde pahalıya geliyordu ama son gün, günlük tramvay biletlerini keşfettik, o daha uygundu. Normalde her yere yürürüz diye düşünmüştük ama bu tatile çıkmadan önce Arda havale geçirdiğinden onu o kadar uzun mesafeler yürütmeye cesaret edemedik. Amsterdam, coffee shoplarıyla ünlü. Ama bu mekanların ünlü olmalarının sebebi bildiğimiz kahve değil, bu mekanlarda satılan hint keneviri ve onun katıldığı çeşitli ürünler. Biz yanımızda çocuk olduğundan bu tarz yerlere girmeye cesaret edemedik ama merak etmedim değil. Otelin her yerinde bu tarz ürünleri otelin içinde tüketmemek gerektiğini belirten uyarılar vardı çünkü bu maddeleri kullandıktan sonra halusilasyon görüp camdan atlayan insanlar olmuş. Kahve dükkanları dışında bu tarz maddeleri kullanmak yasak. Ayrıca, Türkiye'ye getirmek de yasak. Yakalanırsanız cezası var. 

Amsterdam'da ünlü olan başka birşey ise sex shoplar ve gösteri mekanları. Bu mekanların da türlü türlü çeşitleri var. Kimilerinde sadece izleyici olurken, bazılarında katılımcı da olabiliyorsunuz. 
1306 yılında inşa edilen Oude Kerk (Eski Kilise), Amsterdam'ın en eski yapılarından biri. Meşhur Red Light Bölgesi'nde. Bu klisenin birçok bar ve genelevine  yakınında olması ilginç bir kontrast oluşturuyor. Günümüzde kilise sadece dini değil; kültürel etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Burası aynı zamanda bir mezar yeri. Mezar taşlarını kilisenin zemininde görebilirsiniz. Gömülü olanlar arasında Rembrandt'ın karısı ve birkaç Amsterdamlı kral naibi bulunuyor. Fakat biz bu kliseyi gezme fırsatını bulamadık çünkü açık olduğu saatleri bir türlü programımıza uyduramadık. Onun yerine dışardan bakmakla yetindik.
Amsterdam'ın ana meydanı olan Dam Meydanı adını asıl amacından dolayı almış. Burada meydan yapılmadan önce, Amstel nehri üzerinde gerçek bir baraj varmış. Günümüzde ise Noel kutlamaları, çeşitli fuarlar, gösteriler ve toplantılar gibi yıl boyunca birçok etkinliğin düzenlendiği önemli bir meydan. Bu meydanda, 15. yüzyıldan kalma Nieuwe Kerk (Yeni Kilise), görkemli Kraliyet Sarayı ve ünlü Madame Tussauds Balmumu Müzesi gibi yapılar yer alıyor. Kraliyet sarayı, süslemelerle bezenmiş bir ön cepheye sahip, arka cephesinde ise omuzlarında dünyayı taşıyan Atlas heykeli bulunuyor. Meydanın karşısında 1956 yılında yerleştirilen 2.Dünya Savaşı anıtı bulunuyor.
Bir sonraki durağımız biraz hüzünlü. Güneş batmak üzereyken Dam meydanından Anne Frank Huis'a doğru yürüdük. Mayıs ayı olmasına rağmen hava kış gibi soğuktu. Üzerimizden kışlık montlarımızı çıkaramadık. Evin içini gezmeyip dışardan görmekle yetindik. Anne Frank ve ailesi 2. Dünya savaşı sırasında bu evde saklanmış. Anne'in babası, sahibi olduğu iş yerinin üst katında gizli bir geçitle geçilen ve ailesinin saklanabileceği bir mekan yaratmış. Burada iki aile birlikte ihbar edilene kadar yaşamışlar. Ne yazık ki hikaye mutsuz bir sonla bitmiş ve iki aileden geriye sadece Anne'in babası kalmış, diğerleri toplama kamplarında ölmüş. Anne'in babası ise kızının adını yaşatmak ve savaşın kötü yüzünü göstermek amacıyla, Anne'in saklandıkları sırada tuttukları günlükleri kitap olarak yayınlayıp, evi de müzeye çevirmiş. 







20 Kasım 2022 Pazar

Giethoorn

Giethoorn, benim için bu yolculuğa çıkma sebebimizdi. Artık teknolojinin getirdiği nimetler sayesinde Dünya'yı keşfetmek daha kolay. Sadece nasıl gideceğinizi, nerede kalacağınızı değil, Dünya'nın neresinde ne var, neleri görmek hoşuma gider sorusunun cevabı da internette. Özellik de Instagram'da. 


Sosyal medyada bazı şeylerin abartıldığını kabul ediyorum ama yine de telefon ekranında görüp merak ettiğim yerleri kendi gözümle görmek, o yerlerin içinde bulunmak hoşuma gidiyor. Çoğu zaman beğeniyorum zaten, abartıldığı kadar güzel olmadığında ise içimde kalmamış oluyor, diyorum ki ben orayı gördüm, abartıldığı kadar güzel değil. 


Konumuza dönersek, Instagram'da gördüğüm fotoğraflarına aşık olunca, başka bir teknoloji nimeti olan Google haritalardan yerini bulup gitmek istediğim yerler olarak işaretledim. Gittiğimize de pişman olmadım, abartıldığı kadar güzelmiş. Fakat ulaşımı biraz meşakkatli. 


Önce trenle Amersfoort'a gidiyorsunuz, orada aynı platformda tren değiştirerek Steenwijk'e gidiyorsunuz, Steenwijk'ten otobüse binip Giethoorn'a ulaşıyorsunuz. Yanımızda 5 yaşında bir çocukla bu kadar yol geldikten sonra eşim umarım değer dedi ve Giethoorn'u gördükten sonra değdiğine kanaat getirdi. 


Otobüsten iner inmez bizi bir Türkiye turizm afişi karşıladı. Biz oturduğumuz yerden buaralara gelmeyi hayal ederken onlar da bizim ülkemize gelmeyi hayal ediyorlar herhalde diye düşündüm içimden. Önce belirli saatlerde kalkan tekne turuyla keşfettik etrafı. Küçük su yollarının arasından geniş bir göle çıktık. 


Teknenin kaptanı içinde bulunduğumuz bu gölün derinliğini tahmin etmemizi istedi ve herkes bir tahminde bulundu. Kaptan elindeki yaklaşık bir buçuk metre uzunluğundaki sopayı göle soktu ve sopanın yarısı suyun dışında kaldı. Hepimiz suyun ne kadar sığ olduğuna şaşırdık. Tekne turundan sonra yürüyüş yaparak zaten küçük bir yer olan Giethoorn sokaklarında gezdik, birşeyler yiyip içtik ve bu cennet gibi yerde güzel havanın tadını çıkardık.





30 Ekim 2022 Pazar

Rijksmuseum

Rijksmuseum, Van Gogh Müzesinin hemen yanı başında. İkisinin arasında güzel havalarda insanların yayıldığı çimenlik bir alan var. Bizim gittiğimiz dönemde Rembrant'ın eskizlerinin sergisi vardı. Sergiye ilgi çok fazla olduğundan serginin olduğu bölümü gezmek için belirli bir saat dilimi seçmek gerekiyordu. Her zamanki gibi biletlerimizi internetten aldık ve bir saat dilimi seçtik. Karakalem çalışmaları gerçekten güzeldi. "Rembrandt,  karakalem birkaç çizgiyle, filin buruşuk derisini bize duyurabilen bir büyücü" diyor Gombrich. 
Rembrandt, gerçekçi portreleriyle ünlü bir ressam. Otoportrelerinde bile kendisini göze daha hoş gelecek şekilde çizmeye çalışmamış, olduğu gibi resmetmiş. Bir süre ün ve zenginlik içinde yaşadıktan sonra, düşüşe geçmiş. Hayatının sonunda eski kıyafetleri ve resim malzemelerinden başka bir şeyi yokmuş. Rembrandt'ın başka eserlerini daha önce St. Petersburg'taki Ermitaj müzesinde görmüştük. Rembrandt deyince aklıma hep koyu bir fona çizilmiş, müthiş detaylara sahip ve karanlık, karamsar resimler aklıma geliyor. Rijksmuseum'da görebileceğiniz, Gece Nöbeti eseri, onun en önemli şaheserlerinden. Oldukça büyük olan bu tablonun önü o kadar kalabalık ki ününün hakkını veriyor. 
Rembrandt'tan bir kuşak sonra doğan Hollandalı ustalardan Vermeer van Delft'in eserlerini de Rijksmuseum'da görmeniz mümkün. Vermeer, "çoğunlukla, tipik bir Hollanda evinin bir odasında duran sıradan figürleri işlemiştir. Bunlardan bazıları sıradan bir işe kendini vermiş tek bir figür içerir yalnızca. Örneğin, süt boşaltan bir kadın gibi." Herkesçe bilinen 'İnci Küpeli Kız' da Vermeer'in eseridir ama bu müzede yer almıyor. "Vermeer ile birlikte, janr (günlük yaşam) resmi, mizahi bir çizim olmaktan tamamen kurtulmuştur. Vermeer'in tabloları aslında içinde insan figürü bulunan ölüdoğalardır... Ressam, pencereden içeri süzülen ve bir kumaş parçasının rengini canlandıran ışığı gördüğünde neler hissetmişse, biz de aynı duyguları yaşıyoruz" diyor Gombrich. Vermeer'in favori renkleri olan sarı, mavi, gri ve beyazları başka resimlerinde de görebiliyoruz. 
Çocukla nasıl müze gezdiniz dediğinizi duyar gibiyim. Amsterdam'a gittiğimizde Arda 5 yaşındaydı. O zaman müze gezmeyi şimdikinden bile daha çok seviyordu (korona döneminin etkilerinden biri sanırım, artık evin içindeki konfor alanı terk edip çok fazla dışarda vakit geçirmeyi sevmiyor). Rijksmuseum'da onunla müzenin broşüründeki resimleri bulmaca oynamıştık. Müze içinde gezip resimleri birlikte inceleyerek eşleştirmek çok hoşuna gitmişti.  
Müzenin içinde muhteşem bir kütüphane var ama ne yazıkki sadece uzaktan bakıp fotoğrafını çekebiliyorsunuz. 
Müze içinde ilgimi çeken bir başka eser ise Jean Baptiste Vanmour tarafından yapılan ve Osmanlı'dan birçok insanın resmedildiği eser oldu. Eserin altında her resmedilen kişi ile ilgili bilgi var; Çavuşbaşı, Ağa, Kapıcıbaşı, Sultanın annesi, Sultan III. Ahmet, Sadrazam. Ayrıca Osmanlı'nın egemenliğindeki farklı bölgelerden insanlar da reddedilmiş; Bulgar bir kadın, Yunan bir din adamı, Tinos, Mikonos, Serifos, Kythnos ve Patmos adalarından insanlar, Ermeni bir kadın, erkek, çoban ve asker.

Sonuç olarak, Amsterdam'a gidilirse kesinlikle görülmesi gereken bir müze. İyi gezmeler...